11 Eylül 2018 Salı

The 100 – İsyan (4. Kitap) / Kass Morgan (Daha sonra 1. 2. ve 3. kitaplar gelecektir.)


Hikayenin geçtiği yerler: Dünyalılar'ın köyü, Kamp alanı, Taş, Revir

Karakterler:
  • ·         Clarke
  • ·         Wells
  • ·         Bellamy
  • ·         Octavia
  • ·         Glass
  • ·         Paul
  • ·         Clarke’ın Annesi
  • ·         Max
  • ·         Clarke’ın Babası
  • ·         Felix
  • ·         Eric
  • ·         Graham
  • ·         Luke
  • ·         Rhodes
  • ·         Soren
  • ·         Çimen

Koloniciler ve Dünyalılar artık aynı kampta yaşıyorlardı. Meclis kurulmuştu ve artık kararları üç kişi birlikte veriyordu. Eğer bir sorun olursa, seçim ile sorunun hangi şekilde çözülmesi gerektiğini anlıyorlardı. Hasat bayramı yaklaşıyordu ve kamptaki herkes hazırlık yapıyordu. Yemekler, İçecekler hazırlanmıştı. Wells’in elleri çatlamıştı ve yorulmuştu. Bellamy en iyi avcı olarak çok fazla hayvan vurmuştu ve oldukça büyük bir stok yapmıştı.

Birkaç gün sonra Hasat bayramını kutlamak için bütün yiyecekler çıkartılmıştı. Her şey yolunda gidiyordu ki bir anda açıklıkta bir bomba patladı ve ardından beyaz giysili adamlar silahları ile kampa ateş etmeye başladılar. Koloniden gelen muhafızlar hızlıca silah deposuna gitti. Hiçbir silah yerinde yoktu çünkü silahlar düşmanlardaydı. Herkes panik içinde etrafta saklanacak bir yer ararken beyaz giysili adamlar bazı kişileri bayıltıp kaçırdılar.

Bu savaş kamp alanında büyük bir zarara yol açtı. Eskiden neredeyse bir köy gibi olan kamp alanı yerle bir olmuştu. Muhafızların kuleleri yıkılmış, bazı evlerin duvarları mermi izleri ile dolmuştu. Max, Bellamy ve Rhodes birlikte kaçırılan kişilerin izini sürüp onları tekrar geri getirmeyi planlamışlardı ve bu iş için gönüllü kişilerin acilen yola çıkması gerektiğini belirtmişlerdi. Kaçırılanlar arasında Wells, Felix, Octavia ve Glass vardı. Gönüllüler ise Bellamy, Clarke, Luke, Paul ve iki dünyalı vardı. (Clarke doktorluğu bildiği için katılmıştı). Bir beyaz giysili adamdan aldıkları silahı en iyi keskin nişancı olan Luke’a verdiler ve altı kişilik kurtarma ekibi hızlı bir şekilde hazırlanıp yola çıktı.

Arabalar ile kaçırılanlar uzun bir yolculuktan sonra Taş (Kamp alanına saldırı açan topluluğun kutsal binası.) adındaki büyük bir yapının içine girmişlerdi. Bu yapının içinde kaçırılan kişileri bir geziye çıkardılar ardından erkek ve kız olarak ikiye ayrıldılar. Erkekler koşu antrenmanı yaparken kızlar ise temizlik ve yemek yapıyorlardı. Taş’ı yöneten kişi Soren idi ve Glass ‘ı  kendisine yardımcısı olarak seçti ve ona Taş’ın kurallarından bahsetti. Eşleşme töreni adında bir tören vardı ve bu törende herkesin bir eşi oluyordu. Erkekler ise çok fazla antrenman yaptıktan sonra bir güven testinden geçirilerek onlara bir rütbe veriliyordu veya geçemezlerse öldürülüyorlardı.

Uzun süredir iz süren Bellamy kardeşi Octavia’ya ulaşmak için hiç yorulmadan yürüyordu fakat ekibin geri kalanı çok yorulmuştu ve dinlenmek istiyorlardı. Gruba liderlik eden Bellamy herkesin isteği üzerine birkaç gece kalabilecekleri bir yer aramaya gitti ve grup liderliğini yolun başından beri konuşan Paul’a bıraktı. Bir süre sonra geri dönüp onları kalacakları yere götürdü ve oraya kamp kurdular. Luke ve Bellamy birlikte taşı aramak için yola çıktılar. Geri kalanlar da uyudu ve dinlendi. Luke ve Bellamy Taş’ı buldular ve içeriye girebilecekleri bir yer aramaya başladılar. Gece çok bir şey gözükmediği için sabah aramaya karar verdiler ve geri döndüler.

Taş’ta Çimen (Antrenör) Wells ve Graham ile iyi anlaşmaya başlamıştı. Wells ve Graham'ın planı onlardan biri gibi gözüküp doğru zamanda buradan kaçmaktı. O gün bir köyü yağmalamaya gideceklerdi. Ellerinde silahları ile yola çıktılar. Vardıklarında inip Küçük bir evi araştırmaya giden Wells ve Graham onları duyabilecek kimse olmadığından emin olduktan sonra Graham “Onları öldürelim mi?” diye sordu. Wells daha zamanı değil dedi fakat Graham Çimen’e ateş etti fakat mermiler isabet etmedi ve Çimen onu hızlı bir şekilde yakaladı.

Luke ve Bellamy tekrar Taş’a gittiler ve bir yol bulmaya çalıştılar. Bellamy bir anda aşağıya düştü ve bir silah odası keşfetti. El bombaları ve silahlar vardı. Yerdeki çuvalları alıp içine silahları ve el bombalarını doldurdular. Ardından dışarıya çıkıp çuvalları çalıların arkasına gizlediler. O sırada kamptakiler barışçıl bir şekilde içeriye nasıl girebileceklerini düşünüyorlardı. Onlarla konuşmayı düşünen dünyalı denemek için Taş’ın kapısına gitti ve Paul da gözcülük yapmak için Taş'ın yakınına gitti. Dünyalı arkadaşlarını geri almaya çalışacaktı. Bu planı uygulamaya başladılar. Kampta dört kişi kalmıştı.

Çimen Wells’ten Grahamın yaptığı suçu ödemesi için Graham’ı öldürmesini istedi. Wells Graham ile konuştu ve Graham sonrasında intihar etti. (Çünkü Wells onu öldürmek istemiyordu). Çimen Wells’e bir rütbe verdi ve ona "Sana artık güvenebiliriz." dedi. dedi. Bir sonraki gün eşleşme töreni vardı ve Taş’ın kalbinde olacaktı. Wells kaçmanın zamanının geldiğini düşünüyordu ve Glass’ı arıyordu. Sonunda Octavia’yı gördü ve ona kaçış planından bahsetti. Octavia planı bütün kızlara anlattı ve Glass ile konuştu. Wells ise tüm erkeklere anlattı. Wells işaret verecekti ve herkes çıkışa doğru koşacaktı; çok kişilerdi ve herkesi öldüremezlerdi.

Dünyalı erkekten hala haber yoktu. Paul geri dönmüştü. İçeridekiler için endişeleniyorlardı çünkü herkesin öldürülmüş olabileceğinden korkuyorlardı. Clarke gidip bakmak istedi ve Paul’un gözetlediği yere gitti fakat dünyalı erkeğin kafası bir çubuğa geçirilmişti ve mosmordu. Clarke koşarak geri döndü ve gördüklerini anlattı. Bunun üzerine Paul dışında (Çünkü Paul korkuyordu.)herkes silahların depolandığı çalılara koştu ve ardından Luke içeriye nasıl gireceklerini anlattı. Taş'ın duvarında el bombalarının geçebileceği boşluklar vardı ve el bombalarını oraya yerleştirdi. Ardından herkes hazırdı.

Luke işaret verdi ve el bombaları patlamaya başladı. Taş yıkılacak gibiydi. Yapı çok eskiydi ve duvar hemen yıkıldı. O sırada eşleşme töreni başlamak üzereydi ve patlama seslerini duyunca Wells işaret verdi ve herkes kaçmaya başladı. Soren bir sütunun altında kaldı ve Glass’tan yardım istedi herkes çıkışa koşuyordu ve Glass Soren ile bir süre bakıştıktan sonra koşmaya başladı. Bellamy yapıya girdi ve bir koridordan geçti. Koridordan çok fazla ses geliyordu ve bir anda insanları gören Bellamy donakaldı. Herkes kaçmıştı; planları işe yaramıştı. Taş’taki askerlerin silahları yoktu. Bellamy Wells’i gördü ve ona silahların yerini söyledi. Kaçaklar da silahlandıktan sonra Clarke yaralı var mı diye etrafta geziniyordu.

Glass sonunda gözüktü ve “Soren Öldü!” diye bağırdı. Herkes kaçmıştı ve Taş yıkılmıştı. Kaçanlar çok mutluydu ve çoğu kaçak Dünyalılar ve Kolonicilerin kampına döndü. Kamp yeniden yapılmıştı ve kurtarma ekibi başarıya ulaşmıştı. Yeni gelenler içinde evler yapılmaya başlandı ve sonunda güven içinde olduklarını hissettiler.                                                                                                                                            
 SON

21 Şubat 2017 Salı

Sömestr Gittiğim Yerler

İzmir, İstanbul, Umman, Muskat, Birleşik Arap Emirlikleri ve Dubai'de gördüklerimi içermektedir.

Bu gezi boyunca birlikte olduğum kişiler
  • Ben (Ali Toprak Dalkıran)        
  • Kardeşim
  • Babam
  • Annem
  • Dedem
  • Anneannem
  • Fatoş Abla


1. Gün

 Ben, kardeşim ve annem, dedemler ile birlikte İzmir havaalanına doğru ilerliyorduk. Annem dedemler ile 12 gün sonra bizi saat kaçta almaya geleceklerini konuşuyordu. Ben de uçak ya düşerse korkusuyla hiç konuşmadan düşünüyordum. Kardeşim çok mutluydu çünkü ilk kez uçağa binecekti. Valizleri aldık ve X-Ray cihazlarından geçtikten sonra bir süre bekleyip uçağa bindik. Uçak kalkarken benden hala ses çıkmıyordu. Uçak yükseldiğinde çok rahatladım ve çok mutlu oldum. Uçakta kardeşimle birlikte müzik dinledik annem ise kitap okudu. Uçak İstanbul'a indi ve tekrar X-Ray cihazlarından geçtik ve uzun bir süre Umman, Muskat uçağını bekledik. Sonunda uçak geldi ve hızlıca uçağa bindik. Kardeşim ile benim çok uykum vardı ama uyumamak için her şeyi yapacaktık.
Uçakta çok eğlenceli filmler izledik ve sonunda Muskat'a vardık. Babam bizim erken geleceğimizi bilmediği için onu havalananında uykulu bir şekilde bekledik. (Orada elbise giyen erkekler var ve çok değişik görünmekteler) Babam sonunda geldi ve hemen eve gittik. (Babam orada çalışıyor ve bir evi var.) Babamın evi 1+1 olmasına rağmen oldukça büyüktü. (Yatak odası nedense salon kadar aslında 0+2 olması gerekir bence) Uykumuz olduğu için hızlıca yattık.

2. Gün

   Sabah olduğunda hala çok uykum vardı ve bir süre daha yatakta kaldım. Babamın yastıklarını hiç beğenmemiştim çünkü sanki yastığın içinde hiç bir şey yoktu. Kahvaltıya oturduğumuzda ışık hızında yemeği bitirdim çünkü uçaktaki yemekler çok azdı. O gün dinlendik annem babamın istediği şeyleri valizden çıkarırken ben de kardeşimle oyun oynadım. Annem valizleri teker teker düzenlerken ben kardeşimle saklambaç oynadım ve hızlıca öğlen oldu. (Orası çöl ikliminin etkisi altında olduğu için sıcaktı ve dolayısıyla kısa kollu giymiştik. Kışın yazı yaşamak güzel bir duyguydu) Öğlen yemeğini yedikten sonra kardeşim havuza girme fikrini ortaya attı ama ben gelmedim. (Evde kalıp telefonda oyun oynamak daha mantıklıydı) Akşam babam geldiğinde yarın öğlen Dubai'ye gidiyoruz dedi ve 
çok sevindik. Annemin getirdiği projeksiyon cihazı ile internetten bir film izledik. Film bittiğinde uyuduk. 

3.Gün

   Güneş biraz fazla yukarı çıktığında uyandım ve tekrar annem ve kardeşimin benden önce uyandığını gördüm. Bu yüzden tekrar yataktan uyanık olmama rağmen kalkmadım. Kahvaltıya başlamış olan annemlere yetişmem gerektiğini anladım ve hızlıca yataktan kalkıp "beni bekleyin" diye bağırdım. Annemler ekmeklerle başlamıştı. Ben hızlı yediğim için onlara yetiştim ama maalesef hıçkırık tuttum. Aslında hıçkırık tutma riskini göze almıştım ama hıçkırıklarım konuşmama izin vermedi ve bu yüzden sütümü bitirmek zorunda kaldım. (Ben sütü genellikle sona saklarım bu yüzden sinirliydim) ve kalkıp kendime biraz daha süt koydum. Yemekten sonra babamın tekerlekli çalışma sandalyesinde oynadım ve babam öğlen olmadan geldi bizde hemen yola çıktık. Sınıra ulaşmak bir buçuk saat sürdü ve sınırdan hızlıca geçerken tekrar başa dönmek zorunda kaldık. Çünkü bir kağıda damga bastırmayı unutmuştuk. (Orada üç tane yerde ülkeden çıkış için kontrol noktası vardı ve biz birincisinde bir kağıda damga vurdurmayı unutmuştuk) Geri dönüp damgayı vurdurduk ve sonunda sınırdan geçtik. Fakat orada bir saat kaybetmiştik. bir saat sonra Dubai'ye vardık ve otele yerleştik. B abamın arkadaşı olan Fatoş Abla ile buluştuk. (O burada yaşıyordu ve bizi gezdirecekti) Emirates Mall'da yemek yedik ve benim ısrarımla otele döndük ve uyuduk.

4.Gün

    Uyandığımda biraz erken kalktığımı anladım ama benden bir dakika sonra annem kalktı ve sonra babam ve kardeşim. Yarım saat içinde çıkmamız gerekiyordu ve zamanında çıkmayı başardık. Fatoş Abla ile konuştuğumuz buluşma yerine geldik. Fatoş Abla bizi aldı ve The Beach'e götürdü orada adından da anlayacağınız gibi bir plaj ve restoranlar vardı. Big Chefs adındaki türk restoranında kahvaltı yaptık ve gezmeye başladık. Orada oyunlar olan bir yerde bir oyuncak panda kazandım, plajda yürüdük ve tekrar arabaya bindik, sonra Atlantis'e gittik (Denizin üzerinde yapay bir ada). Oradaki akvaryumu gezdik ve orada babamın arkadaşı ile buluştuk. Atlantis'in önündeki denizi seyrederek oturduk. Öğlenden sonra Fatoş Abla ile konuştuk ve bizi Atlantis'ten alması için buluşma noktası belirledik. Fatoş Abla'nın evine gittik ve orada yemek yedik. (Ekmek üstünde yumurta yedik tadı güzeldi) Sonunda Dubai Mall'a gittik ve park ettik (Oldukça kalabalık). Hızlıca arabadan inip Burj Khalifa'da her akşam yapılan ışık ve su gösterisini izledik. Bitince de taksi ile otele gittik.

                                                         

5.Gün

    Bugün büyük gündü. Çünkü Legoland'e gidecektik. Annemlere ısrar edip hızlıca çıkmamıza neden oldum ve annem otelde bir şey unuttu. Ben de keşke hatırlatsaydım dedim kendi kendime. Annem geldiğinde hızlıca taksi ile bir İtalyan restoranına gittik. Hızlıca kahvaltı edip Legoland'e doğru yola çıktık. Erken saatte geldiğimiz için yerler boştu ve şanslıydık çünkü daha yeni açıldığı için 3 tane tema parkına 1 tane tema parkı fiyatına girebilecektik. Yarım saat bekleyişin (ve kaynakçıların) ardından sonunda Legoland'e girdik orada çok fazla yer geçtik ve benim en çok beğendiğim bölüm olan Roller Coaster olan bölüme geldik. çok eğlenceliydi ve korkunçtu. Oradan sonra değişik bir bölüme geldik ve orada bir şeye binip çıktık. Eğlenceli bir Drop Tower'a sahip olan dördüncü bölümde biraz güldük ve pizza yemek için bir açık büfe restoranı bulduk. yemeği bitirdikten sonra su salıncağı gibi bir şeye bindik ama salıncak gibi ileri geri değil de hep etrafında dönüyordu. Çıkarken babam istediğimiz bir lego oyunu alacağını söyledi biz de seçtik. Artık Legoland'ten çıkıp 2. tema parkı olan Motion Gate'e gittik. (Orada üç tane Roller Coaster'a bindim) Orada hayatımdaki en korkunç Drop Tower'a bindim. Drop Tower'da 100 metre yüksekliğe çok hızlı bir şekilde altı kez inip çıktım ve bunu yaparken çok zor nefes aldım. Oradaki Dreamworks karakterlerinin bulunduğu bölüme gittik oradaki Roller Coaster'da da Drop Tower'daki şey biraz oldu. Roller Coaster bir anda hızlandı ve bizi karanlık bir odada döndürmeye başladı(Keşke hepsine bir kez daha binmek için zamanım olsaydı). Oradaki Kung Fu Panda karakterinin olduğu bölümde bir gösteri için çocukları sahneye çıkarıyorlardı. Biz de tam zamanında yetişip sahneye çıktık. Orada değişik Kung Fu hareketleri öğrendik. Artık benim beğendiğim Roller Coaster'a binecektik dört kişilik olan Roller Coasterlar'dan birine bindik ama Fatoş Abla bizimle gelemediği için başkalarıyla bindi. Oradan sonra da Ghostbusters oynadık ve oradan ayrıldık. Neredeyse saat dokuz olacaktı. (Türkiye'de sekiz) Ben ve Kardeşim çok açtık ve uykumuz vardı. Annemin çok istediği Bollywood'a gittik ve orası da hemen kapandı çünkü saat geçti. Biz de çıkıp taco yedik. (Restoranlar daha geç kapanıyor) Hayatımda ilk kez taco yedim ve tadını çok sevdim. Büyük bir cips parçası gibi olan taconun içindekilerin tadını da çok sevdim. Yarım saat sonra yoldaydık ve ben de keşke bindiğim tüm eğlenceli şeylere tekrar binebilseydim diye düşünüyordum. Drop Tower hala gözüküyordu.(Babamla Drop Tower'a bindiğim için o bana en tepedeyken her yerin gözüktüğünü söylemişti ama ben çok bir şey görememiştim) Sonunda otele geldik yataklara girdik.

                                                                         

 6. Gün

    "Sabah uyandığımızda son günümüz olduğu için hızlıca otelden ayrıldık ve tekrar her zamanki kahvaltı yaptığımız yer olan Big Chefs'de kahvaltı ettik ve biraz daha gezip arabaya gittik. Oradan annemin isteği üzerine Eski Dubai'ye gittik. Orada şeker kamışı suyu içtim. Tadını açıklamak biraz zor gelecek ama eğer içerseniz hayatınızda içtiğiniz en şekerli içecek olacağına eminim. Kafanıza dikmeniz olanaksız(%99,9999999999999 Oranla :D ). Yarısına gelmeyi başarırsanız (ki ben başardım )bazı kabuklar gelmeye başlıyor. Ben bunun yarısına anca bir saatte geldim. Şimdi gelelim gezdiğimiz yerlere; Orada etrafı dolaştıktan sonra oradaki çarşıya girdik ve annemler yüzünden orada bir saat kaybettik. Yola çıktığımızda babamın haritası çalışmadı ve kaybolduk. Babam çok sinirlendi ve sonunda duracak bir yer bulduk. Orada babam haritayı düzeltti ve yola devam ettik. Uzun süren bir düz yolun ardından sınıra az kaldığını anladık. Çünkü artık dağlık alanlar vardı ve yollar engebeliydi. Bir süre sonra harita tekrar bozuldu ve o hiç bilmediğimiz yollarda kaybolduk. Ama babam pes etmedi ve yoldan biraz geri döndü. Orada olan göbekten farklı tarafa gitti ve bir yolunu bulup bizi sınıra çıkarmayı başardı. Sınırdan geçtik ve tekrar eve döndük. Bir film izledikten sonra da yattık.

7. Gün

     Sabah hızlıca uyandık ve kahvaltı yaptık ve bitince hemen kardeşime lego yapalım dedim ve yapmaya başladık. Öğlene kadar lego yaptık ve çok eğlendik. Öğlen yemek yedikten sonra da havuza girdik ve çok eğlendik. Havuzda kardeşimle çok güzel oyunlar oynadık. Yüzdük yarış yaptık (hep ben yendim) ve su savaşı yaptık. Eve döndük ve yıkandık. Sonra saklambaç oynadık ve ben bir saat babamın tekerlekli çalışma sandalyesiyle oynadım babam geldiğinde birlikte yemek yedik. Yemek bittikten sonra ben de  masa tenisi çalıştım. Ondan sonra da film izledik ve yattık.

8. Gün

    Sabah kalktığımda biraz geçti. Yataktan kalkmak istemeyince kardeşim beni kaldırmayı başardı ve ben de salonda oturdum. Anneme kahvaltıyı hazırlamasında yardım ettim ve o da o sırada krep yaptı. Kardeşim de günlüğüne yazı yazıyordu. Babam erken kalkıp çıktığı için kahvaltıyı üçümüz yapıyorduk. Annem babama da bir krep saklamayı unutmadı kahvaltı çok güzel olmuştu. O gün tekrar lego yaptık ve bitirmeyi başardık. Sonra kardeşimle oynadık. O gün öğlen yemeğinden sonra annemler havuza gitti ama ben gelmedim ve evde telefonda oyun oynadım. Annemleri beklemekten sıkıldım ve orada en çok eğlendiğim şey olan babamın tekerlekli çalışma sandalyesine bindim ve annemler gelinceye kadar binmeye devam ettim. Çok eğlendim ve sonunda annemler geldi ben onlar yıkanırken bile sandalyede oynuyordum. Artık babamın gelme saati yaklaştığında hep birlikte kitap okuduk. Babam geldiğinde oturduk ve biraz dinlendik. Akşama doğru ailecek yemek yedik ve film izledik. Sonra da her zamanki gibi uyuduk.


9. Gün

    Sabah erken kalktığım için yatmaya devam ettim. Kardeşim kalktığında onunla salonda sessizce lego oynadık. Annem kalktığında ise kardeşim ile annem sofrayı hazırlarken ben de tabakları yerleştirdim. Kahvaltıda çok güzel bir yumurta yedik ve ben yemeğimi bitirince tabakları mutfağa götürdüm ve yıkadım. Annem de çok sevindi. Kardeşim anneme sabahtan beri "bugün denize gitsek olur mu?" diye soruyordu ve annem sonunda kardeşime mutlu haberi verdi ve hazırlanıp yola çıktık deniz yakındı ve yürüyerek gidecektik. Kardeşim evlerin numaralarını söylerken ben de anneme orada ne yapacağımızı soruyordum. Sonunda deniz kenarına geldik ve kardeşim koşturarak denize ayaklarını soktu. Ben de annem ile birlikte bir havluyu kumlara serdik ve uçmasın diye köşelerine ağır şeyler koyduk. Ben de gidip ayaklarımı soktum ama bir şey fark ettim, denize yakın olan yerler nedense bataklık gibi batıyordu. Ben de hızlıca geriye koştum ama kardeşim hiç umursamadan oraya bir çukur kazdı ve içini biraz su ile doldurup oturdu. (bunu yapmayı çok seviyor) Ben de terliklerimi çıkarıp deniz kıyısında çok batmayan bir yer aramaya başladım. O sırada esen şiddetli bir rüzgar  kumları kaldırdı ve minik bir kum fırtınası oldu. Uçuşan kumlar bacağıma geldi ve bacağım biraz acıdı. Ben de bunu unutmamaya çalıştım. (Ama unuttum. Bunu bana kardeşim uçakta hatırlattı) Sonunda kardeşimi denize girmeye ikna ettim o da ben daha bacağımı suya sokamamışken suya atladı ve biraz şaşırdım. Az önce denize girmek istemeyen kardeşim şimdi suya atlamıştı. Ben de orada uzun bir bekleyişten sonra atladım ama su biraz soğuktu. (Kardeşim beni ıslattığı için atladım aslında) Biz bir süre eğlendikten sonra babamın öğle arasında izin aldığını gördük çünkü o da gelmişti. Kardeşim hızlıca sudan çıkıp babamı ıslatmak istedi ama babam kısa süreliğine geldiği için kardeşimin kendisini ıslatmasına izin vermedi. Babam gittikten kısa bir süre sonra biz de gittik ve yıkandık. Evde ben her zamanki gibi babamın tekerlekli çalışma sandalyesine bindim ama kalkıp su içmeye gittiğimde kardeşimin sandalyede geziyor olduğunu gördüm ve sinirlendim. Öğlen yemeğine oturduk ve hızlı bir şekilde yemek yedik çünkü çok acıkmıştık. Babam geldiğinde bizi bir Türk restoranına götürdü ve orada ben pizza annem babam ve kardeşim de et-pilav-köfte yediler. Yemek yerken ben, kardeşim ve annemin çok rahatsız olduğu bir şey vardı. Bir kedi hep masanın altında geziniyordu. Kediyi kaçırsalar bile tekrar gelmeye devam etti . Sonunda yan masaya gitti ve kurtulduk yemekler bittiğinde saat geç olmuştu. O gün film izlemeden yattık ve uyuduk.

         10. Gün

    Sabah olduğunda kalktım ve telefonda oyun oynadım ve bir yandan legoları topladım. Legoları valizlere yerleştirirken sesten dolayı kardeşim uyandı. Kardeşim annemi hızlıca uyandırdı ve annem kalktığında bu akşam babamın pakistanlı arkadaşı ile yemek yiyeceğimizi söyledi. Ben mutlu oldum çünkü onların oğlu ile konuşabilecektim. Birlikte ingilizce konuşmamız gerekiyordu ve benim ingilizcem çok iyi değildi. Annem babam ile konuştu ve babam eve geldi biz de birlikte kahvaltı ettik. Kahvaltıdan sonra babam hızlıca gitti ve biz de biraz oturduktan sonra ev işleri yapmaya başladık. Ben yerleri süpürdüm ve kardeşim de salondaki küçük işleri yaptı. Annem bulaşıkları yıkadıktan sonra ben çöpleri attım ve havuza gittik. Orada babamın satın aldığı disk gibi şeylerle oynadık. Annem kitap okudu ve bir süre sonra o da bize katıldı. Annem diskleri attı ve ben tutmaya çalıştım. Kardeşim yüzme antrenmanı yaptı. Bir süre sonra çıktık ve yıkandık. Ben yıkandıktan sonra babamın tekerlekli çalışma sandalyesiyle oynadım ve biraz da kardeşime verdim. Babam geldi ve bizi dışarıya çıkardı. Oradaki büyük Carrefour'da
Türkiye'de CarrefourSA olarak geçiyor) gezdik ve ben oyunlara baktım. Gezerken babamın pakistanlı arkadaşları ile buluştuk ve benim de yurt dışından bir arkadaşım oldu. O anda çok sevinmiştim. Yavaşça restorana gittik ve sipariş verdik ben de orada konuşabildiğim kadar iyi ingilizce konuşmaya çalışıyordum. Konuşmayı iyi başardım çünkü çok sorun çıkmadı. güzelce yemek yedik. ve birbirimizle e-maillerimizi paylaştık. Akşam biraz geç saatte eve döndük ve uyuduk.
 11. Gün

    Bu gün son günümüz olduğu için biraz üzgündüm. Çünkü buraya biraz alışmıştım sıcak olması güzeldi ama buraya yazın gelmeyi asla istemezdim. (Yazın burası atmış dereceye kadar çıkabiliyor)
O gün tatildi ve geç kalkmıştık. Annem o gün pişi yaptı ve çok sevindik. Bu yüzden yavaşça kahvaltı ettik ve denize doğru arabayla yola çıktık. Bugün hava fazla rüzgarlıydı. Annem ile Babam deniz kabuğu toplarken ben kardeşimle birlikte deniz kenarında dalgaların bacaklarımıza değmemesi gereken bir oyun oynuyorduk. Biraz eğlenceliydi. Bir saat (Bana öyle geldi) sonra arabaya binip eve döndük. Orada ayaklarımızı yıkadık ve The Walk adındaki marketlerin olduğu sokağa gittik. Orada marketin içindeki oyunların olduğu bir yerde çok fazla oyun oynadım ve oradan bir saat aldım. Kardeşim ise bir top aldı ve gittik. Annem biraz üşüdüğü için yürüyerek eve gittik ve annemin montunu aldık. Bu sıcak havada annemin mont ile gezmesine şaşırdım. Aslında bu gün biraz fazla esmişti ve ben de biraz üşümüştüm. Üşüdüğümüz için annem ve babam kendilerine kahve bize de sıcak çikolata aldı. Oradan eve gittik ve orada biraz oturduk. Otururken Fatoş Abla aradı ve Dubai'ye kar yağdığını söyledi. Biz de burada çok şiddetli rüzgar olduğunu söyledik. (Yukarıda bahsettiğim Atlantis adındaki yapay adayı sel basmış) Ben de korkuyla babama "Uçak düşmez dimi" diye sorunca babam güldü ve "Düşmez sen hiç merak etme"dedi. Annem o sırada valizleri kapatmakla meşguldü. Biraz dinlendik ve babam bizi havaalanına götürdü. Bize uçağın kalkışını izleyeceğini söyledi ve vedalaştık. Üzgünce uçağı bekledik ve üzgünce uçağa bindik. Ben uçakta verilen yemeği yediğim gibi uyudum. 

12. Gün

    Annem beni sabaha doğru uyandırdı ve İstanbul'a vardık. Uçak kırk beş dakika içinde havaalanında olacaktı ve biz de hızlıca gittik. Bizi biraz erken aldılar fakat uçakta fazla bekledik. Kalkmamız gereken zamanda kalktık ve kahvaltıda sandviç yedik. Çok çabuk bir şekilde İzmir'e vardık ve Valizleri almak için valizleri alma bölgesine doğru yürüdük. Valizleri alırken beni arkadaşım aradı ve ne zaman bilgisayar oynayacağımı sordu ben de belki yarım saat sonra oynayabilirim dedim ve telefonu kapattım. Valizleri alıp dedemleri beklemeye başladık ve kısa bir süre içinde arabaya binip eve gittik. Evde arkadaşımla bilgisayar oynarken annemler uyudu ve öğlen oldu. Annem uyandığında benim kitap okuduğumu gördüğü için mutlu oldu. Öğlen yemeği yedik ve dinlenmeye devam ettik. Ben yapmam gereken projeyi hazırladım ve kardeşim de bu özeti yazarken yararlandığım günlüğünü yazdı. Annem akşam yemeğini hazırladı ve ben yorgun olduğum için erken yattım.





SON




















13 Ocak 2016 Çarşamba

Annemi ve Babamı Neden Seviyorum?

Başlamadan Önceki Düşüncelerim:

       Başlamadan önce neden diye mi anlatsam... Yoksa hikaye mi anlatsam diye düşündüm. Sonunda karar verdim ilk başta neden sonra aklıma hikaye gibi bir anı gelirse onu anlatacağım. (5-6 neden)

(İlk başta annem) Nedenler:
  • İlk başta beni doğurmuş olmasıdır,
  • İkinci olarak bana bakmış ve büyütmüş olmasıdır,
  • Üçüncü olarak bana harçlık vermesi,(:D)
  • Dördüncü olarak benim fikirlerime saygı göstermesi,
  • Beşinci olarak benimle marketten istediğim bir şeyler alması,
  • Altıncı ve son olarak bizi hastalanınca doktora götürmesi.

Hikaye:
   
Bir akşamdı, galiba sekiz yaşındaydım. Annem ile birlikte anneannemlerin evlerine yakın bir kırtasiyeydi. (Annem bana bu konuda bir şey söylememişti) Galiba onun tanıdığıydı. Kırtasiyeye girdiğimizde, ben her yerin kalemlerle dolu olduğunu gördüm. Doğrusu biraz da şaşırmıştım. Kırtasiye küçüktü bu yüzden böyle düşünmüştüm. Oradan ben kendime bir kalem seçtim. Pembe bir boya kalemiydi. Annem benim için o kalemi aldı.

Kırtasiyeden çıktık. Ben kırtasiyenin olduğu yeri pek sevmemiştim. Dar bir sokakta yer almaktaydı. Annem ile arabaya binip eve doğru yola çıktık. Eve varmıştık. En üst kata çıktık ve eve girdik. Kardeşim içeri girdiğimde elimdeki pembe kalemi görünce benden istedi. Ben de ona verdim. Zaten benim düşüncem de kalemi kardeşime vermekti. Sevindim. Olmazsa kardeşimin kalemi oluştu.


                                                                                    SON


(İkinci olarak babam)Nedenler:
  • İlk başta bana bakmış ve büyütmüş olmasıdır,
  • İkinci olarak bana iki tane oyun konsolu ve kumandalar alarak beni çok mutlu etmiş olasıdır,
  • Üçüncü olarak tamir işlerinde onun benden yardım istemesi,
  • Dördüncü olarak bir süre bekledikten sonra istediğim şeyi alması,
  • Beşinci olarak uzak yerlerde çalışarak para kazanması,
  • Altıncı ve son olarak bana kitaplar alması.

Hikaye:

Bir akşamdı, galiba yedi yaşımı bitirecektim. Çeşme'de bir yazlık almıştık. Yazlığa gelmiştik. Hızlıca içeri girdik. Babam içeriye mobilyaların parçalarını taşıyordu. Ben de hafif şeyler taşıyordum. Salon ile mutfak birleşikti. Üst kata doğru çıkan bir merdiven vardı. Elimdekileri salona bırakıp yukarı çıktım kardeşim de beni takip ediyordu. Birlikte yukarı çıkıp baktık. Büyük odalar vardı. En büyük odada bir tuvalet daha vardı. Üst katta iki, alt katta ise bir tuvalet vardı. Yani yazlıkta üç tane tuvalet vardı.

Babam ile mobilyaları yapmaya başladık. Yapmak kolaydı. Çünkü parçalar hazırdı ve biz de mobilyanın yapımını gösteren kılavuza bakıp yapıyorduk. Babamın o günlerde bana küçük bir matkap aldığını hatırlıyorum. O matkapla babama yardım ediyordum. Dört yada beş tane mobilyayı yapmasına yardım etmişimdir. O günler çok güzeldi. Keşke hemen yaz gelse de tekrar yazlığa gidebilsem. :(




                                                                                SON



Bitirdikten Sonraki Düşüncelerim:
Bu konuyu babam bana ödev olarak vermişti. Ben de yapıyım dedim ve başladım. Şimdi de bitirdim. Doğrusu kolaydı. Babam bana istediğim şeyi alacak mı acaba?    :D





                                                                    
GERÇEK SON 




12 Kasım 2015 Perşembe

Dedemin Bahçesindeki Minik Karpuz









1 Kasım 2015 Pazar günü dedemin bahçesindeydik. O gün çok güzel geçmişti. Çünkü, dedemin bahçesindeki zeytinleri toplamıştık. Bundan sonra da teyzem, annem ve kardeşim ile yürüyüşe çıktık. Yürüyüş çok güzel geçmişti. Dedemin bahçesine geri gelmiştik. Öğlen yemeğini yedik. Ben doymuştum. Kulübeye girip birazcık yattım. Uyumuştum. Midemdeki yiyecekler sindirilmişti ve rahatlamıştım.

Kulübeden çıkınca etrafta biraz gezindim. Bir ağacın kenarında daha önce görmediğim mantarlar çıkmıştı. Dedeme sordum "Dede ağacın altında ten renginde mantarlar var." dedim. dedem bana şöyle cevap verdi "Onlar zehirlidir." dedi. bende o mantarlara daha az yaklaştım. Sayıları fazlaydı. Biraz sonra babam merdivenle ağaca çıkıp bir meyve aldı.

Babam beni çağırmıştı onun yanına gittim. Topladığı meyvenin ismini sordum. Babam "cennet elması" diye cevap verdi. Bu elmalar çok turuncuymuş dedim. Babam bana merdivene çıkmamı istedi. Bana göre merdiven pek de sağlam değildi. Ama çıkıp babamın elinden cennet elmalarını aldım ve dedemin yanına gittim. cennet elmalarını ona verdim.

O sırada anneannem geldi. Elindeki mini minnacık bir karpuz dikkatimi çekti. Babam geldiğinde hemen ondan bu minik karpuzu kesmesini istedim. Babam dedeme sordu ve dedem "evet" diyince karpuzu kesti o sırada kardeşim de geldi. Karpuzu kestiğimizde babam karpuzun tam büyümediğini söyledi ama bir kere ısırabildik. Karpuzun fotoğrafları yukarıdadır.

Karpuzun küçük olduğunu görmüşsünüzdür. Tadı çok güzeldi normal karpuz gibi. Dış renkleri koyu yeşil ve yeşil. Çekirdekleri normal karpuzdaki beyaz çekirdeklere benziyor. Ben bu kadar görüyorum.
lütfen yorumlarda siz de belirtiniz.










10 Kasım 2015 Salı

Saygıyla Anıyoruz / 10 Kasım / 1881 - Atatürk - 1938

SAYGIYLA ANIYORUZ

O bu milleti kurtaran kurtarıcımız Atatürk. Atatürk'ün kısaca hayat hikayesi şöyledir:
-1881 yılında şu an Yunanistan sınırları içinde yer alan Selanik'te doğdu. Annesi Zübeyde Hanım, babası ise Ali Rıza Bey'dir. Bu iki çift çocuklarının ismini "Mustafa" koyar. Mustafa annesinin isteği üzerine ilk olarak Mahalle Mektebi'ne (1) gitmiştir. Sonrasında da yeni taktikler ile öğreten Şemsi Efendi İlkokulu'na (1) gitmiştir.

Selanik Ortaokulu'nda (1) matematik öğretmeni Mustafa'ya "Mustafa bak senin adın da Mustafa benim adım da Mustafa. Ben sana Kemal adını veriyorum" demiş. Bundan sonra Mustafa'nın adı "Mustafa Kemal" olur. Mustafa Kemal babasını o yıllarda kaybeder. Annesi ile çiftliğe giderler. Mustafa Kemal o yıllarda okula devam edemez. Çiftlikte her gün annesinden gizli ders çalışır ve annesinden gizli Selanik Askeri Rüştiyesi'nin (1) sınavlarına girer ve kazanır.

Mustafa Kemal'in ilk katıldığı savaş Trablusgarp savaşıdır. Osmanlı Devleti o yıllarda saldırıya uğramıştır. O sıralardaki Çanakkale savaşını anlatmak istiyorum. O sırada İngilizlerin planı Çanakkale boğazından geçip İstanbul'u işgal etmekti ama güney ordusu buna izin vermedi. O savaşta tam 57 bin (2) şehit verildi. İngilizler yenilgiye uğramışlardı.

Mustafa Kemal tüm Türkiye'yi düşmanlardan temizlemişti ve TBMM'ni kurdu. Bundan üç yıl sonra da Cumhuriyeti kurup bağımsızlığımızı ilan etti. Çok büyük devrimler ile Türkiye'yi çağdaş ülkeler düzeyine çıkardı. Dolmabahçe sarayında 1938 yılında hayata gözlerini yumdu. Atatürk Türkiye için çok çalışmıştır. Biz de onun ilke ve inkılaplarına sahip çıkalım ve sonsuza dek yaşatalım.

Ali Toprak Dalkıran tarafından kaleme alınmıştır.

1: http://www.olcaysurucukursu.com/ataturkun_okudugu_okullar.html, [Erişim tarihi: 10/11/2015]
2: http://www.canakkale1915.com/sehitsayisi.htm [Erişim tarihi: 10/11/2015]

SAYGIYLA ANIYORUZ


3 Kasım 2015 Salı

Mogu Mogu

Benim en sevdiğim içecek olan Mogu Mogu'yu üçüncü sınıfta ilk kez içmiştim. Tadı çok güzeldi. İçinde hindistan cevizi parçacıkları olduğunu içtiğimde fark ettim. Mogu Mogu'nun üç ayrı tadı var:
-1. Mango, 2. Galiba karpuzdu 3. Ananaslı. Hepsi de çok güzeldir. Siz de içerseniz tadının güzel olduğunu tadabilirsiniz. (Herkesin damak tadı farklıdır. Sizin damak zevkinize göre değişir.)


Mogu Mogu'yu (Bunu yazdığım tarihe göre.) bir gün önce aldım. Mangoluydu. Onun da tadı çok güzeldi. Bir gün önce Alsancak'taydık. Mogu Mogu'yu bakkalda gördüğüm gibi hemen babamdan istedim. Babam beni kırmadı ve aldı. Aldıktan hemen sonra yukarıdaki fotoğrafı çektik. O gün çok yoğundum. Akşama doğru eve geldiğimde yatağıma yatıp kitap okudum...

Dünden aklımda kalan Mogu Mogu'yla ilgili şey ben yürürken yanlışlıkla bir yere takılınca Mogu Mogu'nun paltoma dökülmesiydi.


SON


22 Ekim 2015 Perşembe

Korkunç Ahtapot Zepha - Adam Blade


Hikaye, Sarayda, yolda ve denizde geçiyor.

Hikayenin kahramanları,

  • Tom,
  • Elenna,
  • Kral Hugo,
  • Aduro,
  • Fırtına,
  • Gümüş,
  • Korkunç Ahtapot Zepha,
  • Callum,
Usta, Malvel'in yenilgiye uğradığı için seviniyordu. Anahtarı alıp kapıyı açtı. Altın zırh içerideydi. Usta içeri girdi. Altın zırhın yanına giderken bir anda yarasalar uçmaya başladı. Usta yere düştü. Yarasalar altın zırhı almıştı.

Tom ve Elenna Kral Hugo'nun karşısındaydılar. Kral Hugo onları bir odaya götürdü. Odanın kapısı açıktı içeri girdiklerinde yerde yatan bir adam gördüler. Adamın çok yarası vardı. Tom ve Elenna hemen koşup adamı kaldırdı. O sırada Kral Hugo altın zıhın orada olmadığını görünce bunun Malvel'in işi olduğunu anladı. 

Malvel'in yarasaları, altın zırhın parçalarını Malvel'in emriyle Avantia'nın her bir yanına dağıttılar. Malvel, altı yeni canavar yaratmıştı. Bu altı canavar, hem Avantia'ya zarar veriyor, hem de altın zırhın parçalarını koruyorlardı. Kral Hugo, Tom ve Elenna'ya yeni görevlerinin Malvel'in yarattığı altı canavarı yenmek olacağını söyledi.

Tom ve Elenna, hemen hazırlandılar, yaralı adam da Kral Hugo'nun emriyle saraydaki revire götürüldü. Tom ve Elenna, Fırtına ve Gümüş'ü alıp yola çıktılar. Tom Aduro'nun verdiği sihirli haritaya baktı. Deniz Yılanı Sepron'u serbest bıraktıkları yere gideceklerdi. Tom ve Elenna hızlıca yola devam ettiler. 

Akşam oluyordu. Tom ve Elenna, kamp yapmaya başladılar. O sırada Gümüş'te kendine yiyecek bulmaya gitmişti. Gümüş gelince Tom ve Elenna ateş yakıtlar ve uyudular. Ertesi gün yola devam ettiler. Sahile geldiklerinde, Elenna Tom'a, sahilin kenarındaki evleri işaret ederek, "Tom, bak bütün evler yeniden yapılmış." dedi. Tom, o sırada Calum'u gördü. 

Calum, Tom'la yeniden karşılaştığı için sevindi ama birazcıkta üzgündü. Çünkü, denizde balıkları öldüren bir şey vardı. Calum, Tom'a bu zamanlarda hiç balık tutamadığını söyledi. Tom, bunun Malvin'in işi olduğunu biliyordu. O sırada Malvin ortaya çıktı ve savaşacağı canavarın isminin Korkunç Ahtapot Zepha olacağını söyleyip gitti. Tom, Malvin'in bu hızlı gelip gidişine şaşırmıştı.

Tom, Calum ile birazcık daha konuşarak evlere doğru gitti. Calum'un babası Tom'u tekrar gördüğüne sevinmişti. Tom, Calum'un babasına yine bir kayık alması gerektiğini söyledi. Calum'un babası Tom'a bir kayık verdi. Tom bu kayık ile denize doğru açıldı. Yanında Elenna da vardı. Gümüş ve Fırtına, Calum ile birlikte kalmışlardı.

Tom ve Elenna birazcık ilerlediklerinde bir anda denizde bir girdap oluşmaya başladı. Tom, Aşağılarda bir yerde Zepha'nın olduğunu anladı. Tom, Elenna'ya kayıkta beklemesini söyleyerek girdaba atladı ve suya daldı. Aşağıya indiğinde, parlayan bir şey gördü. Parlayan şeyin yakınına gittiğinde onun altın zırhın bir parçası olduğunu gördü.

Bir anda, bir kol, Tom'un bacağını kavradı ve bir yere doğru çekti. Tom, Zepha'nın altında olduğunu gördü. Zepha bir mürekkep balığıydı! Tom'un nefesi gittikçe azalıyordu. Zepha'nın kolunu kesmeye çalıştı. Zepha'nın canı yandığı için Tom'u bıraktı. Tom hemen yukarı çıktı ve nefes aldı. O sırada Elenna'nın kayıkta olmadığını gördü, aşağı daldı ve Zepha'nın Elenna'yı yakalamış olduğunu gördü.

Tom hemen Elenna'yı kurtarmak için Zepha'nın yanına gitti. Tom Elenna'yı kurtarmayı başarmıştı ama Zepha'nın kolu Tom'u yakalamıştı ve ağzına doğru çekiyordu. Tam o sırada kalkanını alıp Sepron'un dişini ovaladı. O sırada suyun içinden bir çığlık duyuldu. Sepron Tom'u kurtarmaya geliyordu. Zepha, Tom'u bıraktı ve Sepron'a saldırmaya başladı. Sepron çevik davranarak Zepha'yı sarmaya başladı.

Zepha bir anda parladı ve söndü o sırada Zepha minicik mürekkep balıklarına dönüştü. Tom ve Elenna yukarıya doğru yüzdüler. Tom ve Elenna kayığı görebiliyorlardı. Elenna kayığa doğru yüzdü. Tom da tekrar suya dalıp altın zırhın bir parçası olan atın kaskı alıp yukarıya çıktı. Tom kayığa binince kaskı kafasına taktı. Kask, bir anda kafasına oturmuştu. Tom, dikkatlice baktığında buradan fırtınanın göz bebeğini bile görebiliyordu. Altın kask Tom'a keskin görme yeteneği vermişti.

Tom ve Elenna sahile geldiklerinde Fırtına ve Gümüş'ü aldılar. O sırada, Tom ve Elenna'nın önünde büyücü Aduro belirdi. Büyücü Aduro, Tom'a bir sonraki savaşacağı canavarın Dev Maymun Pençe olacağını söyledi. Tom ve Elenna, yeniden yola çıktılar.


SON


Ali Toprak Dalkıran sizce bu öyküden ne öğrendi? Lütfen yorumlarınızı yazınız? Kendi yorumlarınızı yazıp beğenmeyi de unutmayınız.
































10 Ekim 2015 Cumartesi

Alev Kuşu Epos - Adam Blade


Hikaye yolda, ormanda ve bir mağarada geçiyor.

Hikayenin Kahramanları,

  • Tom,
  • Elenna,
  • Alev Kuşu Epos,
  • Aduro,
  • Owen,


Owen kaybolduğunu düşünüyordu. İzlediği tünel karanlık bir mağaraya çıkıyordu. Owen, dışarıda oynarken bu mağaranın içinden gelen sesleri duyduğu için mağaraya girmişti ve kaybolmuştu. Mağaradan sesler gelmeye devam ediyordu. Owen mağaraya bir hayvanın girdiğini düşündü. İzlediği yolu takip etmeye devam etti. Owen birden önünde bir şey hissetti. Bir anda, önünden bir çığlık sesi yükseldi. Owen daha dikkatli baktığında bunun bir ejderha olduğunu gördü. Canavar Owen'a saldırdığında Owen kendini yere attı.

Tom ve Elenna yeni yenmiş oldukları Kar Canavarı Nanuk'tan bahsediyorlardı. Aduro onlara yeni görevlerinin Alev Kuşu Epos'u yenmek olacağını söylemişti. Tom ne kadar yollarının kaldığına bakmak için Büyücü Aduro'nun onlara verdiği sihirli haritayı açtı. Haritanın üzerinde yeşil bir yol belirmişti. Tom ve Elenna bu yolu takip edeceklerdi.

Tom ve Elenna Korku Ormanı'na varmak üzerelerdi. Korku Ormanı'na geldiklerinde, Epos'u arıyorlardı. Ormanın içinde ilerliyorlardı. Tom ve Elenna yanardağa doğru gittiler. Yanardağ tehlikeli gözüküyordu. Bir anda yukarılardan bir kuş sesi geldi; fakat bu kuş sesi çok değişikti. Tom ve Elenna yukarı baktıklarında Epos'un geldiğini gördüler.

Epos aşağıya indi ve Tom'a saldırmaya hazırlandı. Epos, Tom'a alev püskürttü. Tom kalkanıyla kendini korudu ama Epos gidince bayıldı; çünkü çok zorlanmıştı. O sırada oradan geçen dört adam onları gördü. Tom'u kaldırdılar ve ileride görünen bir köye doğru götürdüler. Elenna adamların Tom'a yardım etmek istediğini anlamıştı. O da adamları takip etti.

Köye geldiklerinde Tom uyanmıştı. Tom en son bayıldığını hatırlıyordu. Şu anda bir yatakta yatıyordu. Kalkınca köylüler bir araya gelip bir mağaraya doğru koşmaya başladılar. Tom ve Elenna, Fırtına ve Gümüş'ü alıp köylüleri takip ettiler. Mağaraya girdiler ve ilerlemeye başladılar ama bir süre sonra önlerinin kapalı olduğunu öğrendiler. Taşların arasından bir ses geliyordu.

Tom kılıcıyla kayaları diğer tarafa attı ve o sırada taşların arkasından bir adam düştü. Tom adamı kaldırdı. Karşılarında başka bir yol vardı. Gördükleri adam o yoldan geldiğine göre, çıkış karşılarındaydı. Yolu takip etmeye devam ettiler. Çıkışa gelmişlerdi. O sırada Tom bir eldiven buldu ve mağaradan dışarı çıktılar.

Tom eldiveni Fırtına'nın çantasına koydu. Önlerinde yanardağ vardı ve yanardağ patlamıştı. Yanardağ'dan lavlar akıyordu. Tom ve Elenna yanardağa doğru gitmeye başladılar. Çünkü Epos'u yanardağda bulacaklardı. Yanardağa geldiklerinde Elenna Epos'u gördü ve ona bir ok attı ama ok Epos'a değmeden lavların içine düştü. Elenna okunun yanmasına üzülmüştü.

Elenna bir tane daha ok attı. Ok bu sefer Epos'un başını sıyırmıştı. Elenna'nın attığı ikinci ok da lavlara düşmüştü. Gümüş kuşun ardından havlamaya başladı. Tom ve Elenna yanardağa nasıl çıkacaklarını düşünüyorlardı. Tom, kalkanının üstüne atlayıp, lavlarla birlikte, karşılarındaki kıyıya ulaştı. Kalkanındaki Tagus ve Ferno'nun tılsımı Tom'a yardım etmişti.

O sırada Epos, gelip Tom'un kalkanını aldı. Tom kalkanını almaya çalışıyordu ama bir türlü başaramadı. Bir anda karşısında bir adam belirdi. Tom, kekeleyerek adama sordu; "Se se se sen de kimsin?" dedi. Karşısındaki adam cevapladı; "Ben, Malvel'im" dedi. Tom, kılıcını çekip, Malvel'e doğru savurdu ama Malvel'e hiçbir şey olmadı. O sırada Malvel yok oldu ve Tom bir anda düşmeye başladı.Tom yere çakılmasına saniyeler kala gözlerini kapattı ama Epos bulutların arasından uçarak Tom'u yakalamayı başardı.

Epos, Tom'u yanardağa doğru götürüyordu ve sonra Tom'u yanardağın içine doğru attı. Tom çevik bir hareketle bir kaya'ya tutundu ve kendisini yukarıya doğru çekti. Neredeyse, yanardağın içine düşecekti. Elenna, Fırtına ve Gümüş, Tom'u aşağıda bekliyorlardı. Alev Kuşu Epos, bir anda Tom'u gagası ile yakaladı ve yere düşürdü. Epos, Tom'un üstüne indi ve pençelerini Tom'un göğsüne doğru bastırdı.

Tom bir anda, Epos'un ayağındaki yüzüğü fark etti ve eliyle yüzüğü çıkardı. Epos o anda Tom'u bıraktı ve doğruca Malvel'e saldırdı. Epos, Malvel'i yanardağın içine attı. O sırada Malvel yok oldu. Bir anda yer sarsıldı ve Tom yanardağın patlayacağını anladı ve ayakkabısını çıkarıp kayalara vurmaya başladı. Kayalarla volkanı kapatmayı planlıyordu ama volkandan yükselen dumanlar, Tom'un nefesinin kesilmesine neden oldu.

Tom elindeki ayakkabıyı hissetmemeye başladığını anladı. Umudu tükenmişti. O sırada üstünde uçan Epos'u gördü. Epos'un gözleri artık sarıydı ve Tom'a yardım etmeye gelmişti. Sonunda, kayaları volkana devirebilmişlerdi ama kayalar Epos'u da volkanın içine sürüklemişti. Tom "Epos" diye bağırdı. O sırada Aduro, Tom'un yanında belirdi ve bir büyü yaparak Epos'u kayaların altından kurtardı.

O anda Epos, havaya doğru uçup, daireler çizmeye başladı. Aduro, Tom, Elenna, Gümüş ve Fırtına'yı Kral Hugo'nun sarayına ışınladı. Tom vücudunun sarsıldığını hissediyordu ve bir anda kendini Kral Hugo'nun sarayında buldu ve Kral, Tom'a çok teşekkür etti. Tom da yeni görevine hazırlandı.


SON


Ali Toprak Dalkıran, bu hikayeden bir işi başarmak için birazcık direnmenin gerektiğini öğrendi.























6 Ekim 2015 Salı

Kar Canavarı Nanuk (Adam Blade)



Hikaye, yolda, karın içinde ve kasabada geçiyor.

Hikayenin kahramanları :
  • Tom,
  • Elenna,
  • Elenna'nın kurdu Gümüş,
  • Tom'un atı Fırtına,
  • Kar Canavarı Nanuk,
  • Belediye Başkanı
  • Aduro,
  • Albin,
Albin, arkadaşları ile maç yapıyordu. Hiç gol atamamışlardı ve rakip takım onları yeniyordu. Albin, sonunda bir gol attı ve çok rahatladı. Ama top arkadaki büyük dağlara gitmişti. Arkadaşları topu Albin attığı için onun almasını istemişlerdi. Albin dağlara doğru ilerledi. Topu görmüştü. Onu tam alacaktı ki etrafının bir anda karardığını gördü. Arkasına baktığında dev bir kar canavarı karşısındaydı. Çığlık attı ve oradan kaçmaya başladı ama kaçamadan canavar onu yakaladı.

Tom ve Elenna, donmuş ovalara doğru gidiyorlardı. Donmuş ovalara geldiklerinde üşümeye başlamışlardı. Donmuş ovalar o kadar soğuktu ki, insanı donduruyordu. Tom donmuş ovalarda Kar Canavarı Nanuk'u nasıl yeneceğini bilmiyordu. Yol çok zorluydu ve Fırtına çok zorlanıyordu. Donmuş ovalarda yol almanın zor olacağını artık öğrenmişlerdi.

Bir süre sonra Elenna ileride bir ayak izi gördü. Ayak izi çok büyüktü. Tom bu izin Nanuk'a ait olduğundan emindi. Yola devam ettiler. Fırtına çok zorlanıyordu. Bu yüzden fırtınanın üzerinden indiler ve yola devam ettiler. Gece oluyordu, Tom ve Elenna karı kazarak kendilerine minik bir yuva sığınak yaptılar. Orada uyuyacaklardı. Maalesef Fırtına'yı kapı olarak kullanmak zorunda kaldılar ve Fırtına'nın arkasını battaniye ile kapattılar. Sonra uyudular.

Ertesi sabah, uyandılar ve yola devam ettiler. Yolda giderken, uzaklarda bir varlık gördüler. Kıpırdıyordu ve çok büyüktü. Tom ve Elenna bunun Nanuk olduğuna emindiler. Varlığa doğru gitmeye başladılar. Ama varlık Tom ve Elenna'dan uzaklaşıyordu ve çok hızlıydı. Ortadan bir anda yok olmuştu. Nanuk'u son gördükleri yere doğru gitmeye başladılar.

Fırtına'nın üzerinde olmadıkları için yavaş gidiyorlardı. Nanuk'u son gördükleri yere geldiklerinde Nanuk ortalarda yoktu. Tom içinden "Damarlarımdaki kan akmaya devam ettikçe bu göreve devam edeceğim" dedi ve yola devam etti. Nanuk şu an çok kötü şeyler yapıyor olabilirdi. Onu hemen durdurmaları gerekiyordu.

Tom ve Elenna tekrar Fırtına'nın üstüne bindiler. Tom Nanuk'un yakınlarda olduğunu hissediyordu. Gümüş bir koku almıştı. Gümüş'ü takip etmeye başladılar. Gümüş dik bir yokuştan yukarıya doğru giden bir yolu izlemeye başladı.  Gümüş çok hızlıydı, Gümüş'e yetişemiyorlardı. Gümüş bir yerde kayboldu. Gümüş'ün gittiği yönden devam ettiler. Elenna Gümüş'ü bir an önce bulmak istiyordu. Onu şimdiden çok özlemişti.

Elenna Fıtına'nın üstünden inip Gümüş'ün gittiği yöne doğru koşmaya başlamıştı. Gümüş onun evcil hayvanıydı ve Elenna onu çok seviyordu. Tom ve Fırtına, Elenna'nın arkasından hızlıca geliyorlardı. Tom ve Fırtına hızlıca Elenna'ya yetiştiler. Tom, Elenna'yı Fırtına'nın üstüne almıştı bile. Tom ve Elenna Gümüş'ü bulmuşlardı. Gümüş bir kızağın yanında bekliyordu. Kızağa binip yola devam ettiler. Kızağı Gümüş çekiyordu.

O sırada altlarının buz olduğunu bilmiyorlardı. Kızak çok ağırdı ve buzu kırdı. Elenna arkada olduğu için buzun içindeki soğuk suya düştü. Tom Elenna'yı kurtarmak için atladı. Su o kadar soğuktu ki, Tom, Elenna'yı kurtarıp kurtaramayacağını bilmiyordu. Çok çabalayarak Elenna'yı kurtarmayı başarmıştı; bu çok zor olmuştu. Tom Elenna'nın üstüne bir battaniye örttü ve yola devam ettiler.

Nanuk'u bulmuşlardı. Tom Nanuk'un boynunda bir çan olduğunu gördü. O çanı çıkarırsa Nanuk'un eski haline döneceğinden emindi. Nanuk'a çok yaklaşmışlardı. Nanuk, Tom'u görmüştü. Tom'a doğru ilerlemeye başladı ama Tom kılıcını alıp Nanuk'un boynuna doğru atıldı. Neredeyse boynuna gelmişti. Çok azcık yukarıya tırmanıp Nanuk'un boynundaki o çanın ipini kesmeye çalıştı ama Nanuk çok sallanıyordu. Tom'u üzerinden atmaya çalışıyordu. Ama Tom Nanuk'un çanının ipini kesmeyi başarmıştı.

O anda Nanuk Tom'u aşağıya indirdi. Çünkü artık iyileşmişti. Nanuk, Tom, Elenna, Gümüş ve Fırtına'ya veda etti ve Tom'a bir hediye verdi. Bu hediye, hemen kalkanına yerleşti. Bu Nanuk'un çıngırağıydı.  O sırada önlerinde büyücü Aduro belirdi. Büyücü Aduro, Tom'a ve Elenna'ya bir sonraki görevlerinin Alev Kuşu Epos'u yenmek olacağını söyledi ve onlara çok teşekkür etti.

Aduro gidince Tom ve Elenna'da donmuş ovalardan uzaklaştılar.


SON 
                                                                                                                                                                     

Ben bu kitaptan, hiç pes etmezsek her şeyi başarabileceğimizi öğrendim. Peki siz ne öğrendiniz? Lütfen yorumlara yazınız...


























22 Temmuz 2015 Çarşamba

Oliver Twist (Charles Dickens)



Hikaye, yolda, evde, geçiyor.

Hikayenin kahramanları,

  • Oliver Twist,
  • Hasta bakıcı Sally,
  • Bay Bumble, (Güçsüzler Evi'nin müdürü)
  • Bay Grimwig,
  • Bay Brownlow,
  • Bay Monks,/ Gerçek ismi: Edward Leeford+Oliver'ın Ağabeyi
  • Bayan Rosa,
  • Bayan Nancy,
  • Bill Skyes,
  • Bayan Maylie,
  • John Dawkins,
  • Bay Fagin,
  • Charley,
  • Bay Sowerberry,
  • Bayan Sowerberry,
  • Charlotte,
  • Noah,
  • Doktor Losberne,

Bir gün iki arkadaş yolda giderken bir kadına rastladılar. Kadın yalpalayarak yürüyordu. İki arkadaş onu Güçsüzler Evi'ne götürdüler. Hasta bakıcı Sally kadının doğum yapmak üzere olduğunu müdüre bildirdi. Bu arada o iki adam da gitmişti. Hasta bakıcı Sally kadının doğum yapmasını sağladı. Kadın doğurduktan birkaç dakika sonra öldü. Polisler bu kadının kimliğini araştırmaya başladılar. Müdür doğan çocuğun ismi Oliver Twist koydu.

Oliver birkaç yılını bu güçsüzler evinde geçirdi. Sonra kilisenin bakım evine verildi. Kilise devletin yönetimindeydi. Oliver yeni evinin nasıl bir yer olduğunu çok merak etmeye başlamıştı. Bay Bumble Oliver'ı kilisenin bakım evine bıraktı. Oliver bu bakım evinde kendine yeni arkadaşlar edindi. Bir gün arkadaşlarından en şişman olanı Oliver'a şöyle dedi: "Biz çok açız, gidip yemekleri dağıtan ablaya söyleyebilir misin?". Oliver'da "neden ben?" diye sordu. Diğerleri: "Çünkü sen yeni geldin ve çok cesursun" dediler.

Oliver gidip abladan tekrar yemek istedi. Sonra oradaki abla Oliver'ı kulağından çekip müdürün odasına götürdü. Müdür onu karanlık odaya hapsetmelerini istedi. Oliver orada beş gün kaldıktan sonra Bay Bumble Oliver'ı gelip aldı ve Oliver tekrar kilisenin bakım evine geldi. Birinci gün Oliver
hiç yaramazlık yapmamıştı ama ikinci gün aynı şeyleri oradaki arkadaşları da söyledi. Oliver tekrar gidip doymadıklarını ve daha çok lapa istediklerini söyledi.Abla kilisedeki gibi onu kulağından tutup Bay Bumble'ın yanına götürdü. Bay Bumble onun karanlık odaya hapsedilmesini istedi.

Müdür Bumble güçsüzler evinin kapısına bir ilan asmıştı. "İyi bir evlat ya da çalışkan bir yardımcı mı arıyorsunuz? Öyleyse Oliver Twist tam size göre. Oliver 10 yaşında oldukça zeki, çalışkan, uysal, güçlü ve becerikli bir çocuğumuzdur. Böyle bir çocuk arayanlar lütfen yönetimimize başvursunlar. Çocuğun birkaç aylık bakımı için parasal destek verilecektir." Müdür Bumble Oliver için hiç de inanmadığı kelimeleri yazmıştı. Başkalarının ilgi duyacağına inanıyordu.
4
Bay Sowerberry bu ilanı görünce hemen Bay Bumble'ın yanına gidip çocuğu istedi. Oliver beş gün karanlık odada durduktan sonra karanlık odadan çıkmıştı. Sonunda gün ışığı gördüğüne çok sevinmişti. Gözleri ışığa alışmadığı için acıyordu. Bay Sowerberry Oliver'ı alıp evine götürdü. Evdekiler Oliver'a çok kötü davranıyordu. Oliver buradan dört gün sonra kaçmaya karar verip beşinci gün ay ışığının altında kaçtı.

Bay Sowerberry'nin evindeyken onların hep Londra'dan bahsettiğini duymuştu. Oradakilerden çok sıkılmıştı ve Londra'ya gidiyordu. Londra'ya giderken o kadar açtı ki, neredeyse bayılacaktı. En sonunda bir kasabanın kenarında bir evin karşısında oturdu. Bir teyze onu görüp ona birazcık yemek verdi. Oliver o teyzeye oradan ayrılırken çok fazla kez teşekkür edip oradan ayrıldı. Kasabadan ayrılacakken John adında başka bir çocukla karşılaştı.

John onu bir lokantaya götürüp iyice doymasını sağladı. John Oliver'a birlikte Londra'ya gidelim mi diye sordu. Oliver kabul etti. Yolda giderken artık bir arkadaşı olacaktı. John Orada Fagin diye bir arkadaşının olduğunu söyledi. Fagin'in Oliver'a yardım edebileceğini söyledi. John ile yola çıktılar. Londra'ya ulaştıklarında John onu Fagin'in evine götürdü. Oliver onların aslında yan kesici olduklarını bilmiyordu.

Fagin orada Oliver'a yankesiciliği öğretmişti. Oliver ilk görevinde John ve Charley'in arkasından gidiyordu. Bay Brownlow adında birisinin cüzdanını çalacaktı ama yapamadı ve bunu John ve Charley yaptı. Sonra Bay Brownlow bunu Oliver'ın yaptığını düşünüp onun arkasından koşmaya başladı. Oliver da bu arada koşuyordu. Bay Brownlow kitapçıdan aldığı bir haberle bunu Oliver'ın değil başka iki kişinin yaptığını ve onların yan sokakta olduğunu öğrendi.
8
Bay Brownlow Oliver'a çok iyi bakıyordu çünkü onu yanlışlıkla suçlamış; bu sebepten dolayı evine almıştı. Yankesiciler beş gün sonra Oliver'ın yerini saptayıp kitapçıya giderken onu kaçırdılar. Yankesicilerin başkanı Fagin Oliver'ın yepyeni giysiler giydiğini görünce "çıkar bunları ve şu eskileri giy" dedi. Oliver eskileri giydi. Fagin yeni kıyafetin ceplerini karıştırıp birkaç pound buldu.

Yankesiciler Oliver'ı suçlamak için bir soygun yapacaklardı. Ertesi gün soyguna Bill Skyes ve Oliver gideceklerdi. Soygun yerine geldiklerinde Oliver gidip bir çalının arkasına saklandı. O anda onlara beklenmedik bir mermi yağmuru başladı. Oliver kaçmaya çalışırken kolundan vuruldu. Bill Skyes yanındaki tabancayla kendini koruyordu. Oliver bu arada oradaki evin içine girip kapıyı kalan tüm gücüyle çaldı. 

Kapıyı açan yaşlı bir bayandı. Onu içeri aldı. Sonra da Doktor Losberne gelince Oliver'ı tedavi etti. Oliver birkaç gün sonra iyileşti. Orada Bayan Rosa ile çok iyi arkadaş oldular. Oliver Rosa'ya artık 'abla' diyordu. Birkaç gün bile ayrı kalsalar çok üzülüyorlardı. Yaz olunca Bayan Maylie ona yazlık evini gösterdi. Ertesi gün de yazlık evine gittiler. Oliver orada denize girdi. Rosa da Oliver'a yüzme dersi veriyordu.

O akşam Oliver camdan bakınca kapıda iki adam gördü. Birisinin Fagin olduğunu biliyordu ama diğerini tanımıyordu. Aslında o Oliver'ın abisi Monks'tu. Gerçek adı Edward Leeford'tu. Ertesi sabah, tekrar eski evlerine döndüler. O akşam Nancy adında bir kız onların bulunduğu eve gidip zili çaldı. Kapıyı Bayan Rosa açmıştı. Bayan Rosa'ya Oliver'ı yok etmek için bir plan hazırladıklarını ve bu planı çok yakında gerçekleştireceklerini söyleyip gitti. Şunu da söyledi: "Londra köprüsünün altında buluşup konuşabiliriz."
12
Oliver Rosa'ın yanına gidip "Bay Brownlow'u tanıyormusun?" diye sordu. Rosa "tanıyorum" diyince, "beni onun yanına götürür müsün" diye sordu. Rosa da "bu aşkam hemen şimdi gidebiliriz" dedi. Oliver "hemen şimdi gidelim" dedi. Bay Brownlow kapıya bakınca Oliver'ın geldiğini gördü. Bay Brownlow çok sevinmişti. Rosa Bay Brownlow'a Nancy'den aldığı bilgileri aktardı.

Ertesi akşam Rosa ile Bay Brownlow Nancy ile görüşeceklerdi. O akşam konuşurlarken Charley, Nancy'yi izlediği için bütün hızıyla Fagin'in evine doğru koştu. Fagin'in evine varınca gördüklerini hemen Fagin'e anlattı. Bunu Bill Skyes da öğrenince Nancy'yi öldürdü ve çekip gitti.

Bay Bumble Oliver'in iyi bir çocuk olduğunu öğrenince hemen Londra'ya gidip Bay Brownlow ile konuştu. Bay Brownlow Monks adında birisiyle konuşacaklarını söyledi. Monks'un evine gidip kapıyı çaldılar. Monks kapıyı açınca Bay Brownlow içeri girip "Merhaba Bay Monks, gerçek adıyla Edward Leeford". Monks bunları nereden bildiğini hiç soramadan donup kaldı. Sonra da arkadan Bay Bumble içeri girdi ve ona bir belge uzattı. "Bu belgeyi imzalamazsan seni hapse attırırız" dedi. Monks bunu imzalayınca babasından kalan miras Oliver'a verildi.

Oliver artık çok güzel bir yaşam sürüyordu.


SON


Ben bu kitaptan yoksulluğun çok zor bir durum olduğunu öğrendim. Örnek olarak varlıklılar yoksullara yardımları edebilirler.  Beğenilerinizi ve yorumlarınızı bekliyorum.


19 Temmuz 2015 Pazar

At-Adam Tagus (Adam Blade)




Hikaye, yolda, düzlükte ve hapishanede geçiyor.

Hikayenin kahramanları,
  • Tom,
  • Ellenna,
  • Tom'un atı Fırtına,
  • Ellenna'nın kurdu Gümüş,
  • Victor (çoban),
  • At-Adam Tagus
Victor bir anda uyandı, sonra hemen sürüye baktı; sürü sakince otluyordu. Kabus gördüğünü düşündü. Dün dört tane buzağı telef olmuştu. Bunu kimin yaptığını kimse bilmiyordu. Sonra Victor hiçbir şey olmadığını anlayınca tekrar uyumaya çalıştı ama başaramadı. Daha sonra toynak sesleri duymaya başladı. Toynak sesleri gittikçe yakınlaşıyordu. En sonunda Victor'un yanında bir at belirdi. Atın yarısı insan yarısı attı. Sonra da Victor'a saldırıp sürünün yanına gitti. Victor kafasına aldığı darbe sonucuyla daha fazla şey göremedi ve bayıldı.

Tom, haritaya bakıp nereye gideceklerini öğrendi. Orta Ovalar'a gideceklerdi. Yola hemen koyuldular. Yolda giderken, akşam oldu ve bu nedenle kamp kurmak zorunda kaldılar. Ertesi gün yollarına devam ettiler. En sonunda Orta Ovalar'a gelmişlerdi. Orta Ovalar'da bir sürü hayvan kaçıyordu. Arkalarında da bir at-adam vardı. Tom ve Elenna, Fırtına ve Gümüş ile birlikte sürünün içine karışıp kaçmaya başladılar. 

Arkalarındaki at-adam o kadar hızlıydı ki Fırtına'nın ondan hızlı olması biraz zordu ama Fırtınanın hızı ile sürünün hızı aynıydı. Arkalarındaki at-adam gittikçe onlara yaklaşıyordu. Bu nedenle sürü hızını arttırdı. Fırtına da hızlandı. En sonunda birkaç tane koyun arkada kaldı ve at-adam onları öldürüp yedi.

Tom yakınlarda iki tane insan görmüştü. Elenna, Gümüş ve Fırtına'yı yemek bulmaları için göndermişti. Bu nedenle yalnızdı. O adamlar sürünün kaçtığını gördüğünde onları durdurup sayısına baktı. Birkaç koyun eksik olduğu için bunu Tom'un yaptığını düşünüp onu yakaladılar ve elindekileri aldılar. Onu bir kasabaya götürüp kasabanın belediye başkanı ile görüştürdüler. Tom'un birkaç koyun öldürdüğünü düşündükleri için onu hapse attılar.
4
Tom, hapishaneye girdiği için üzülmüştü. Aslında o hiçbir şey yapmamıştı. Oradan arada sırada geçip giden bir nöbetçi vardı. Nöbetçi bir ucubeye benziyordu. Tom, nöbetçiye oradan ayrılırken bana neden yemek vermedin diye sordu. Sonra hemen aklından bir plan hazırlayıp planı hemen uyguladı. Eline hemen bir pamuk alıp anahtar deliğine soktu.

Sonra orada durup bekledi. Nöbetçi kapıyı açıp ona yemek verip gitti. Kapıyı kilitleyince pamuk yere düştü ve kapı açık kaldı. Tom nöbetçinin gitmesini bekledikten sonra kapıyı açıp dışarı çıktı. Sonra eşyalarını aramaya başladı. Eşyalarının bulunduğu odaya girdiğinde eşyalarını göremedi. Sonra kapının olduğu tarafa bakınca eşyalarını gördü ve onları alıp oradan çıkmaya çalıştı. O sırada nöbetçi onu görmüştü. Nöbetçi onu yakalamaya geldiği için Tom hemen balkona çıktı.

O sırada Elenna Tom'un orada olmadığını fark etmişti. En son nerede olduğunu biliyordu. Sonra Gümüş ayak izleri buldu ve o izleri takip etmeye başladı. En son hapishaneye geldiler ve Tom'u orada aramaya başladılar. hapishanenin etrafında dönerken Tom'u balkonda görmüşlerdi. Elenna Tom'a kalkanını fırlattı. Tom kalkanı alıp aşağıya yavaşça indi. Çünkü Arkta'nın vermiş olduğu tüy onu düşerken yavaşlatıyordu.

Tom aşağıya inip kaçtı. Elenna'ya onu nasıl bulduklarını sordu. Elenna da "Gümüş ayak izlerini görüp o izleri takip ettiği için seni bulabildik" dedi. Sonra tekrar Orta Ovalar'a döndüler. Orta Ovalar'da at-adamı bulmaya çalışıyorlardı. At-adamı ararken Victor'u bulmaya başardılar. Tom ile Elenna onu tanımıyorlardı. Onla karşılaşınca Tom ne olduğunu sordu. Victor Tagus adında bir at-adamın ona saldırdığını ve kafasına vurduğunu söyledi.

Tanıştıktan sonra onu kasabaya götürüp bıraktılar. Belediye Başkanı'nın çocuğu olan Victor Tom'a teşekkür etti. Artık Tom'un masum olduğu kanıtlanmıştı. Tom ve Elenna tekrar Tagus'u aramaya döndüler. Tagus'u gördükten sonra Tom onun yanına gitmek için dereyi geçmesi gerekiyordu. Dere en fazla beş metre olduğu için Fırtına'nın geçmesi kolaydı. Fırtına geriye çekilip bütün gücüyle atladı. Sonra hızlıca koşup dereyi geçti.

At-adam yakınlarda olduğu için onlara saldırmaya hazırlanıyordu. Tom bir anda atın ayağında altın bir nal olduğunu fark etti. Onu sökebilirse at-adam'da artık özgür kalıp Avantia'yı koruyacaktı. Fırtına Tagus'tan kaçmaya başladı. Tom Fırtına'nın üstünde olmadığı için Tagus Tom'a bir çitme attı. Tom sersemlemişti. Sonra nala bakınca biraz gevşemiş olduğunu gördü. sonra kılıcını alıp hemen altın nalı söktü ve at-adam özgür kaldı.

Biraz sonra Aduro karşılarında belirdi. Aduro onlara bir sonraki canavarın Kar Canavarı Nanuk olduğunu söyledi. Tom Aduro ile biraz daha konuşup Aduro'nun görüntüsünün kaybolmasını izledi. Sonra Nanuk'un olduğu Donmuş Ovalar'a doğru yola çıktı.



SON 


Ben Ali Toprak Dalkıran, bu kitaptan her şeyi yapmadan önce düşünmenin faydalı olacağını çıkardım. Peki siz ne çıkardınız? Lütfen yorumlarınızı yazınız.

31 Mayıs 2015 Pazar

Dağ Trolü Arkta (Adam Blade)



Hikaye, Dağlarda, kasabada ve yollarda geçiyor.

Hikayenin kahramanları,
  • Tom
  • Ellenna
  • Gümüş (Ellenna'nın kurdu)
  • Fırtına (Tom'un atı)
  • Aduro
  • Dağ Trolü Arkta
  • Jack
  • Jack'in babası
Birgün Jack, babası ve kabile yolda ilerliyordu. O anda bir sarsıntı hissettiler. Herkes durdu ve etrafa bakındı. Ama etrafta kimse yoktu. Yollarına devam ettiler. Sonra yine bir sarsıntı oldu ve o anda toprak kaymaya başladı. O sırada Jack bir ağaç kadar büyük bir canavar gördü. Toprak kayması bitince kabile yola devam edemedi çünkü yolları kapanmıştı. Artık geri dönmek zorundaydılar.

Tom ve Ellenna yola çıkmışlardı. Acaba Arkta orada ne yapıyordu. Tom ve Elenna bunu düşünüyordu. Fırtına o kadar hızlıydı ki kendilerini bir anda arktanın olduğu yerde buldular. İlerlerken önlerine bir kabile çıktı. Geri dönüyorlardı. Tom onlara sordu "Neden geri dönüyorsunuz?". Kabilenin başkanı söyledi "Çünkü, orada oğlumun söylediğine göre dev bir canavar varmış ve toprak kayması oluyor. Bu yüzden geri dönüyoruz."

Tom, Elenna'ya fısıldayarak birşey söyledi; "Bu Arkta olmalı.". Elenna da "Bence de" dedi. Sonra öne çıkan kişi; "Siz ileri mi gideceksiniz" diye bir soru sordu. Tom da "Evet" dedi. Öne çıkan kişi, "Size iyi yolcuklar, zorlu bir yolculuk olacağı için size biraz erzak vereceğiz" dedi. Elenna bu erzakları aldı ve yola devam ettiler. Yolda ilerlerken Fırtına durdu. Tom ne olduğunu anlamıştı. Toprak kayması oluyordu. Toprak kaymasına habersiz yakalanmışlardı ve şu anda aşağıya doğru iniyorlardı.

Tom bir yere tutunmaya çalıştı ama olmadı. Fırtına aşağı batmamıştı ama her an düşebilirdi. Dengesini kaybetmemek için herşeyi yapıyordu. Elenna fırtınanın üzerinden düştü. Sonra, Fırtına da düştü. Çünkü üzerindeki yük gitmişti. Elenna, Fırtına'ya tutunmaya çalışıyordu ve Gümüş'ün nerede olduğunu görmeye çalışıyordu. Tom bir kayaya tutunmayı başarmıştı ve oradan Elenna'ya bağırıyordu "Fırtınaya tutun".
4
Tom, kayaya tutunduğu için şanslıydı ama ona doğru gelen bir kaya yüzünden tuttuğu kayayı bırakmak zorunda kaldı. Elenna o sırada gümüşü görmüştü ve ona doğru gitmeye çalışıyordu. Ama o sırada Tom'un dediğini hatırladı. O sırada Gümüş'e doğru gitmeyi bırakıp Fırtınayı tutmayı başardı. Tom da tekrar kaymaya başlamıştı. Hepsinin arkasından o geliyordu ve düşen ağaçlardan biri ayağını kesti. Tom'un canı çok acımıştı ama kaymaya devam ediyordu.

En sonunda, toprak kayması bitti ve grup tekrar toplandı. Şimdi bir kamp kurmaları gerekiyordu. Kamp kurduktan sonra verilen erzaktan birazcık alıp yediler ve uyudular. Ertesi gün, bir kasabaya doğru yola çıktılar. Gümüş önlerinde, Fırtına arkasında ve Fırtına'nın üstünde Tom ile Elenna vardı. O gün kasabaya ulaşmışlardı. Kasabada bir soygun yaşandığını duymuşlardı ve hemen oraya doğru gittiler.

Hırsızlar kaçıyordu. Ama o sırada da yine toprak kayması başladı ve hırsızların o anda girdiği evin üstüne kayalar düştü. Hırsızlar o evden çıkamadılar. Bazıları orada kalıp ölsünler diyordu. Bazıları ise onları kurtaralım bir daha yapmazlar diyordu. Tom ve Elenna kurtaralım bir daha yapmazlar diyenlerin yanındaydı ve onları kurtarmaya gittiler.

Toprak kayması bitince Tom kapıyı kırarak hırsızları o evden çıkardı ve onları kasabanın belediye başkanına teslim etti. Hırsızlardan biri Arkta'nın nerede olduğunu Tom'a söyledi. Tom da o hırsıza teşekkür etti ve yollarına devam ettiler. Tom Fırtına'yı yola göre sürüyordu. Gümüş gösterilen yönün tam tersi olan yöne gitti. Tom ve Elenna da Gümüş'ü takip etmek zorunda kaldılar. Sonra önlerinde Gümüş'ü buldular. Gümüş duruyordu.
8
Sonra yine yer sarsıldı ve toprak kayması başladı. Elenna ve Gümüş bir mağaranın içine girdiler ama kayalar mağaranın girişini kapattı. İçerideki hava gittikçe azalıyordu. Toprak kayması durunca Tom Fırtınanın toprağa saplanmış olduğunu gördü ama şimdi Fırtına'yı kurtaramazdı çünkü arkasından Arkta geliyordu. Tom, Arkta'nın gözünün bağlı olduğunu gördü. Demekki canavar bu yüzden bu kadar sinirliydi. Tom'un bu düğümü çözmesi gerekiyordu.

Tom bir anda uçurumun kenarında olduğunu gördü. Arkta, çok hızlı olduğu için orada duramadı ve düştü. Bir kayaya tutunuyordu. Tom da bunu fırsat bilerek Arkta'nın koluna atladı ve kafasına doğru inmeye başladı. Arkta Tom'dan kurtulmaya çalışıyordu ama Tom düğüme yapışmış gibiydi. O sırada Arkta düştü ve Tom düğümü çözemedi. Ama düşerken Arkta bir yere tutunmayı başardı. Tom da düğümü çözemediğinden havaya uçmuştu çünkü düğümü bırakmıştı.

Yanına baktığında Arkta'yla arasında bir metre vardı. Tom yana atladı ve Arkta'nın düğümünün olduğu yere tekrar geldi ve düğümü hemen kesti. Arkta özgür kalınca kendini yukarı çekerek Tom'u da kurtardı ve Elenna ve Gümüş'ün yanına doğru gitti. Mağaranın önünü kapatan kayaları çekince Tom ve Gümüş hemen dışarı çıktı. Fırtına da bir şekilde kurtulmuştu.

O sırada Aduro ortaya çıktı ve Tom'a Arkta'nın tüyünü kalkanına takmasını istedi. Bu tüy Tom'u yüksek yerlerden düşünce, düşüşünü yavaşlatacaktı. Tom, Aduro'ya bu bilgi için teşekkür etti ve yeni görevlerinin ne olduğunu sordu. Yeni görevleri At Adam Tagus'u yenmekti. Aduro ortadan kaybolup gitti. Tom ve Elenna yola çıktılar.


SON



Ben, bu özetten kendimizi yapacağımız işe alıştırmamız gerektiğini öğrendim. Peki siz ne öğrendiniz? Lütfen yorumlara yazınız...















































25 Mayıs 2015 Pazartesi

Ateş Ejderhası Ferno (Adam Blade)



Hikaye, yolda, sarayda, köyde ve ormanda geçiyor.

Hikayenin kahramanları:

  • Tom,
  • Elenna,
  • Edward,
  • Kral Hugo,
  • Aduro,
  • Caldor,
  • Gümüş (Elenna'nın kurdu),
  • Fıtına (Tom'un atı),
  • Ferno (Ateş Ejderhası),
  • Hızlı Taladon (Tom'un babası).


Caldor Ateş canavarını yani Ferno'yu yakalamaya çalışmıştı ama başaramamıştı. Edward onu aradı ama bulamadı. Ejderha onu alıp götürmüştü. Edward üzgünce ustasının yokoluşunu Kral Hugo'ya anlatmak için yola çıktı.

Tom düşmanına sert sert bakıyordu. "Herşeyi bırak hain" dedi Tom. Hain bırakmayınca ona sert bir darbe vurdu. Sonra Tom, tarlalara doğru gitti. Tarlalara geldiğinde tarlaların üstünden dev bir canavar geçtiğini gördü ve o anda bütün tarla yanmaya başladı. Tarladaki bütün ekinler yok olmuştu.Tom buna çok üzüldü ama bunu kimseye anlatmadı. Tom evine doğru yola çıktı. O anda köyde bir yangın çıkmıştı. Tom buna çok şaşırmıştı. bunu da o canavarın yaptığını düşündü.

Tom köyün isteğiyle Kral Hugo'ya gidecekti. Tom ertesi gün yola çıktı. Yolda, çok yavaş ilerlediğinden altı günde saraya vardı. Sarayda bir hizmetçi kılığına girerek kralın yemeğini götürdü. O sırada, oraya birisi geldi. Tom onun kim olduğunu bilmiyordu ama yırtık kıyafetler giymişti. Kral ona adının ne olduğunu sordu. Edward diye cevap verdi. Kral Hugo, Edward ile konuşmaya başladı; "Neden buraya geldin?"

Edward cevapladı; "Çünkü, ustamı bir canavar alıp götürdü. Nerede olduğunu bilmiyorum." O sırada muhafızlar, Tom'u gördü ve onu yakaladılar. Kral yüzünün aynı Tom'un babası olan Hızlı Taladon'a benzediğini gördü. O sırada Aduro araya girdi; "Sen kimsin, senin adın ne?" dedi. Tom hemen yanıtladı; "Benim adım Tom" dedi. Sonra Edward Kral Hugo'ya bir altın anahtar verip gitti.

Sonra kral bu anahtarı Adura'ya verdi. Aduro bu anahtarın sihirli olduğunu söyledi ve bu anahtarı Tom'a verdi. Aduro ona Avantia'da ne olduğunu anlattı. Tom da bunu öğrenince bir zorlu göreve gideceğini de duydu. Bu görevler çok önemliydi ve gizliydi. Tom'un bunu kimseye söylememesi gerekiyordu. Tom'a gerekli kıyafet, sihirli harita, bir kılıç ve bir kalkan verildi. Hızlı gitmesi için de bir at!.. Tom'a bu atın isminin Fırtına olduğunu söylediler.

Tom ertesi gün yola çıktı ve bir ormana ulaştı. Ormanda ilerlerken önüne düşmanlar çıktı. Bu Tom'un ilk mücadelesi olacaktı. Tom hemen kılıcını çıkartıp, onlara gösterdi. Düşmanlar birazcık korkmuşlardı ama saldırmaya devam ettiler. O anda bir kurt ortaya çıktı ve Tom'u kurtardı. Tom bu kurta hayatını borçluydu. Şimdi bütün düşmanları geri püskürtmek için Tom ve Kurt düşmanlara doğru gitti.

Düşmanlar çok korkup kaçtılar. O sırada bir kız ortaya çıktı. Tom, kurta hayatını borçlu olduğu için o kıza görevini anlattı ve ona adını sordu. Kızın adı Elenna idi. Elenna kurdunun ismini Tom'a söyledi. Kurdun ismi Gümüş'tü. Artık Elenna, Tom, Fırtına ve Gümüş iyi bir takım olmuşlardı. Tom Elenna'ya neden burada olduğunu sordu. Elenna; "Çok kötü bir dönemdeyiz, hiç yemeğimiz kalmadı." dedi. "Avlanmaya gelmiştik." diye ekledi.

Tom da "biz de Ferno'yu özgürlüğüne kavuşturmak için gelmiştik." dedi. Tom, Elenna'ya "Şimdi yola çıkmam gerek, istersen sen de gel." dedi. Elenna, "Tabiki de gelilirim" dedi. Birlikte yola çıktılar.

Tom, cebinden sihirli haritayı çıkardı ve daha ne kadar yolları kaldığına baktı. Az yolları kalmıştı. Fırtına o kadar hızlıydı ki, uzun yolları birkaç saatte gidebiliyorlardı. Çok yolları olmadığı için Fırtına yavaş gidiyordu. Gidecekleri yere varmışlardı. Tom Fırtına'nın sırtından indi ve Ferno'nun yaşadığı bölgeye gitti. Arkasında kalkanı, cebinde bir sihirli haritası ve diğer cebinde bir altın anahtarı vardı.

O sırada Ferno ortaya çıktı. Tom gerekli anı bekliyordu ve bir anda Ferno'nun kuyruğuna atlayıp yukarıya doğru tırmanmaya başladı. Çünkü altın tasma boynundaydı. Ferno, bir anda sallanmaya başladı. Tom'u üzerinden atmak istiyordu. Ama Tom tasmaya öyle sıkı tutunmuştu ki oradan düşmüyordu. Ama bir anda altın anahtar elinden kaydı ve yere düştü. Elenna onu yerden alıp okuna taktı ve Tom'a fırlattı.

Tom gerekli anı yakalayıp altın anahtarı Ferno'nun tasmasına taktı ve çevirdi. Artık Ferno özgürdü. Ama Tom'un tutunacak bir yeri kalmadığı için yere düştü. Fakat Tom mutluydu. Çünkü Ferno'yu özgür bırakmıştı. Bir anda bir ağacın üzerinde bir pul belirdi ve ağacın yanında birisinin yüzü vardı. Tom ağaca doğru yaklaşıp bu yüzün Adura'ya ait olduğunu gördü. Aduroyla uzun uzun konuştular. Aduro bir sonraki görevinin Deniz Yılanı Sepron'u yenmek olduğunu açıkladı.


SON

Ben bu kitaptan hiç pes etmediğimiz zaman herşeyi başarabileceğimizi öğrendim.