Özet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Özet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ekim 2015 Salı

Kar Canavarı Nanuk (Adam Blade)



Hikaye, yolda, karın içinde ve kasabada geçiyor.

Hikayenin kahramanları :
  • Tom,
  • Elenna,
  • Elenna'nın kurdu Gümüş,
  • Tom'un atı Fırtına,
  • Kar Canavarı Nanuk,
  • Belediye Başkanı
  • Aduro,
  • Albin,
Albin, arkadaşları ile maç yapıyordu. Hiç gol atamamışlardı ve rakip takım onları yeniyordu. Albin, sonunda bir gol attı ve çok rahatladı. Ama top arkadaki büyük dağlara gitmişti. Arkadaşları topu Albin attığı için onun almasını istemişlerdi. Albin dağlara doğru ilerledi. Topu görmüştü. Onu tam alacaktı ki etrafının bir anda karardığını gördü. Arkasına baktığında dev bir kar canavarı karşısındaydı. Çığlık attı ve oradan kaçmaya başladı ama kaçamadan canavar onu yakaladı.

Tom ve Elenna, donmuş ovalara doğru gidiyorlardı. Donmuş ovalara geldiklerinde üşümeye başlamışlardı. Donmuş ovalar o kadar soğuktu ki, insanı donduruyordu. Tom donmuş ovalarda Kar Canavarı Nanuk'u nasıl yeneceğini bilmiyordu. Yol çok zorluydu ve Fırtına çok zorlanıyordu. Donmuş ovalarda yol almanın zor olacağını artık öğrenmişlerdi.

Bir süre sonra Elenna ileride bir ayak izi gördü. Ayak izi çok büyüktü. Tom bu izin Nanuk'a ait olduğundan emindi. Yola devam ettiler. Fırtına çok zorlanıyordu. Bu yüzden fırtınanın üzerinden indiler ve yola devam ettiler. Gece oluyordu, Tom ve Elenna karı kazarak kendilerine minik bir yuva sığınak yaptılar. Orada uyuyacaklardı. Maalesef Fırtına'yı kapı olarak kullanmak zorunda kaldılar ve Fırtına'nın arkasını battaniye ile kapattılar. Sonra uyudular.

Ertesi sabah, uyandılar ve yola devam ettiler. Yolda giderken, uzaklarda bir varlık gördüler. Kıpırdıyordu ve çok büyüktü. Tom ve Elenna bunun Nanuk olduğuna emindiler. Varlığa doğru gitmeye başladılar. Ama varlık Tom ve Elenna'dan uzaklaşıyordu ve çok hızlıydı. Ortadan bir anda yok olmuştu. Nanuk'u son gördükleri yere doğru gitmeye başladılar.

Fırtına'nın üzerinde olmadıkları için yavaş gidiyorlardı. Nanuk'u son gördükleri yere geldiklerinde Nanuk ortalarda yoktu. Tom içinden "Damarlarımdaki kan akmaya devam ettikçe bu göreve devam edeceğim" dedi ve yola devam etti. Nanuk şu an çok kötü şeyler yapıyor olabilirdi. Onu hemen durdurmaları gerekiyordu.

Tom ve Elenna tekrar Fırtına'nın üstüne bindiler. Tom Nanuk'un yakınlarda olduğunu hissediyordu. Gümüş bir koku almıştı. Gümüş'ü takip etmeye başladılar. Gümüş dik bir yokuştan yukarıya doğru giden bir yolu izlemeye başladı.  Gümüş çok hızlıydı, Gümüş'e yetişemiyorlardı. Gümüş bir yerde kayboldu. Gümüş'ün gittiği yönden devam ettiler. Elenna Gümüş'ü bir an önce bulmak istiyordu. Onu şimdiden çok özlemişti.

Elenna Fıtına'nın üstünden inip Gümüş'ün gittiği yöne doğru koşmaya başlamıştı. Gümüş onun evcil hayvanıydı ve Elenna onu çok seviyordu. Tom ve Fırtına, Elenna'nın arkasından hızlıca geliyorlardı. Tom ve Fırtına hızlıca Elenna'ya yetiştiler. Tom, Elenna'yı Fırtına'nın üstüne almıştı bile. Tom ve Elenna Gümüş'ü bulmuşlardı. Gümüş bir kızağın yanında bekliyordu. Kızağa binip yola devam ettiler. Kızağı Gümüş çekiyordu.

O sırada altlarının buz olduğunu bilmiyorlardı. Kızak çok ağırdı ve buzu kırdı. Elenna arkada olduğu için buzun içindeki soğuk suya düştü. Tom Elenna'yı kurtarmak için atladı. Su o kadar soğuktu ki, Tom, Elenna'yı kurtarıp kurtaramayacağını bilmiyordu. Çok çabalayarak Elenna'yı kurtarmayı başarmıştı; bu çok zor olmuştu. Tom Elenna'nın üstüne bir battaniye örttü ve yola devam ettiler.

Nanuk'u bulmuşlardı. Tom Nanuk'un boynunda bir çan olduğunu gördü. O çanı çıkarırsa Nanuk'un eski haline döneceğinden emindi. Nanuk'a çok yaklaşmışlardı. Nanuk, Tom'u görmüştü. Tom'a doğru ilerlemeye başladı ama Tom kılıcını alıp Nanuk'un boynuna doğru atıldı. Neredeyse boynuna gelmişti. Çok azcık yukarıya tırmanıp Nanuk'un boynundaki o çanın ipini kesmeye çalıştı ama Nanuk çok sallanıyordu. Tom'u üzerinden atmaya çalışıyordu. Ama Tom Nanuk'un çanının ipini kesmeyi başarmıştı.

O anda Nanuk Tom'u aşağıya indirdi. Çünkü artık iyileşmişti. Nanuk, Tom, Elenna, Gümüş ve Fırtına'ya veda etti ve Tom'a bir hediye verdi. Bu hediye, hemen kalkanına yerleşti. Bu Nanuk'un çıngırağıydı.  O sırada önlerinde büyücü Aduro belirdi. Büyücü Aduro, Tom'a ve Elenna'ya bir sonraki görevlerinin Alev Kuşu Epos'u yenmek olacağını söyledi ve onlara çok teşekkür etti.

Aduro gidince Tom ve Elenna'da donmuş ovalardan uzaklaştılar.


SON 
                                                                                                                                                                     

Ben bu kitaptan, hiç pes etmezsek her şeyi başarabileceğimizi öğrendim. Peki siz ne öğrendiniz? Lütfen yorumlara yazınız...


























22 Temmuz 2015 Çarşamba

Oliver Twist (Charles Dickens)



Hikaye, yolda, evde, geçiyor.

Hikayenin kahramanları,

  • Oliver Twist,
  • Hasta bakıcı Sally,
  • Bay Bumble, (Güçsüzler Evi'nin müdürü)
  • Bay Grimwig,
  • Bay Brownlow,
  • Bay Monks,/ Gerçek ismi: Edward Leeford+Oliver'ın Ağabeyi
  • Bayan Rosa,
  • Bayan Nancy,
  • Bill Skyes,
  • Bayan Maylie,
  • John Dawkins,
  • Bay Fagin,
  • Charley,
  • Bay Sowerberry,
  • Bayan Sowerberry,
  • Charlotte,
  • Noah,
  • Doktor Losberne,

Bir gün iki arkadaş yolda giderken bir kadına rastladılar. Kadın yalpalayarak yürüyordu. İki arkadaş onu Güçsüzler Evi'ne götürdüler. Hasta bakıcı Sally kadının doğum yapmak üzere olduğunu müdüre bildirdi. Bu arada o iki adam da gitmişti. Hasta bakıcı Sally kadının doğum yapmasını sağladı. Kadın doğurduktan birkaç dakika sonra öldü. Polisler bu kadının kimliğini araştırmaya başladılar. Müdür doğan çocuğun ismi Oliver Twist koydu.

Oliver birkaç yılını bu güçsüzler evinde geçirdi. Sonra kilisenin bakım evine verildi. Kilise devletin yönetimindeydi. Oliver yeni evinin nasıl bir yer olduğunu çok merak etmeye başlamıştı. Bay Bumble Oliver'ı kilisenin bakım evine bıraktı. Oliver bu bakım evinde kendine yeni arkadaşlar edindi. Bir gün arkadaşlarından en şişman olanı Oliver'a şöyle dedi: "Biz çok açız, gidip yemekleri dağıtan ablaya söyleyebilir misin?". Oliver'da "neden ben?" diye sordu. Diğerleri: "Çünkü sen yeni geldin ve çok cesursun" dediler.

Oliver gidip abladan tekrar yemek istedi. Sonra oradaki abla Oliver'ı kulağından çekip müdürün odasına götürdü. Müdür onu karanlık odaya hapsetmelerini istedi. Oliver orada beş gün kaldıktan sonra Bay Bumble Oliver'ı gelip aldı ve Oliver tekrar kilisenin bakım evine geldi. Birinci gün Oliver
hiç yaramazlık yapmamıştı ama ikinci gün aynı şeyleri oradaki arkadaşları da söyledi. Oliver tekrar gidip doymadıklarını ve daha çok lapa istediklerini söyledi.Abla kilisedeki gibi onu kulağından tutup Bay Bumble'ın yanına götürdü. Bay Bumble onun karanlık odaya hapsedilmesini istedi.

Müdür Bumble güçsüzler evinin kapısına bir ilan asmıştı. "İyi bir evlat ya da çalışkan bir yardımcı mı arıyorsunuz? Öyleyse Oliver Twist tam size göre. Oliver 10 yaşında oldukça zeki, çalışkan, uysal, güçlü ve becerikli bir çocuğumuzdur. Böyle bir çocuk arayanlar lütfen yönetimimize başvursunlar. Çocuğun birkaç aylık bakımı için parasal destek verilecektir." Müdür Bumble Oliver için hiç de inanmadığı kelimeleri yazmıştı. Başkalarının ilgi duyacağına inanıyordu.
4
Bay Sowerberry bu ilanı görünce hemen Bay Bumble'ın yanına gidip çocuğu istedi. Oliver beş gün karanlık odada durduktan sonra karanlık odadan çıkmıştı. Sonunda gün ışığı gördüğüne çok sevinmişti. Gözleri ışığa alışmadığı için acıyordu. Bay Sowerberry Oliver'ı alıp evine götürdü. Evdekiler Oliver'a çok kötü davranıyordu. Oliver buradan dört gün sonra kaçmaya karar verip beşinci gün ay ışığının altında kaçtı.

Bay Sowerberry'nin evindeyken onların hep Londra'dan bahsettiğini duymuştu. Oradakilerden çok sıkılmıştı ve Londra'ya gidiyordu. Londra'ya giderken o kadar açtı ki, neredeyse bayılacaktı. En sonunda bir kasabanın kenarında bir evin karşısında oturdu. Bir teyze onu görüp ona birazcık yemek verdi. Oliver o teyzeye oradan ayrılırken çok fazla kez teşekkür edip oradan ayrıldı. Kasabadan ayrılacakken John adında başka bir çocukla karşılaştı.

John onu bir lokantaya götürüp iyice doymasını sağladı. John Oliver'a birlikte Londra'ya gidelim mi diye sordu. Oliver kabul etti. Yolda giderken artık bir arkadaşı olacaktı. John Orada Fagin diye bir arkadaşının olduğunu söyledi. Fagin'in Oliver'a yardım edebileceğini söyledi. John ile yola çıktılar. Londra'ya ulaştıklarında John onu Fagin'in evine götürdü. Oliver onların aslında yan kesici olduklarını bilmiyordu.

Fagin orada Oliver'a yankesiciliği öğretmişti. Oliver ilk görevinde John ve Charley'in arkasından gidiyordu. Bay Brownlow adında birisinin cüzdanını çalacaktı ama yapamadı ve bunu John ve Charley yaptı. Sonra Bay Brownlow bunu Oliver'ın yaptığını düşünüp onun arkasından koşmaya başladı. Oliver da bu arada koşuyordu. Bay Brownlow kitapçıdan aldığı bir haberle bunu Oliver'ın değil başka iki kişinin yaptığını ve onların yan sokakta olduğunu öğrendi.
8
Bay Brownlow Oliver'a çok iyi bakıyordu çünkü onu yanlışlıkla suçlamış; bu sebepten dolayı evine almıştı. Yankesiciler beş gün sonra Oliver'ın yerini saptayıp kitapçıya giderken onu kaçırdılar. Yankesicilerin başkanı Fagin Oliver'ın yepyeni giysiler giydiğini görünce "çıkar bunları ve şu eskileri giy" dedi. Oliver eskileri giydi. Fagin yeni kıyafetin ceplerini karıştırıp birkaç pound buldu.

Yankesiciler Oliver'ı suçlamak için bir soygun yapacaklardı. Ertesi gün soyguna Bill Skyes ve Oliver gideceklerdi. Soygun yerine geldiklerinde Oliver gidip bir çalının arkasına saklandı. O anda onlara beklenmedik bir mermi yağmuru başladı. Oliver kaçmaya çalışırken kolundan vuruldu. Bill Skyes yanındaki tabancayla kendini koruyordu. Oliver bu arada oradaki evin içine girip kapıyı kalan tüm gücüyle çaldı. 

Kapıyı açan yaşlı bir bayandı. Onu içeri aldı. Sonra da Doktor Losberne gelince Oliver'ı tedavi etti. Oliver birkaç gün sonra iyileşti. Orada Bayan Rosa ile çok iyi arkadaş oldular. Oliver Rosa'ya artık 'abla' diyordu. Birkaç gün bile ayrı kalsalar çok üzülüyorlardı. Yaz olunca Bayan Maylie ona yazlık evini gösterdi. Ertesi gün de yazlık evine gittiler. Oliver orada denize girdi. Rosa da Oliver'a yüzme dersi veriyordu.

O akşam Oliver camdan bakınca kapıda iki adam gördü. Birisinin Fagin olduğunu biliyordu ama diğerini tanımıyordu. Aslında o Oliver'ın abisi Monks'tu. Gerçek adı Edward Leeford'tu. Ertesi sabah, tekrar eski evlerine döndüler. O akşam Nancy adında bir kız onların bulunduğu eve gidip zili çaldı. Kapıyı Bayan Rosa açmıştı. Bayan Rosa'ya Oliver'ı yok etmek için bir plan hazırladıklarını ve bu planı çok yakında gerçekleştireceklerini söyleyip gitti. Şunu da söyledi: "Londra köprüsünün altında buluşup konuşabiliriz."
12
Oliver Rosa'ın yanına gidip "Bay Brownlow'u tanıyormusun?" diye sordu. Rosa "tanıyorum" diyince, "beni onun yanına götürür müsün" diye sordu. Rosa da "bu aşkam hemen şimdi gidebiliriz" dedi. Oliver "hemen şimdi gidelim" dedi. Bay Brownlow kapıya bakınca Oliver'ın geldiğini gördü. Bay Brownlow çok sevinmişti. Rosa Bay Brownlow'a Nancy'den aldığı bilgileri aktardı.

Ertesi akşam Rosa ile Bay Brownlow Nancy ile görüşeceklerdi. O akşam konuşurlarken Charley, Nancy'yi izlediği için bütün hızıyla Fagin'in evine doğru koştu. Fagin'in evine varınca gördüklerini hemen Fagin'e anlattı. Bunu Bill Skyes da öğrenince Nancy'yi öldürdü ve çekip gitti.

Bay Bumble Oliver'in iyi bir çocuk olduğunu öğrenince hemen Londra'ya gidip Bay Brownlow ile konuştu. Bay Brownlow Monks adında birisiyle konuşacaklarını söyledi. Monks'un evine gidip kapıyı çaldılar. Monks kapıyı açınca Bay Brownlow içeri girip "Merhaba Bay Monks, gerçek adıyla Edward Leeford". Monks bunları nereden bildiğini hiç soramadan donup kaldı. Sonra da arkadan Bay Bumble içeri girdi ve ona bir belge uzattı. "Bu belgeyi imzalamazsan seni hapse attırırız" dedi. Monks bunu imzalayınca babasından kalan miras Oliver'a verildi.

Oliver artık çok güzel bir yaşam sürüyordu.


SON


Ben bu kitaptan yoksulluğun çok zor bir durum olduğunu öğrendim. Örnek olarak varlıklılar yoksullara yardımları edebilirler.  Beğenilerinizi ve yorumlarınızı bekliyorum.


13 Nisan 2015 Pazartesi

Arı Maya (Waldemar Bonsels)



Hikaye, kovanda ve dışarıda geçiyor.

Hikayenin kahramanları,

  • Arı Maya,
  • Rehber,
  • Eşek Arısı,
  • Yusufçuk,
  • Ağaçkakan,
  • Kabukdelen böcekleri,

Bir gün kovanda bir arı doğumuş adı Arı Maya imiş. Arı Maya bir gün bir rehber ile dışarıya çıkmış. Dışarıda önden uçtuğu için rehber ona yetişememiş. Arı Maya, dışarıda kaybolmuş. Bir çiçeğin üstüne konmuş. Karını doyurmuş. Sonra, havada uçarken bir Eşek Arısı ile karşılaşmış. Onunla birazcık konuşmuş. Eşek Arısı insanlardan söz etmiş. Arı Maya da insanların kim olduğunu sormuş.

Konuşmaları böyle devam ederken, bir Yusufçuk Böceği oraya gelmiş ve Eşek Arısını hapur hupur yemiş. Arı Maya, Yusufçuk Böceğine sormuş; "Neden Eşek Arısını yedin?". Yusufçuk böceği Arı Maya'nın sorusunu şöyle yanıtlamış; "Sen nasıl polen yiyorsan ben de eşek arısını yiyorum". Arı Maya ona da insanları sormuş; "İnsanları biliyor musun?". Yusufçuk böceği; "Tabi ki biliyorum" demiş. 

Arı Maya; "Anlatır mısın?" demiş. Yusufçuk Böceği anlatmaya başlamış; "Onların hem iyileri hem de kötüleri vardır. Bazı insanlar iyidir, bazı insanlar da kötüdür." Arı Maya insanlar hakkında daha çok bilgi edinmek istiyormuş. Oradan ayrılmış ama belki de onunla tekrar görüşürmüş. Oradan gidince, bir ağacın kovuğuna yerleşmiş. Burada bir ağaçkakan ile karşılaşmış. 

Arı Maya ilk günlerde Ağaçkakan'dan rahatsız oluyormuş. Ama sonra Ağaçkakan'a alışmış. Artık her akşam konuşmadan uyumuyorlarmış. Arı Maya ara sıra geziniyormuş. Bir gün eve döndüğünde Ağaçkakan'a "İnsanları tanıyor musun?" diye sormuş. Ağaçkakan; "Hayır" demiş, şöyle de eklemiş. "Sen tanıyor musun?". Arı Maya "Evet" demiş, "Ama hiç görmedim" demiş. 

Ertesi gün Arı Maya, her zamanki gibi dışarı çıkmış. Dışarıda gezmiş. Evinden birazcık uzaklara gitmiş ve insanların yaşadığı evlere gelmiş. Evlerden çok ses çıkıyormuş. Arı Maya bir evin içerisine girmiş ve bir insan görmeyi başarmış. Sonra hemen o evi terk etmiş. Çünkü insanların ona zarar vermesini istemiyormuş. Akşamın karanlığı iyice bastırmış. Hava gökyüzünün tepesindeki ay ile aydınlanıyormuş. 

Arı Maya bir gününü orada geçirmiş. Ertesi gün evine geri dönmüş. Evi delik deşikmiş. Bunu kimin yaptığını araştırmaya başlamış. Akşam hiç uyumamış beklemiş. Ama malesef gözleri kapanmış ve uyumaya başlamış. Ertesi gün evini delen kişiyi yakalamış. O kişinin adı Kabukdelen Böceğiymiş. Kabukdelen Böceği, Arı Maya'ya evini göstermiş. Evinde yaklaşık kırk kişi varmış. 

Arı Maya, Kabukdelen Böceklerine sormuş; "Siz neden bu kadar fazla kişisiniz?". Kabukdelen Böceklerinden en büyük olan kişi, yani baba cevabı vermiş; "Biz bu kadar fazla olmazsak, ağaçları delemeyiz". Arı Maya, onları Ağaçkakan'dan korumuş. Sonra da tekrar gezmeye çıkmış. Gezerken, Eşek Arılarının kovanına girdiğini farketmemiş ve orada yakalanmış. 

Orada Eşek Arılarının Kraliçesi toplantı yapıyormuş. Arı Maya bu konuşmaların hepsini duymuş. Sonra da bir şekilde oradan kaçmış. Hemen kendi kovanına gitmiş ve bunu duyurmuş. Kovan kendilerini koruma altına almış. Kovanın kapısını kapatmışlar. Bir sonraki gün Eşek Arıları onların kovanlarına saldırmışlar. İçeriye dörder dörder gruplar sokmuşlar. ama arılar içeri giren her grubu öldürüyormuş.

En sonunda Kraliçe de girmiş ve içeride bütün herkes ölmüş. Bal arıları saldırıdan kurtuldukları için çok mutlularmış. Bunun için Arı Maya'ya bir ödül vermişler. 


SON


Ali Toprak Dalkıran bu kitaptan arıştarmanın nasıl bir şey olduğunu öğrendi. Siz bu kitaptan ne öğrendiniz? Lütfen yorumlarınızı benimle paylaşır mısınız?




17 Ocak 2015 Cumartesi

Pollyanna Kitap Özeti (Eleanor H. Porter)



Hikaye, evde ve yolda geçiyor.

Hikayenin kahramanları,
  • Polly Teyze,
  • Pollyanna,
  • Hizmetçi kız Nancy,
  • Tom Amca,
  • Tom Amca'nın oğlu Tim,
  • Bayan Snow,
  • Bay Pendleton,
  • Bay Hall (Okul Müdürü),

Polly Teyze Nancy'den Pollyanna için tavan arasını toplamasını istemişti. Nancy, selam verip hemen toplamaya gitti. Tavan arasının tozunu süpürdü, camları sildi, yerleri sildi, duvarları boyadı. En sonunda tavan arasına eşya taşıyacaktı. Taşımak için, Tom Amca ve oğlu Tim'den yardım alacaktı. Hep birlikte merdivenlerden dolap, yatak, koltuk ve bir masa taşıdılar. 

Çok yorulmuşlardı. Polly Teyze ile birlikte bir öğlen yemeği yediler. Nancy birazdan Polyanna'yı almaya gidecekti. Yemek bitince hemen tabakları kaldırıp Polyanna'yı almak için tren garına gitti. Pollyanna bir bankta oturmuş merakla kendini kimin alacağını bekliyordu. O sırada Nancy, Pollyanna'yı görüp onu tanımıştı. Ona teyzesinin ismini sordu. O da Polly Teyze diye cevap verdi.

Nancy artık onu tanıyordu ve eve götürmeye hazırdı. Polyanna'yı elinden tutup eve doğru yola çıktılar. Uzun bir yürüyüşten sonra eve vardılar. Çok yorulmuşlardı. Pollyanna önce odasını görmek istiyordu. İlk önce teyzesine sarılıp ondan odasının nerede olduğunu öğrendi. Sonra da hemen tavan arasına koştu. Merdivenleri çıkıp odasına baktı. İlk görüşte odasını çok sevmişti. Teyzesinin onu sevdiği için manzaralı bir odayı seçmesi ne güzeldi diye düşündü Pollyanna.

Çok yorulmuşlardı. Öğlen yemeğinde Polly Teyze içeride bir sineğin uçtuğunu gördü ve Polyanna'ya sinekler hakkında neler biliyorsun diye sordu. Pollyanna da şöyle cevap verdi. Onlar kondukları yerdeki pislikleri ayakları ile her yere taşıyorlar. Polly Teyze, Polyanna'ya bir ödül verdi. Çünkü bu bilgiyi bildiğini bilmiyordu. Pollyanna yemeği bitirince hemen odasına gitti. Odasının havasız kaldığını gördü. Camı açtı. O sırada teyzesi geldi ve şöyle bağırdı:

- İçeri sinek girecek hemen camı kapat!

Pollyanna da hemen camı kapattı. Sonra da dışarıya çıktı. Tom Amca ve oğlu Tim'in yanına gitti. Birlikte sohbet ederlerken zamanın nasıl geçtiğini anlayamadılar ve konuşmaları Polly Teyze'nin yemeğe çağırması ile bitti. Akşam yemeği için Nancy tabakları getiriyordu. Sofrayı hazırladıktan sonra hemen yemeğe oturdular. Yemek çok güzel geçti. Pollyanna yemekten önce çok konuştuğu için çok uykusu gelmişti. Hemen yatağa girip uyudu.

Sabah çok erken uyandı ve kitabını okumaya başladı. Yarım saat sonra Polly Teyze ve Nancy uyanmıştı. O sırada da Pollyanna yirmi sayfa okumuştu. Kahvaltı için Tom Amca ve Tim'i beklediler. Onlar da uyanınca hemen kahvaltı ettiler. Kahvaltıdan sonra Pollyanna ile Nancy evin karşısındaki minik tepecikte gezmeye gittiler. Gezerken Pollyanna Nancy'ye 'mutluluk oyunu'nu öğretti. Nancy'de hemen bunu kullanmaya başladı.

Pollyanna artık Nancy'ye bulaşıkları yıkamasında ve sofra işlerinde yardım edecekti. Ertesi gün Pollyanna bunları uygulamaya başladı. Her gün sofrayı kurmasında yardım ediyordu, hem de bulaşıkları yıkamasına yardım ediyordu. Artık Pollyanna daha çok çalışkan bir çocuk olmuştu. Öğlen yemeği çok güzel geçmişti. Şimdi de sıra odasını toplamaya gelmişti.

Odasını topladıktan sonra da Bayan Snow'un yanına ona çorba vermek için gidecekti. Yolu biliyordu çünkü Polly Teyze ona bir çok kez yolu tarif etmişti. Artık Pollyanna yola çıkmaya hazırdı. Tariflere göre Bayan Snow'un evi Polly Teyze'nin evine çok yakın olduğu için Pollyanna çok kolay gidebildi. Kapıyı çalınca onu hizmetçi karşıladı.

Pollyanna hizmetçiye Bayan Snow'un nerede olduğunu sordu. Hizmetçi de şöyle cevap verdi:

- Koridorda düz ilerleyin ilk çıkan odanın içine girin. Orada yatan kişi Bayan Snow'dur.

Pollyanna, tarif edileni uyguladı ve Bayan Snow'u buldu. Bayan Snow'a neden karanlık bir odada yaşadığını sordu. Bayan Snow'da şöyle cevap verdi:

- Benimle hiç kimse ilgilenmediği için artık ben tek başıma bu odada yaşıyorum.

Pollyanna Bayan Snow'a çorbayı verip gitti. Eve dönerken birisi ile karşılaştı. Onunla tanışıp adının Pendleton olduğunu öğrendi. Artık Bay Pendleton'la her gün buluşuyorlardı ama bir şey onları ayırdı. Pollyanna'nın okulu başlamak üzereydi ve hazırlanmaları gerekiyordu. Pollyanna'nın yarın okulu başlaycaktı. Hemen okul eşyalarını almaya başladılar. Ertesi gün Bayan Polly Okul Müdürü Bay Hall ile karşılaştı ve Pollyanna'yı o okula kayıt yaptırdı.

Ertesi sabah Pollyanna yürüyerek okuluna gidiyordu. Okuluna giderken bir sınıf arkadaşı ile karşılaştı. Onunla birlikte okula gittiler. Okula gidince sınıfını gören Pollyanna çok sevindi. Hemen kendine bir sıra buldu ve oraya yerleşti. Ama okulun ilk günü olduğu için bir şenlik vardı. Herkes bahçede yarım saat oyun oynadı. Bundan sonra derslere başladılar.

Pollyanna okuldan dönerken karşıdan karşıya geçiyordu. Tam yolun ortasına gelmişti ki bir araba ona çok hızlı yaklaşıyordu. Pollyanna ne yapacağını bilemeyip bayıldı ve araba sağ bacağının üstünden geçti. Polly Teyze buna çok üzüldü. Doktorlar çağırdı. En sonunda üçüncü çağırdığı doktor Pollyanna'yı hastaneye yatırdı.

Pollyanna hastanede özel bakımdaydı. Hastanede bacağı alçıya alınmıştı. Pollyanna bir kaç ay sonra yürüme dersi alıyordu ve Polly Teyze'ye bir mektup yazmıştı. Mektupta Pollyanna'nın Polly Teyze'yi sevdiği yazıyordu. Bu arada Polly Teyze de eskisi gibi mutluydu.



{Son_____Son_____Son_____Son_____Son_____Son_____Son_____Son_____Son_____Sonnnn}






3 Ocak 2015 Cumartesi

Mutlu Prens Oscar Wilde




Hikaye hep dışarıda geçiyor.

Hikayenin kahramanları,

  • Kırlangıç 
  • Bir Prens Heykeli

Son baharın son günlerden bir gün, bir kırlangıç bir kırlangıç bir saza aşık olmuş her zaman gelip onunla konuşuyormuş fakat saz hiç onunla konuşmuyormuş. Arkadaşları onun artık göç etmesini istiyor, ama kırlangıç bu isteği hep reddediyormuş. Bir gün arkadaşları soğuğa dayanamamış ve Mısır'a göç etmiş. Kırlangıç artık çok soğuk ve akşam olduğu için sazı bırakıp bir heykelin ayaklarının arasına sığınmış.

Sabah olunca güvercin heykele bakmak için uçuyormuş, o sırada heykelin göz kırptığını görmüş bu yüzden heykelin omuzuna konmuş. Heykel onunla konuşmaya başlamış ve şöyle demiş:

Senden istediğim görevleri yapar mısın? demiş.

Güvercin de:

Tabii ki yaparım demiş.

Kırlangıç artık heykelin tüm isteklerini yerine getiriyormuş. İlk önce vücudundaki yakutları dağıtmış; sonra da gözlerini. Artık göremeyen heykel kırlangıçtan yoksul olan insanları bulup ellerindeki zümrütleri onlara vermesini istemiş kırlangıç bu görevi yapmış ama artık soğuğa dayanamıyormuş. en sonunda o kadar soğuk olmuş ki kırlangıç dayanamayıp ölmüş.

Birkaç gün sonra belediye başkanı parkta gezerken heykelin üzerindeki değerli taşların yok olduğunu görmüş. Değerli taşları tekrar yerlerine koydurmuş ve bu masal da burada bitmiş. :)



SoN..........................SoN...........................SoN.............................SoN......................SoN...............SoN.

1 Ocak 2015 Perşembe

Kralın Yoksul Çocukları (Yazar bilinmiyor)



Hikaye bir şatoda, kalede ve bir kulübede geçiyor.

Hikayenin kahramanları,
  • Kral,
  • En büyük kız kardeş,
  • Ortanca kız kardeş,
  • En küçük kız kardeş,
  • Dev,
  • Yaşlı bir nine,
  • Yoksul Kraliçe,
  • ikizler (Bir ağabey ve kız kardeşi)
  • Bir hemşire
Bir gün çok yoksul olan üç kardeş varmış ve kral oralardan geçerken o üç kardeşin konuşmalarını duymuş. En büyük kız kardeş şöyle demiş:

-Ben kral için çok uzun bir halı örebilirim demiş.

Ortanca kız kardeş ise:

-Ben senden daha da uzun bir halı örebilirim demiş.

En küçük kız kardeş de hepsinden farklı bir şey söylemiş:

-Ben kral için ikiz çocuk doğurabilirim demiş.

Bunları duyan kral yarın hepsini sırayla yanına çağırmış. İlk önce en büyük kız kardeş gelmiş. Kral:

-Üçünüzün de ne dediğinizi biliyorum demiş. Sen çok uzun bir halı örecektin sana tam üç gün veriyorum.

En büyük kardeş hemen halıyı örmeye başlamış.Şimdi de kral ortanca kız kardeşi çağırmış ve şöyle demiş ve cümleye yine aynı şekilde başlamış. (Aslında üçünde de cümleye aynı şekilde başlar.)

-Üçünüzün de ne dediğinizi biliyorum demiş. Sen ablandan daha da uzun bir halı örecektin. Sana da tam üç gün veriyorum.

Ortanca kardeş de hemen halıyı örmeye başlamış. Üç gün geçmiş şimdi kral ilk önce en büyük kardeşin yanına gitmiş. Onun halıyı öremediğini görünce onu şatodan kovmuş. Şimdi de ortanca kız kardeşin yanına gitmiş. O da halıyı örememiş. Bu yüzden kral onu da şatodan kovmuş. Şimdi de sıra en küçük kardeşe gelmiş. Kral ona da aynı şeyleri söylemiş. Kral:

-Üçünüzün de ne dediğini biliyorum demiş. Sen benim için ikiz bebek doğuracaktın demiş. Bunun için evlenmemiz gerek demiş.

Sonra da evlenmişler. Üç yıl sonra en küçük kardeşin ikiz bebeği olmuş ama bunlar olmadan önce en küçük kardeşin ablaları hemşire ile anlaşarak bebekler doğduğu anda onları bir sepete koyup onları bir dereye bırakmasını istemişler. Aslında bebekler ikiz doğmuş ama hemşire bebekleri bir sepete koyup dereye bırakınca krala:

- Aslında bebekler ikiz doğdu ama ikiz doğdular demiş.

Kral da:

- En küçük kız kardeşe şöyle demiş. Yapacağının yarısını yaptın ama bebekler ölü doğdu demiş.

Bu yüzden kral onu da şato'dan kovmuş. Deredeki bebekler en sonunda bir yaşlı ninenin kulübesinin önünde durmuş. Yaşlı nine sepetteki çocukları görünce onlarla hemen ilgilenmeye başlamış. Onları büyütmüş ve ikisi de on yaşına gelmiş. Bir gün annelerine evden daha uzaklarda dolaşmak istediklerini söylemişler. Çünkü her gün hep aynı yerlerde yani kulübenin etrafında dönüp duruyorlarmış.

En sonunda hemşire bir fırsatını bulup şatodan çıkmış ve ikizlerin yaşadıkları kulübenin yakınlarına gelmiş. İkizlerin annesi dışarı çıktığı zaman hemşire hemen içeri girmiş ve çocuklara gerçek babanızı öğrenmek istiyorsanız dediklerimi yapmalısınız demiş. En yakındaki dağın üstündeki kuleyi göstererek o kulenin içindeki dev'in büyülü saatini bana getirmeniz gerek demiş.

İkizler hemen yola çıkmış ama anneleri bunu bilmiyormuş. En sonunda kuleye varan ikizler hemen içeri girmişler. Dev onları görmüş ve büyülü saati almaya çalıştıkları için:

- Ya canınızı ya da malınızı verin demiş.

İkizler, dev ile nazikçe konuşarak devi ikna etmişler. Dev de onlara büyülü saati vermiş. Ertesi gün, hemşire tekrar onların yanına gelmiş ve bu sefer de şöyle demiş:

- Tekrar o kuleye gidip büyülü çubuğu almanız gerekiyor.

İkizler tekrar yola çıkıp tekrar aynı kuleye gitmişler. Bu sefer de dev'den büyülü çubuğu istemişler. Dev de ikizlere şöyle demiş:

- Sanırım, bu hemşire sizi öldürmek istiyor. Yarın tekrar sizden bir şey isterse ben onun haddini bildireceğim.

Öbür gün hemşire tekrar ikizlerin kulübesinin yanına gelmiş ve şöyle demiş:

- Bu sefer de, sizden tekrar oraya gidip büyülü balonu almanızı istiyorum.

Bunu duyan dev ağaçların arasından hemen ortaya çıkıp şöyle demiş :

- Sen onları öldürmeye kalkışıyorsan, kendin öl.

O sırada kral gelmiş. İkizler, krala:

- Korkmayın dev bizim dostumuz demiş.

Hemşireyi gören kral:

- Sen burada ne arıyorsun demiş.

Dev onu korkuttuğu için hemşire her şeyi anlatmış ve bu çocukların kendi oğlu ve kızı olduğunu öğrenen kral, yoksul kraliçeyi de çağırıp büyük bir kutlama yapmış.




..... .... ... .. . S   O   N . .. ... .... ..... 






2 Kasım 2014 Pazar

İki Sene Okul Tatili Kitap Özeti (Jules Verne)



Hikaye, denizde, adada, mağarada ve gemide geçiyor.

Hikayenin kahramanları :


  • Gordon,
  • Doniphan,
  • Wilcox,
  • Cross,
  • Briand,
  • Miço Moko,
  • Jacques, (Briand'ın kardeşi)
  • Webb


Günlerden bir gün Sloughi gemisine gezmek için aynı okulda okuyan sayıları 15'ten fazla olan öğrenciler binmiş. Geminin sahibi ve geminin hizmetçileri dışarı çıkmış. İçeride sadece Miço Moko kalmış. Ama bir anda gemi denizlere açılıvermiş. Bunu kimse fark etmemiş. Yaklaşık yarım saat sonra Briand, Gordon ve Doniphan yukarı çıkmış ve dışarı baktıkları anda şok olmuşlar.

Gördüklerini çocuklara söylememişler. Çünkü denize açılmışlar ve çocuklar bunu duyarlarsa çok korkacaklarını biliyorlarmış. Çocuklara sadece geziye çıktık demişler. Ama çocuklar karadan çok uzaklaştıklarını görünce, yine de çok korkmuşlar. Birkaç gün sonra çocuklardan biri kaptanın olduğu yere girmiş ve kimseyi görmeyince çok korkmuş.

Bunun üzerine, Briand ve Gordon teker teker gemiyi sürüyor ve geri döndürmeye çalışıyorlarmış. Ama gemi bir türlü geri dönmüyormuş ve en sonunda bir adaya ulaşmışlar. Adaya geldiklerinde çocuklardan bazıları çok sevinmiş ama bazıları daha da çok korkmuş. Çünkü bu adada yerlilerin olduğundan şüpheleniyorlarmış.

Herkes hemen barınacakları başka bir alan aramaya başlamış. Çünkü bu gemide çok fazla kalamazlarmış. Kuzey, güney, doğu ve batıya gruplar olarak keşfe çıkmışlar ve güneye giden grup derenin kenarından yol alıyormuş. En sonunda bir mağara bulmuşlar. Yanına aldığı düdüğü grubun başkanı olan Gordon bütün gücüyle çalmış. Bu düdüğü duyan gruplar hemen buluşma alanına koşmuşlar ve güneye giden grupta buluşma alanına koşmuş.

Herkes buluşma alanındaymış ve hep birlikte güneye doğru yol almaya başlamışlar. Mağaranın yanına gelince mağaraya ev yapmayı düşünmüşler ve dereyi kullanarak ilk buluştukları yere geri dönmüşler. Buluştukları yer gemiye çok yakınmış. Gemiden bir sandal alıp dereye koymuşlar ve dere yoluyla gemideki eşyaları ve yiyecekleri rahatlıkla mağaraya taşımışlar.

Mağaraya uygun dekorasyonlar yapmışlar. Artık mağara onların eviymiş. Bazen tekrar gemiye gidip gemide kalan eşyaları getiriyorlarmış. Gemide artık eşya kalmamış ve yiyecek bulmak için ormanın derinliklerine gitmeye başlamışlar. Ama mağaradan çok uzaklaşmıyorlarmış. Çünkü kaybolma riskleri fazlaymış.

Ormanda meyve topluyorlarmış. Ancak etleri bitmek üzereymiş ve mağarada dengeli beslenmek istiyorlarmış. Ertesi gün silahlarını alıp et bulmak için hayvan öldüreceklermiş. Gün doğmaya başladığında et bulmak için Gordon ve Briand akıllı davranarak erkenden hayvanları öldürmeyi başlarmışlar ve çocuklar uyanmadan geri dönmüşler. Çünkü çocuklar onları merak edebilirlermiş.

Çocuklar etleri görünce çok sevinmişler. O zamanlar akıllarında büyük bir proje varmış. Proje; büyük bir uçurtma yapıp, adanın ne kadar büyük olduğunu görmekmiş. O gün bu projeyi yapmaya başlamışlar. Uçurtma için bolca ip ve on tane sopa kullanmışlar. Uçurtmaları iki metre boyundaymış ve ilk denemeleri için içine tam elli kilo koymuşlar.

Uçurtmayı uçurmuşlar ve bu arada uçurtmanın altına birisini taşıyabilmesi için bir sepet bağlamışlar. Uçurtma elli kiloyu kaldırınca uçurtmayı aşağıya indirmişler ve içine Briand binmiş. Briand, görebildiği kadar uzağa bakmış ve adanın çok büyük olduğunu anlamış. Maalesef adaya korsanlar çıkmış ve korsanlardan biri onları görmüş.
10
Artık, çok kötü şeyler olmaya başlayacakmış. Mağaranın düzenli olması için bir başkanlık seçimi yapmaya karar vermişler. Seçimleri kazanan Gordon olmuş. Bunun üzerine Doniphan, Wilcox, Cross ve Webb onlardan ayrılmaya karar vermişler. Diğerleri de üzülmüşler. Şimdi de Doniphan'ın yaptığı grup korsanların yanına gidiyorlarmış.

Başlarına neredeyse bir bela gelmek üzerymiş. Çünkü bir korsan tarafından izleniyorlarmış. Kendilerine bir mağara bulmuşlar ve oraya sığınmışlar ama bu sadece bir günlük bir barınakmış. Çünkü sabah olunca korsanlar onlara saldırma planı yapmışlar. Sabah olduğunda korsanlar onların kapısına gelmiş ve kapıyı yakmışlar. Bunu gören Doniphan, Wilcox, Cross ve Webb yanlarına aldıkları yardım düdüğünü çalmışlar.

Bunu duyan diğer mağaradakiler hemen onları aramaya başlamış. Onları bulduklarında korsanları onları yakalamış. Fakat korsanların elinde silah yokmuş. O yüzden yanlarına aldıkları silahla korsanları vurmuşlar. Serbest kalanlar artık tekrar onların yanına dönmüşler. Korsanların geldiği gemiyi bulmuşlar. Kendi gemileri hasar aldığı için, Korsanların gemisi ile o adadan ayrılmışlar.



╔══╩╝ S   O   N  ╚╩══╗





29 Ekim 2014 Çarşamba

Özet Üç Silahşörler - Alexandre Dumas



Hikaye, Paris, Meung Kasabası, Londra, evde ve şatoda geçiyor.

Hikayenin tüm Kahramanları,
  • D'Artagnan
  • Athos
  • Porthos
  • Aramis
  • Bay de Treville
  • Kardinal Richelieu
  • Jussac
  • Bay Bonacieux
  • Bayan Bonacieux
  • Kral XIII. Louis
  • Kraliçe Anne
  • Buckingham Dükü
  • Kont Rochefort
  • Grimaud
  • Planchet
  • Mousqueton
  • Bazin
Günlerden bir gün D'Artagnan Paris'e silahşör olmak için Gaskonya'dan yola çıkmış. Yolu çok uzunmuş. Bir kaç gün sonra ilerlerken önüne bir köy çıkmış. Köyde bir gün kaldıktan sora yoluna devam edecekmiş. Köye vardığında onu gören herkes gülüyormuş. Çünkü giysileri çok komikmiş. Yolda ilerlerken önüne bir adam çıkmış. Adamın yüzünde bir kesik varmış.

Yoluna bir adam daha çıkmış. D'Artagnan'ın sabrı taşmış ve "Yeter ama herkes önüme çıkıyor artık dayanamam çekin kılıcınızı!" diye bağırmış. Önündeki adamın kılıcı yokmuş ama hizmetçilerini çağırmış ve hizmetçiler ellerine bir sopa alıp gelmişler ve D'Artagnan'ı atından düşürmüşler ve D'Artagnan'ın canı çok acımış. D'Artagnan iyileşince tekrar yoluna koyulmuş ve bir gün sonra Parise ulaşmış. 

Bay de Treville'yi bulup onunla konuşmuş. Çıkışta da Athos, Porthos ve Aramis'e çarpmış ve üçü de D'Artagnanı düelloya davet etmiş ve D'Artagnan hepsini kabul etmiş. D'Artagnan ilk düelloda hepsini bir arada görünce ve tam o sırada Kardinal Richelieu'nun adamları gelince de dördü birlikte onlara saldırmışlar. Diğerleri de D'Artagnan'ın ne kadar iyi dövüştüğünü görmüşler.

Yarın da Bay de Treville onu kralın yanına götürmüş. Kral da D'Artagnan'ın çok iyi dövüştüğünü duymuş ve onun bir silahşör olabileceğini söylemiş. Kral artık D'Artagnan'a silahşörlük eğitimi verecekmiş. Arkadaşları da D'Artagnan'a bir ev tutmuşlar. D'Artagnan evine biraz yemek, yatak, koltuk, gibi eşyalar almış ve kendisine de bir uşak tutmuş uşağın adı da Planchet'miş ve uykusu geldiği için de uyumuş.

Uyanınca da alt kattaki kişilerin konuşmasını duymak için solona bir delik açtı. Deliği açtıktan sonra, dışarı çıkıp arkadaşlarının yanına gitti. O sırada Kraliçe Anne'nin yanına Dük geldi. Dük, kraliçeye aşıktı ve kraliçe bunu biliyordu. Kraliçe o yüzden Dük'ün gitmesini istedi ve düke bir gerdanlık verdi. Dük de çok sevindi.

Bu bilgiyi öğrenen Kardinal Richelieu hemen krala iletti ve krala daha sinsice anlattı. En sonunda da krala şöyle dedi: "Bence sizin kraliçeyi bir baloya davet etmeniz gerek." Kral da bu öneriyi akıllıca buldu. Kardinal Richelieu da Kont Rochefort'u casus olarak gönderdi. O sırada D'Artagnan Bayan Bonacieux ile konuşuyordu ve Kraliçenin gerdanlığı geri istediğini anlattı.

D'Artagnan bu haberi arkadaşlarına iletti. Bunun üzerine dördü de yola koyuldular. Kendilerine bir planlama yapmışlardı ve Londra'ya gideceklerdi. Atlarına atlayıp yola koyuldular. İlk duraklama yerleri bir bardı. Barda bir gün kalacaklardı ama bu mümkün olmadı. Çünkü, içeride tuzaklar vardı. Bu tuzakları Richelieu'nun kurduğunu düşündüler. Tuzaklar insanlardı ve bir kişi ile savaşmaya başladılar.

Portos'u orada bıraktılar ve yollarına devam ettiler. Diğer durakları da boş bir kumluk alandı. Kumluk alanda tuzaklar vardı ve neredeyse tuzaklardan birine yakalanıyorlardı. Tam çıkışa yaklaşmışlardı ki üstlerine bir adam atladı ve saldırmaya başladı. Orada Aramis'i bırakıp yollarına devam ettiler. Atos ve D'Artagnan çok acıkmışlardı ve yemek yemek için bir barda tekrar durdular. Yemeklerini bitirdikten sonra, garsona beş altın verip gittiler.

Gemiye binmeye çok yaklaşmışlardı ki üstlerine ateş açıldı ve Atos'u da orada bırakıp D'Artagnan yoluna devam etti. Gemiye binmek için bir adamın kartını aldı ve gemiye bindi. Gemide tuzak olacağını düşündü ama yoktu. O yüzden mutlu mutlu Londra'ya gitti. Londra'da Dük'ten gerdanlığı alıp öğlen gemisine bindi ve tekrar yola çıktı. Kaptan ona çok iyi bakıyordu, çünkü dük D'Artagnan'a bakması için kaptanı görevlendirmişti.

Geriye dönerken hiçbir engel görmeden üç gün içinde tekrar Paris'e geldi ve hemen gerdanlığı kraliçeye iletti. Bir saat sonra balo başlayacaktı ve herkes çok heyecanlıydı. Balo başlayınca kral ile kraliçenin dans ettiğini gördüler. Kraliçe'nin gerdanlığı taktığını gören Kardnal Richelieu çok sinirlenmişti ve hızlıca balodan çıktı.

D'Artagnan ve arkadaşları yaşasın aşk diye bağırdılar.





.-.-.-.-.-.   S   O   N   .-.-.-.-.-.







31 Ağustos 2014 Pazar

Özet Babam Okulun En Çalışkanı - Toprak Işık



Hikaye, evde, iş yerinde, okulda ve arabada geçiyor.

Hikayenin kahramanları,

  • Öykü,
  • Cem Bey (Bertan’ın babası),
  • Bertan,
  • Buket Hanım,
  • Gülperi Hanım,
  • Rüstem Bey,
  • Kütük Rüstem,
  • Haluk,
  • Şişman Remzi,

Günlerden bir gün, Bertan okulda Öykü ile konuşuyormuş. Konuşurken Öykü’nün saçına bir arı gelmiş. Bertan da “ARIIII” diye bağırmış. Onlar teneffüsteyken Bertan’ın babası da öğretmen ile konuşuyormuş. Bertan’ın babası Bertan’ı alıp eve dönmüş. Bertan hiç ödevlerini yapmayan bir çocukmuş. Ogün de Bertan ödev yapmadığı için babası gelip odasından bilgisayarı kaldırmış. Bertan babası bilgisayarı götürürken koşa koşa gelmiş ve onu durdurmaya çalışmış ama olmamış. Bertan’ın babası bilgisayarı dışarı koymuş.

Akşamleyin yattıklarında bir değişim olmuş ve Bertan babasının yatağında babası da Bertan’ın yatağında uyanmış. Yani babası Bertan, Bertan da babası olmuş. Kahvaltı yapacaklarmış, Bertan babasına kahvaltı yapmasını söylemiş ama babası zor yapıyormuş. Çünkü o şu an Bertan’ın bedenindeymiş. Kahvaltıyı yedikten sonra Bertan babasının arabası ile iş yerine gidecekmiş. Babası da servisle Bertan’ın okuluna gidecekmiş. Ogün babası bütün sınıfı şaşırtmış ve herkesin ağzı açık kalmış.

Herkes “Bir günde her şeyi öğrendi” diyormuş. Bertan da babasının iş yerinde ilk gün biraz kötü olmuş ama ilk günü düzeltmeyi başarmış. Eve geldiklerinde ne yaptıklarını sormuşlar. Birbirlerine ne yaptıklarını anlatınca uykuya gitmişler. Sabah olunca, kahvaltılarını edip, yine işlerine gitmişler. Yine Bertan’ın babası Bertan’ın okuluna, Bertan da babasının iş yerine gitmiş. Bertan ikinci günü iyi geçirmeye çalışmış. Bu arada Bertan’ın babası da sınıf birincisiymiş. Bertan’ın babasının gözünde oğlunun iyi bir öğrenci olması varmış.

Şişman Remzi, babası ile eve dönüyormuş. Eve geldiklerinde yarın olunca Cem Bey’i çağıracaklarını söylemişler. Çünkü Şişman Remzi ile Kütük Rüstem hiç çalışkan değillermiş ve Bertan’ın nasıl bir günde okulun birincisi olduğunu düşünüyorlarmış. O yüzden de Bertan’ın babasını çağıracaklarmış. Yarın olunca, Cem Bey’i telefon ile çağırmışlar. Cem Bey geldiğinde, Şişman Remzi’ye bir hızlı okuma çipi vermiş. Aslında o bir kağıtmış. Ama Şişman Remzi onun özel bir şey olduğunu sanmış ve onu almış.

Şimdi sıra Kütük Rüstem’deymiş. Kütük Rüstem’e de aynı şeyi vermiş. Şimdi ikisi de sınıf birincisiymiş. Şimdi Cem Bey’in işe gitmesi gerekiyormuş. Bertan hemen arabaya atlayıp işine gitmiş. Çünkü işini kaçırmak istemiyormuş. İşine geldiğinde koşa koşa iş yerine gitmiş. Oraya geldiğinde hemen işe başlamış. Arkadaşı Haluk geldiğinde ona “biraz geç kaldığını” söylemiş. Haluk da ona “bir şey olmaz” demiş.

Bu arada da Cem Bey, okulda Öykü ile bilgi yarışı yapıyordu. Cem Bey önde gidiyordu. Çok yakında onu yenecekti. Cem Bey onu yenince öğretmeni de Cem Bey'e bir kaç gün sonra yapılacak bilgi yarışmasına gitmesini önermiş. Cem Bey de kabul etmiş. Eve döndüklerinde birbirlerine ne yaptıklarını anlatmışlar. Akşam olunca da yatmışlar. uyandıklarında Bertan iş yerine Cem bey'de okula gitmiş.

Bertan iş yerine geldiğinde biraz erken geldiğini anlamış; ama erken gelmek hep iyiymiş. Arkadaşı Haluk'u göremeyince biraz şaşırmış. İş yerine gidip orada çalışmaya başlamış. Cem Bey, okula geldiğinde sınıfına doğru yürümüş ve derse başlamışlar. Derste Bilgi yarışması için alıştırma yapacaklarmış. Bertan haluk geldiğinde "neredeydin" diye sormuş. Haluk da "arabam bozulduğu için yürüyerek gelmek zorunda kaldım" demiş..

Bertan çalışırken, Cem Bey Buket Hanım'ın anlattıklarını çok iyi dinliyormuş. Bertan, işinden çıkacakken Gülperi Hanımla karşılaşmış. Sonra da "yarın size gelebilir miyim?" demiş. Bertan "Tabi gelebilirsiniz" demiş. Evlerine döndüklerinde yine birbirlerine ne yaptıklarını anlatmışlar. Yarın, Gülperi Hanım geleceği için çok heyecanlıymışlar. Yemeklerini yiyip uyumuşlar.

Ertesi gün çok değişik bir şey fark etmişler. Eski bedenlerine geri dönmüşler ve Gülperi Hanım'ı beklemeye başlamışlar. O sırada da kahvaltıyı hazırlamaya başlamışlar. Gülperi Hanım geldiğinde, kahvaltılarını yapmışlar ve sonra Cem Bey, Gülperi Hanım'ı iş yerine götürmüş. Bertan da okuluna gitmiş. Bertan hemen olan şeyleri düzeltmek için çalışmaya başlamış her şeyi düzeltemese de elinden geleni yapmış

Artık bilgi yarışmasına Öykü katılacakmış. Cem Bey de iş yerindeki eşyaları düzeltiyormuş. Öykü bilgi yarışmasında birinci olmuş. Öykü'ye altın madalya takmışlar ve çok mutlu şekilde okula dönmüş. Onun kazandığını duyunca bütün sınıf çok sevinmiş ve bunun için bir kutlama düzenlemişler. Yemekleri dışarıda yemişler ve öğretmenleri de onlara meyve suyu almış.

Cem Bey'in toplantıya gitmesi gerekiyormuş. Toplantıda arkadaşlarına "Artık, hafta sonu da çalışmamız gerek, çünkü daha fazla iş yaparsak daha çok kedimizi geliştiririz" demiş. Bertan servise binip eve dönerken ödevlerini yapıyormuş. Eve geldiğinde az ödevi kaldığı için onları da bitirmek istemiş ve masasına oturup ders çalışmış. Babası gelince birlikte yemek yemişler. Sonra da uyumuşlar.




_ . - . _  S   O   N  _ . - . _  



9 Ağustos 2014 Cumartesi

Heidi Kitap Özeti (Johanna Spyri)



Hikaye, Alp Dağlarındaki Kulübede, yolda, Peter ve Klara'nın evinde geçmektedir.

Hikayenin kahramanları :

  • Heidi,
  • Peter,
  • Klara,
  • Dete (Heidi'nin bakıcısı),
  • Peter'in annesi,
  • Peter'in büyük annesi,
  • Alp Dede (Heidi'nin büyük babası),
  • Klara'nın annesi,
  • Klara'nın babası,
  • Klara'nın annesinin hizmetçisi,
Sıcak bir haziran gününde Dete, Heidi'yi büyük babasına bırakıp işe gidecekmiş. Alplere gelince yavaş yavaş yukarı çıkmaya başlamışlar. Heidi'nin büyük babasının yanına gelince, Dete Heidi'yi büyük babasına bırakmış ve geri dönmüş. Heidi büyük babasını görünce çok mutlu olmuş. Büyük babası Heidi'yi kulübeye getirmiş. Heidi yukarı kata çıkmak istemiş. Büyük babası merdiveni getirmiş ve Heidi yukarı çıkmış.

Yukarıdaki samanları görünce onlardan bir döşek yapmayı düşünmüş. Sonra da aşağıya inmiş. Birkaç gün sonra, büyük babası buralarda keçileri otlatan birisi olduğunu söylemiş. Onun adı da Peter'miş. Peter akşamleyin geri döndüğünde yeni birisini görünce şaşırmış. Alp dede Peter'i Heidi'yle tanıştırmış. Peter Heidi'yle tanışınca çok mutlu olmuş.

Yarın Peter ile keçileri otlatmaya gidecekmiş. Yarın olduğunda, Peter ile Heidi keçileri otlatmaya çayıra gitmişler. Keçiler ot yerken, onlar ayakta durmaktan yoruldukları için çimenlere yatarak havaya bakmışlar. Akşam olmaya başlayınca geri dönmüşler. Heidi dedesine neler yaptıklarını anlatmış. Yemek yedikten sonra da uyumuşlar. 

Diğer gün, Alp Dede, Heidi'yi Peter'lere götürmüş ve eve dönerken Heidi'ye akşam üstü gelip seni alacağım demiş. Heidi, Peter ile çok eğlenmiş. Peter'in annesini ve büyük annesini görmüş. Akşam üstü Heidi'yi gelip almış ve eve dönmüşler. Alp Dede akşam yemeğini hazırlamış. Yemeklerini yedikten sonra Heidi merdiven ile yukarıya çıkıp samandan yatağına yatmış.

Heidi uyandığında aşağıya inmiş ve dedesine acıktığını söylemiş. Heidi yine Peter'lere gitmek istiyormuş. Oraya geldiklerinde evin tamire ihtiyaç duyduğunu görmüşler. Alp Dede Heidi'yi bırakıp aletlerini alıp gelmiş ve evi tamir etmiş. Alp Dede de içeriye girmiş ve orada öğlen yemeğini yemişler. Yemek yedikten sonra kulübelerine gitmişler. 

Heidi kendi kendine oyun oynarken eğleniyormuş. Akşama kadar kendisi ve keçilerle oynamış ve içeri girmiş. Dedesine acıktığını söylemiş. Birkaç dakika sonra dedesi ona yemek yapmış. Heidi yemeği çok beğenmiş ve döşeğine gidip yatmış. Ertesi gün Heidi zor uyanmış. Aşağıya indiğinde dedesinin kahvaltıyı hazırlamış olduğunu görmüş. Kahvaltılarını ettikten sonra Peter gelmiş ve Heidi onunla birlikte keçileri otlatmaya gitmiş.

Eve döndüğünde, yemeklerini yedikten sonra yatmışlar. Heidi uyandığında, dışarı çıkınca Dete'yi görmüş. Dete onu şehre götürecekmiş, orada bir arkadaş olduğunu söylemiş. Şehre gelince, otobüse binip o eve gitmişler. Zili çalmışlar ve içeri girmişler. Heidi içeri girince Dete, buradaki arkadaşı göstermiş ve daha sonra işine geri dönmüş. O arkadaş ile tanışmış ve onun adının Klara olduğunu öğrenmiş. 

Onunla her gün oynamaya başlamış ve onun altında bir sandalye olduğunu görmüş. Yürüyen bir sandalyeymiş o. Klara'nın babası yokmuş ama annesini görmüş. Annesinin bir de hizmetçisi varmış. Bir gün Klara'nın babası gelecekmiş. Heidi Klara'nın babasını göreceği için çok heyecanlıymış. Klara'nın babası geldiğinde onu görmüş. 

Heidi Alp Dağlarını çok özlüyormuş ve oraya gitmek için her gece uyur gezer olup apartmanın kapısını açıp geri dönüyormuş. Apartmanın kapısının açık kalması evdeki kişileri korkutuyormuş. Bir akşam Klara'nın annesinin hizmetçisi gidip bakmış ve onun Heidi olduğunu anlamış. Ertesi gün, Heidi Alp Dağlarından uzak kaldığı için ağlamaya başlamış. Klara'nın annesinin hizmetçisi de onu yine dedesinin yanına götürmüş. 

Günlerden bir gün Klara, Heidi'nin yanına gelmiş. Heidi Klara ile çok güzel günler geçiriyormuş ama Peter bundan çok rahatsız olmaya başlamış. Heidi ile Klara uyurken Klara'nın yürüyen sandalyesini uçurumdan aşağıya atmış. Klara ile Heidi uyandıklarında dışarı çıkmışlar. Alp Dede Klara'yı yürüyen sandalyeyi bulamadığı için çimenlerin üzerine bırakmak zorunda kalmış. Heidi gelince Klara'yı kaldırmaya çalışmış ama olmamış. Gidip Peter'i çağırmaya karar vermiş. İkisi birlikte denemişler ve Klara'nın bir adım atmasını söylemişler.

Artık Klara yürümeye başlamış ve kulübeye geri döndüklerinde Peter Alp Dede'ye Klara'nın sandalyesini uçurumdan aşağıya attığını söylemiş. Peter artık Klara'yı seviyormuş ve artık üçü birlikte oynuyorlarmış. Klara'nın annesi bir gün gelmiş Klara'yı eve götürmek zorunda kalmış. Klara'yı ayakta görünce çok şaşırmış. Nasıl kalktın diye sorunca Klara da "Arkadaşlarımın sayesinde" demiş. Klara'nın annesi de Klara'yı alıp eve dönmüş.





...    S   O   N    ...


6 Haziran 2014 Cuma

Define Adası Kitap Özeti (Robert Louis Stevenson)



Hikaye, adada, gemide, kalede ve bir ülkede geçiyor.

Hikayenin kahramanları :


  • Jim,
  • Jim'in annesi,
  • Jim'in babası,
  • Kaptan,
  • Kaptan Silver,
  • Doktor Livesey,
  • Bay Trelawney,
  • Ben Gunn,

Handa yaşayan bir aile varmış. Bir gün hana bir kaptan gelmiş. Kaptan yanında bir define sandığı getirmiş. Tuttuğu bir kişi, o sandığı taşıyormuş. Kaptana odasını vermişler. Kaptan odasına geçince birkaç saat orada kalmış. Herkes onu çok merak etmiş. Annesi Jim'e kaptanı çağırmasını söylemiş. Jim kaptanın odasına gidip, kaptanın kapısını çalmış. İçeriden ses gelmeyince tekrar çalmış. Sonra içeriden "Gel" sesi gelmiş. 

Jim içeriye girip, kaptana "Ne zaman geleceksiniz?" diye sormuş. Kaptan, "Birazdan gelirim" demiş. Kaptan, tekrar camın başına geçip dürbünü ile dışarıyı seyrediyormuş. Biraz sonra kaptan gelmiş. Kaptan biraz içki istemiş. Hemen yapıp getirmişler. Kaptan içkisini içince, tekrar odasına çıkıp camın karşısına geçmiş. Yine dışarıyı seyretmiş.

Bu böyle devam ederken, Jim'in babası hastalanmış. Annesi Jim'e gidip doktor Livesey'i çağırmasını istemiş. Jim koşarak doktor Livesey'in yanına gitmiş. Doktor Livesey'e neler olduğunu anlatmış. Doktor Livesey atını alıp Jim ile birlikte hana gitmişler. Doktor Livesey Jim'in babasını muayene etmiş. Doktor Livesey'den babasının çok az ömrü kaldığını öğrenmişler.

Birkaç gün sonra Jim'in babası hastalıktan ölmüş. O günden sonra günleri kötü geçmeye başlamış. Bir gün hana Karaköpek lakaplı bir korsan gelmiş. Bu korsan, kaptanın hazinesini almak istiyormuş. Kaptan aşağıya inip neler olduğuna bakmış. Karşısında Karaköpek'i görünce çok şaşırmış. İkisi de silahlarını ellerine almışlar. İlk önce kaptan ateş etmiş. Sonra da Karaköpek kanlar içinde handan dışarı çıkmış.

Birkaç gün sonra Jim ve annesi handan dışarıya çıkmışlar. Yolda gözü olmayan biriyle karşılaşmışlar. O adam Jim'in kolunu sıkıca tutarak kendisinin hana götürülmesini istemiş. Handa Kaptan'ın odasını görmek için oraya gitmişler. O adam Kaptana yaklaşarak kalbini dinlemiş. Sonra da "Bu ölmüş" demiş. Sonra o adam hazineye doğru yürümüş ama Jim o adamı dışarıya çıkarmayı başarmış.

Sonra aşağıya inmişler ve gözsüz adam arkadaşlarını çağırmaya gitmiş. Arkadaşlarını çağırıp geri geldiğinde kimseyi görememiş ve yukarıya çıkıp arkadaşları ile hazineyi almaya gitmiş. Hazinedeki altınları almışlar ve dışarıya çıkmışlar. Jim ve annesi polisi aramışlar. Gözsüz adam paralarla kaçarken arkadaşları da bekliyormuş. Gözsüz adam tam karşıya geçecekken polis gelmiş ve gözsüz adam atın altında kalmış.

Artık Jim mutluymuş. Doktor gelip Jim'i almış. Çünkü define avına çıkacaklarmış. Jim'in annesine bir işçi vermiş ve gitmişler. Gemiye geldiklerinde orada define yolculuğuna çıkacak olan pek çok kişi varmış. Yolculuğa çıktıklarında hem fırtınalı hem de şiddetli yağmurlu ve büyük dalgalı günler geçirmişler ve adaya varmışlar.

Adaya geldiklerinde normal gurupla isyan gurubu ayrılıp değişik yerler aramışlar. Normal gurup kırık bir kule bulmuş. E gemi de isyancılara kalmış. Günler günleri kovalamış. Artık normal gurupla isyan gurubu savaşmaya başlamış. Jim de bu arada gemideki iki kişiyle savaşıyormuş. Onları öldürüp gemiyi adanın diğer tarafına götürmüş.

Kalede savaşmışlar ve zafer kazanmışlar. Sadece bir kişi yaralanmış. Ama isyan gurubunun hepsi ömüş. Artık definenin olduğu yere gitmek gerekiyormuş. Definenin boş olduğunu görünce geri dönmüşler. Gemide çok eğlenmişler. Jim annesinin yanına dönünce çok sevinmiş. artık çok mutluymuş.










MUTLU SON





















23 Mayıs 2014 Cuma

Zamana Açılan Kapı Kitap Özeti (Bilgin Adalı)



Resimleyen : Kutlay Sındırgı

Hikaye 10 000 yıl önce başka bir dünyada, kampta, mağarada ve Hasankeyf'te geçiyor.

Hikayenin kahramanları :

  • Kerim,
  • Adnan Dayı,
  • Selin (arkeolog),
  • Nini (diğer boyutta),
  • Aki (diğer boyutta),
  • Ram (diğer boyutta),

Kerim adında bir çocuk varmış. Kerim, çantasını hazırlarken çok heyecanlıymış, çünkü dayısının yanına gidecekmiş. Kerim yola çıkmış. Yolda giderken çok değişik yerler de görüyormuş. Kampın yanına geldiğinde dayısı onu mutlulukla karşılamış. Kerim kampta dayısının öğrencilerini görmüş, dayısıyla konuşmuş. Neler yaptığını öğrenmiş.

Sonra, dayısından izin alarak kovuklara bakmaya gitmiş. Giderken yerde bir obsidyen bir taş görmüş. Bu taş, simsiyah, avcun içine sığacak kadar minik bir taşmış, ve bir anahtarmış. Kerim onu alıp yoluna devam etmiş. Kovuklara varınca obsidyen taşı yukarı kaldırmış ve güneş ışınları kovuğa yansımış. Kovukta bir geçit açılmış. 

Kovuğun içinde bir kız ve keçisi varmış. Kerim kıza bağırmış ama kız duymamış. Kerim içeri girip kıza "merhaba" demiş. Kız da ona "Mai Nini" demiş. Kerim ona bir tane sakız vermiş. Kıza el işareti ile yemesini göstermiş. Kız yemiş, biraz çiğnedikten sonra yüzünde bir gülümseme çıkmış. Kerim de oradan çıkıp bu olanları dayısına anlatmaya gitmiş.

Dayısı bunları duyunca merak edip kendisinin de görmek istediğini söylemiş. Kerim ile birlikte kovuğa gitmişler ama yanlarına birkaç arekeolog da almışlar. Kerim kovuğun boyutunu tekrar açmış ve içeri girmişler. İlerledikten sonra bir çoban görmüşler. Kerim yanına gidip, "Mai Kerim" demiş. Çoban da "Mai Ram" demiş. Kerim "Nini?" diye sormuş. Çoban da "Nini" demiş ve yola çıkmışlar.

Çoban onları bir köye götürmüş. Orada insanlar yaşıyormuş. Yeni gelenleri görünce onlara çok iyi davranmışlar. Köyde fotoğraf çekiyorlarmış çünkü, geriye dönünce onları internetten yollayacaklarmış. Bu arada Hasankeyf'e çok fazla turist geliyormuş çünkü beş arkeolog kaybolmuş. Onları aramaya çıkmışlar. Bulamayınca gruplarla aramaya başlamışlar ama yine de bulamamışlar.

Orada durum çok güzelmiş. Orada onlarla çok güzel anlaşıyorlarmış. Bir gün dağa gitmek istemişler, ama Aki onları durdurmuş. Yanlarında kendisi ve arkadaşlarının da geleceğini söylemiş. Dağa giderken yorulmamak için, dağın üstünden akan suyu kullanıyorlarmış. Kayıkla yukarıya çıkarken ip kulanıyorlarmış ve dağa bağlı olan çivilere ip asarak çıkıyorlarmış. Bunu yaparken çok eyleniyorlarmış.

Bu arada bir keçi vurmuşlar. Köyden arkadaşlarını çağırmış Aki. hemen gelmişler ve keçiyi köye götürmüşler. Onlar da geri dönmüş.Bu arada Selin de fotoraf çekiyormuş. Kerim de köyün çocuklarına seksek oynamayı öğretmiş. Selin de kızlara saç örmeyi, erkeklere de futbol oynamayı öğretmiş. İşlerinden gelenler de bunları yapıp oynamaya başlamışlar.

Adnan dayı Aki'ye gideceklerini ama geri döneceklerini söylemiş. Geri dönmüşler. Herkes sormuş" neredeydiniz? " diye. Onlar da "sadece bir gezdik" demişler. Sonra da kampa geri dönmüşler. Döndüklerinde çektiği fotaraflara bilgisayarda bakıyorlarmış. Ama Kerim başka bir şey yapıyormuş. Kerim Herkes onları takip etmesin diye bir plan yapmış.

Kuyumcudan bir taş almış. Marketten de bir ip ve şekerleme almış. geri dönüp dayısına mektup yazmış. Sonra da dayısına planı anlatmış. Herkesin önünde konuşacakmış. Sahneye çıktığında şöyle demiş "Şimdi sizin önünüzde boyutun anahtarı olan obsidyen taşı kıracağım." demiş. Eline aldığı tokmakla
 taşı kırmış ve ortadan kaybolmuş.

Dayısı kampa geldiğinde Kerimi bulamamış ama mektubunu bulmuş mektupta:

Dayıcığım,
Seni çok şaşırttığımı biliyorum. Ama inan bana tek çözüm buydu.
 Kırdığım taş, taşçı ustasından aldığım taşlardan biriydi.
Anahtar taş bende, güvende.
Sanırım Hasankeyf'i en azından şimdiden kurtardık.
Ortalıktaki heyecan dindikten sonra yeniden döneceğim.
Gizlice.
Oturup konuşuruz, gelecek için neler yapılabileceğine karar veririz.
Öteki hafta, o güzel insanların arasında güvende olacacağımı biliyorum.
Sakın beni merak etme.

Kerim

böyle yazıyordu. Bu arada kerim köye gelmişti ve yanında götürdüğü ipi bir ağaca bağlamıştı. Köyden aldığı tahtayı da ağaca astığı iplere bağlamış ve bir salıncak yapmıştı. İlk önce Nini sonra da çocukları sallamış ama Nini'yi sevdiği için en fazla onu sallamış. Günler geçmiş ve kerim geri dönmüş ve ne yapmış bundan sonrasını da siz düşünün.  :)

Açıklama: Neredeyse yarısını ben yazdım ve mektupu yazarken biraz zorlandım ama sonrası çok güzeldi.  :)


 ***SON*** 


  










26 Nisan 2014 Cumartesi

Robinson Crusoe Kitap Özeti (Daniel Defoe)



Hikaye, denizde, ıssız bir adada, dünyamızda geçiyor.

Hikayenin kahramanları :


  • Robinson,
  • Kaptan,
  • Yamyamlar,
  • Cuma,
  • Cuma'nın babası,
  • İsyancılar,
  • Daha var...

Bir gün bir ailenin üçüncü çocuğu doğmuş. Adını Robinson koymuşlar. Robinson'un iki tane kardeşi varmış. Bir tanesi bir savaşta ölmüş. Diğeri ise deniz yolculuğundan dönmemiş. Ailenin tek çocuğu olan Robinson'a ailesi çok iyi bakıyormuş; çünkü onun da kaybolmasını istemiyorlarmış. Robinson büyümüş, büyümüş ve büyümüş. 

Robinson'un bir hayali varmış; o da, denize açılmakmış. Bir gün evden çıkıp arkadaşına gitmiş. Arkadaşı ona "Babam bir gemi yolculuğu yapacak, senin de katılmanı isterim" demiş. Robinson da geziye katılmış. Gemiye bindiklerinde, Robinson annesine mektup yazmış ve gemi yolculuğuna başlamışlar.

Yolculuk, üç gün sürecekmiş. 

Birinci gün:

Yolculuk çok güzel geçiyordu. Yola çok kolay devam ediyorlardı. 

İkinci gün:

Hava yağmurlu gibi görünüyordu.

İkinci günün akşamı:

Bir fırtına çıktı. Robinson'un içini bir korku sardı.

Üçüncü gün:

Fırtına öğlenleyin bitti. Gemi kayalıklara takıldı. Teknelere binip yola devam ettiler. 

Üçüncü günün akşamı:

Kayıkla giderken bir fırtına daha çıktı. Her kayık battı. Robinson yüzerek kıyıya ulaşmaya çalıştı. 

Robinson bir gün sonra kendisini karada bulmuş. Karada bir dağ bulup oraya tırmanmış. Oradan bütün her tarafa bakmış ve buranın bir ada olduğunu anlamış.Aşağıya inip kendisine bir kulube yapmış.Orada bir kaç gün kaldıktan sonra kendisine balta, kazma, kürek, vb.'nı yapmış. kendine bir kayık yapıp gemiye gitmeyi planlıyormuş. 

Günlerden bir gün, bir kayık yapıp gemiye gitmiş. Oradan kayığa eşyalar koyup adaya geri dönmüş.
adada kulübesinde uyuyup, kayıktan eşyaları kulübeye taşımış. Ertesi gün de bir mağara bulup oraya yeni bir ev yapacakmış. Ertesi gün bir mağara bulmuş ve oraya bir ev yapmış. Kulübeyi de yıkmış.
Mağarada daha güzel yaşıyormuş.

Gemiden getirdiği silahları alıp hayvan avlamaya gitmiş. Keçi öldürmüş, inek öldürmüş ve eve dönmüş. İneğin derisi ile kendisine kıyafetler yapmış. Onları giyip kendisine bir tarla yapmaya karar vermiş. Birkaç gün sonra, kendisine bir çiftlik yapmayı başarmış. Çiftliğe tavuk, inek, keçi, koyun koymuş. Tavuğun yumurtasını alıp, güzel bir kahvaltı yapıyormuş. 

Sonra, kendisine masa, sandalye yapmış ve gemiden getirdiği eşyaların arasında bir günlük bulmuş. Günlüğe bir yıl ne yaptığını yazmış. Birkaç gün sonra dürbününü alıp dağa çıkmış. Oradan deniz kıyısını izlerken deniz kıyısında üç tane kayık görmüş. Yanına gidip etrafa bakmış. İyice baktıktan sonra yamyamları görmüş. Yanlarında da bir köle görmüş.

Robinson onu kurtarmak istiyormuş. Silahını alıp onlarla savaşmaya gitmiş. Köleyi kurtarmak için yamyamları öldürmüş. Tutsağı kurtardıktan sonra son üç tane yamyam onları kovalamaya başlamış. Robinson, ara sıra arkasını dönüp yamyamları vuruyormuş. Son iki tane yamyam kalmış. Bir tanesi koşarken kafasını dala vurmuş ve yere çakılmış. Son bir tane yamyam kalmış. Onu da kütüğün üstünden atlayıp onun atlamasını beklemiş. Yamyam atlarken ayağını çarpıp yere çakılmış. 

Tutsağı da yanına alıp eve götürmüş. Tutsağa Cuma adını vermiş. Ona keçi eti yedirmiş ama Cuma istememiş. Robinson da Cuma'ya el hareketi ile eti yemesini söylemiş. Cuma yedikten sonra çok beğenmiş.

Bir ayı Cuma ile geçirdikten sonra tekrar yamyamları görmüş. Yine bir tutsak varmış. Robinson da yamyamları tekrar öldürmek zorunda kalmış. Tutsağı alıp eve götürmüşler. Ona keçi eti yedirmişler ama tutsak istememiş. Robinson da el hareketi ile yemesini söylemiş. Tutsak yedikten sonra çok beğenmiş.

Robinson Cuma'ya kendi dilini öğretmiş. Cuma da Robinson'a tutsağın babası olduğunu söylemiş. Robinson da Cuma'ya babasına kendi adalarında ne yaptıklarını sormuş. Cuma da dili çevirerek babasına anlatmış. Babası da Cuma'ya birşeyler söylemiş. Cuma da Robinson'a anlatmış. Dışarıya çıktıklarında Cuma bir gemi görmüş. Robinson çok sevinmiş.

Hemen deniz kıyısına koşmuşlar. Orada geminin buraya gelmesini beklemişler. Gemi deniz kıyısına gelince onlar da binmişler. Cuma ile babasını kendi adalarına götürüp York şehrine gitmişler. Robinson kendisine bir ev alıp orada yaşamış.





...... S  O  N .......





9 Mart 2014 Pazar

Adından Belli Kuşlar Köyü Kitap Özeti - Toprak Işık



Hikaye Kuşlar Köyü'nde, Yağızlar Köyü'nde ve Korku Ormanı'nda geçiyor.

Kahramanlar :

Meraklıkanat, Minikkedi, Şişman Rüstem, Kuralcıkanat, Selim, Deniz, Zeynep, Kadir, Teoman, Ali, Hatice (daha var...)


Yağızlar Köyü çocukları bir gün toplanmışlar. Selim Deniz'e yoklama yapmasını söylemiş. Deniz "Herkes tam!" demiş. Selim de "O zaman kuş avlamaya gidebiliriz!" demiş. Kadir de "Ben kuş avlamam!" demiş. Sonra, kuş avlamaya gitmişler. Kuş avlarken bir kuşu vurmuşlar. O kuş, olduğu yerde dona kalmış. Herkes çok şaşırmış ve kuş aşağıya düşmüş.

Herkes kuşun yanına gittikten sonra, kuşun bayıldığını görmüşler ve oradan gitmişler. Giderken büyük bir kükreme duymuşlar. Sonra vurdukları kuş yanlarına gelmiş ve onlara kaçın demiş. Çocuklar kaçmaya başlamışlar ama kuşun nasıl konuştuğunu bilmiyorlarmış ve çok şaşkınlarmış. Kaçarken kuş suya atlayın demiş. Hepsi birer birer atlamış. En sona Ali kalmış.

Minikkedi Ali'ye çok yaklaşmışken o da suya atlamış. Ama onlar bir akıntıda olduklarının farkında değilmişler. Akıntının sonuna geldiklerinde, şelaleden aşağı düşerken, sivri kayalara çarpmak üzereyken Zeynep gözlerini kapatmış. Sonra diğerleri de kapatmış. Sonunda ölmediklerini görmüşler ve bir gaganın ağzında olduklarının farkına varmışlar.

Çok ilerledikten sonra gaganın ağzı açılmış ve hepsi aşağıya düşmüş. Ama düştükleri yer yumuşacıkmış. O yüzden hiç canları acımamış. Adınan Belli Kuşlar Köyü'ne geldiklerinde Meraklıkanat onlara bu köyden bahsetmiş. Sonra da Kuralcıkanat onlara kuralları söylemiş.

Kurallar:

1. bıdı, bıdı
2. bıdı, bıdı,
       bıdı
3.bıdı,bıdı,
   bıdı,bıdı

Kuralcıkanat kuralları söylediğinde çocuklar çok şaşırmış. Sonra, Meraklıkanat onlara yaptığı gizli geçidi göstermiş. Gizli geçit babasının evine gidiyormuş. Meraklıkanat oradan girmiş. Diğerleri de öyle yapmış. Uzun süre yürüdükten sonra, Meraklıkanat'ın babasının evine gelmişler. Orada çok kitap varmış. Çünkü babası bir yazarmış. Orda kitaplardan bazılarına bakmışlar. Çok eski olduklarını görmüşler.

Oradan çıkıp Korku Ormanı'na gitmişler. Orada uzun süre yürüdükten sonra Zeynep, bir çift göz görmüş. Sonra o gözler çoğalmış ve bir anda Korku Ormanı aydınlanmış. Zeynep'in gördüğü şey, bir kurtmuş. Bu kurtlar Korku Ormanı'nın korucularıymış. Çocukların onlarla savaşması gerekiyormuş.

Teoman, yerde bir sopa görmüş. Onu almak üzereyken bir kurt ona doğru hırlamış. Teoman sopa'dan uzaklaşınca, kurt hırlamayı kesmiş. Bir plan yapmışlar. Planda Ali'nin ağaca tırmanması gerekiyormuş ve o ağaçtan arkadaşlarına dal atması gerekiyormuş. Ağaç dallarıyla kurtlarla savaşacaklarmış. Ali bir kedi hızıyla ağaca tırmanmış ve oradan ağaçtaki bütün dalları aşağıya atmış.

Hepsi bir dal alıp sallamaya başlamış. Dalları salladıkça kurtlar uzaklaşıyormuş. Hatice, daldaki bütün kozalakları kurtlara atıyormuş. Kurtlara isabet eden kozalaklar, kurtları öldürüyormuş. Meraklıkanat ta yüksekten kurtların kafasına bombalama düşüyormuş. Selim de kurtlarla savaşıyormuş. Böyle yaparak Korku Ormanı'nı yenmişler ve Korku Ormanı yok olmuş.

Onlar artık evlerine dönebilirlermiş. İlk önce masalcı periye gideceklermiş. Masalcı periye gitmek için sarmaşıklardan aşağıya kaymaları gerekiyormuş. Kaymışlar... Kaymışlar... Kaymışlar... Sonunda yere ulaşmışlar. Bir göl varmış. Ali göldeki taşları ve şelaleyi görmüş. Göldeki taşlara zıplayarak şelanin içine girmiş.

Ali'yi bulamayan arkadaşları ağlamaya başlamışlar. Deniz ağlarken gözünden bir damla suya düşmüş ve şelale iki yana doğru açılmış. İçinden bir peri çıkıp, onları el işareti ile içeriye davet etmiş. İçeriye girdiklerinde Ali'yi bulmuşlar. Masalcı peri bir masal anlatmış. Bir tane daha masal anlatmış ve kendilerini Meraklıkanat'ın babasının evinde bulmuşlar.

Önlerinde bir kitap varmış ve o kitabı okumuşlar. Okuduklarında, kendilerini köylerinde bulmuşlar. Şimdi, sadece Meraklıkanat'ın babasını kurtarmaları gerekiyormuş. Bir plan yapmışlar. Planda Ali ve Deniz kurtamaya gideceklermiş. Şişman Rüstemin evine geldiklerinde gizlice kuşu alıp, kaçmışlar.
Kaçarken Şişman Rüstem kuşunu bulamadığı için Ali ve Deniz'in peşine düşmüş.

Şişman Rüstem Deniz'i yakalamış ama Ali jet gibi kaçmış. Meraklıkanat ve babası ile evine dönmüş, Zeynep te geri gelmiş. Deniz de Şişman Rüstem'den kurtulup yanlarına gelmiş.






...SON...









7 Mart 2014 Cuma

Canavar Peşinde 2. Kitap : Deniz Yılanı Sepron (Adam Blade)



Hikaye, Avantia Krallığında, suyun altında ve köyde geçiyor.

Hikayenin kahramanları :

Tom,
Ellena,
Calum,
Sepron (deniz yılanı),
Aduro (büyücü - iyi),
Fırtına (at)
Gümüş (kurt)
Malvel (büyücü - kötü)


Balıkçı ağını denize atmış. Ama çektiğinde balık gelmemiş. Sonra tekrar atmış. Yine balık gelmemiş ve sudan yukarıya doğru siyah bir şeyin çıktığını görmüşler. Yanında da Calum varmış. Sonra da
sudan bir karaltı yükselmeye başlamış ve sudan bir canavar çıkmış. Canavar teknenin yelkenini koparmış ve suyun altına geri dönmüş.

Tom ve Ellena Sepron'u arıyorlarmış. Sepron'u denizde bulacaklarmış. Tom Fırtına'nın üstündeki eğeri indirip, yere koymuştu. Ama Gümüş ise nefes nefese kalmıştı bir gün sonra Fırtına'ya yine eğer takıp yola koyulmuşlar. Gitmeye başladıklarında onlar önde, Gümüş arkadaymış. Gittikçe acıkıp, susuyorlarmış. Suları az kaldığında şanslarına, karşılarına bir gölcük çıkmış.

Mataralarına su doldurup, yola koyulmuşlar. Nerede olduklarına bakmak için Tom haritayı çıkarmış. Sepron'un nerede olduğuna bakmış. Sepron onlara çok uzakmış ama gidebilirlermiş. Önlerine bir yokuş çıktığında oradan yavaşça inmeye başlamışlar. İnerken çok kötü bir gelgit olmuş. Gelgit suyu öyle yükseltmiş, öyle yükseltmiş ki su onlara doğru gelmeye başlamış. Onlar da dağa doğru koşmaya başlamışlar.

Sonunda dağa varmışlar ve dağdan aşağıya bakmışlar. Birde ne görsünler? Bir köy varmış. Köye gidip karınlarını doyurabilirlermiş. Köye gitmişler. Köyde karınlarını doyurmuşlar. Orada birisi ile tanışmışlar. O kişinin adı Calum'muş.

Calum onlara bazı şeyleri anlatmış. Köylerinin yarısı su ile kaplıymış ve ellerinde sadece bir tane tekne kalmış. Tom ve Ellena sonunda aradıklarını bulmuşlar. Aradıkları eşya tekneymiş. Ama teknenin altında bir delik varmış. O deliği kapatmaları gerekiyormuş.

Deliği katranla kapatmak istemişler. Katran yapmaya başlamışlar. Katranı yapmışlar ama sonra bir yangın çıkmış. Yangın Tom'a yaklaşmış. Tom kalkanını alıp korunmuş. Ama sıcaklık çok fazlaymış. Tom sırılsıklam olmuş. Şimdi katranın erimesini bekleyeceklermiş.

Bir gün plan yapıp, erken kalkmışlar. Tekneyi izin almadan denize doğru götürmüşler. Tam o sırada Calum seslenmiş. Ne yapıyorsunuz siz? diye bağırmış. Calum onların yanına gelmiş. Tom ona olaydan bahsetmiş. Ama bir de Calum'a kimseye bunu söylememesini tembih etmişler.

Yola koyulmadan önce Calum'a Fırtına ve Gümüş'ü bırakmışlar. Sonra yola koyulmuşlar. Hava güzelmiş ama denizde açıldıkça sis çoğalıyormuş. Çok fazla açıldıklarında zar zor bir ada görmüşler. Adaya ulaştıklarında sis birazcık daha azalmış. Adayı araştırdıktan sonra Tom Sepron'un tasmasına giden bir yol bulmuş. Ellena'yı çağırıp buradan aşağıya doğru gidelim demiş. Tekneyi de yanlarına almışlar.

Tom Sepron'u görmüş ve Ellena'ya "Ben Sepron'a doğru yüzücem" demiş. Ellena'ya da kalkanını vermiş. Tom, "Bununla bana ışık tut, ben de yönümü kolayca bulayım" demiş. Ellena öyle yapmış. Tom da nefes alıp suya dalmış. Sepron'u bulana kadar derinlere inmiş. Onu gördüğünde nefesi çok azmış ve geri dönmeye karar vermiş.

Ellena Tom'a "Biraz daha yavaş hareket etmen gerekli, o zaman daha az nefes harcarsın" demiş. Tom da "Tamam" demiş. Tekrar suya dalmış. Bu sefer Ellena'nın dediğini yapmış. Cebindeki anahtarı çıkarıp Sepron'un tasmasının kilidini aramış. Kilidi açmaya çalışmış ama olmamış. Sonra anahtar elinden düşmüş. Tom da geri dönüp yine nefes almış. Ellena "Başardın mı?" diye sormuş. Tom "Hayır" diyerek içindeki hayal kırıklığını gizlemiş.

Tom tekrar suya dalıp, Sepron'u aramış. Bu sefer daha çabuk bulmuş ve kılıcıyla açmayı denemiş. Tom Sepron'un kafasını sallaması ile kilidi açmış! Serbest kalan Sepron Tom'u suyun üstüne çıkarmış. Tom kilidi açmaya çalışırken de Ellena karaya çıkmış. Tom da karaya çıkınca, Tom'un yanında büyücü Aduro'nun görünrtüsü belirmiş.

Büyücü Aduro onlar ile görüşmek için Avantia'dan buraya görüntüsünü göndermiş! Onlarla konuştuktan sonra büyücü Aduro'nun görüntüsü koybolbaya başlamış ve kasabaya dönmüşler.



SON


24 Şubat 2014 Pazartesi

Esrarlı Ada Kitap Özeti (Jules Verne)



Hikaye, adada, balonda ve bir çadırda geçiyor.

Hikayenin kahramanları :

  • Gazeteci Spillet,
  • Kaptan Nemo,
  • Gemici Bay Pencroft,
  • Mühendis Bay Cyrus Harding,
  • Top (köpek),
  • Ayrton,
  • Neb,
  • Herbert,
  • Korsanlar,
  • Jüp (maymun)
Günlerden bir gün, bir kral varmış. Kral, üç kişiye güneydeki adaya doğru gidip oradaki halka baskın yapmalarını istemiş. Ama hepsini birer birer gönderdiği için başarısız olmuşlar. Güneydeki insanlar onları bir çadıra kilitlemişler. Ama bir kaç gün sonra iki kişi gelip onları kurtarmışlar. Oradaki balona binip yola koyulmadan mühendis eline aldığı köpek ile balona binmişler. Çok ilerledikten sonra bir ada görmüşler. Adaya geldiklerinde yemekleri olmadığı için ağaçlardan yemek toplamışlar. Onları yeyip, karınlarını doyurmuşlar.  

Ertesi gün, sopa yapmışlar ve o sopalarla bir domuz öldürmüşler. Bu arada mühendis Cyrus Harding ateş yakmayı başarmış. Sonra o domuzu pişirip yemişler. O gün, bir dağa çıkmışlar. Oradan adanın her tarafına bakıp adaya bir ad vermişler. Adaya Lincoln adası adını vermişler. Sonra tekrar uyumuşlar.

Uyandıklarında daha fazla çalışmışlar ve bir merdiven yapmışlar. Onların evleri olmadığı için kendilerine bir ev yapmaya başlamışlar. Ev, dağın içindeymiş. Kendilerine odalar yapmışlar. Odalara yapraklar koymuşlar. Onların üstünde bir geceyi geçirmişler.  Birkaç gün sonra deniz kıyısında, bir sandık görmüşler. Sandığı eve taşıyıp açmışlar. İçinden çok güzel şeyler çıkmış. Tüfek, yiyecek, fotoğraf makinesi, vb. O eşyalar ile yataklarını geliştirmişler.

Birazcık ağaç kesip bir sandal yapmışlar. İki tane de kürek yapmışlar. Onlarla denize açılmışlar. Giderken bir şişe bulmuşlar. O şişenin içinden bir haber çıkmış. Yakınlardaki bir adada kalan bir adamı kurtarmaları istenmiş. Onu kurtarıp, adaya getirmişler. O adamın adı Ayrton'muş. 

Ayrton onlara o adaya nasıl geldiğini anlatmış. Ayrton'a bir kulübe yapmışlar, Ayrton, bir çiftliğe bakıyormuş. Çiftlikte inekler ve tavuklar varmış. Ayrton ile görüşemedikleri için aralarında bir telgraf hattı yapmışlar. Artık Ayrton'la birlikte uzaktan görüşebiliyorlarmış. Yarın adaya korsanlar gelmiş ama onlar korsanları yenmişler. Korsanlardan üç tanesi hala hayattaymış. Onları aramaya başlamışlar. Fakat korsanlar onlardan daha önce davranıp Herbert'ı vurmuşlar. Bir de Ayrton'u kaçırmışlar. 

Herbert'i alıp eve götürmüşler. Herbert hasta olduğu için, Herbert'a bir ilaç yapıyorlar ve Herbert'a içiriyorlar. Ama Herbert daha da hastalanıyor ve üçüncü krize giriyor. Bu arada mühendis aşağıya inip karşısındaki kutuyu görüyor ve üstündeki yazıyı okuyor. Kutunun üstünde "kinin" yazıyormuş.

Mühendis o kutuyu alıp eve götürmüş. Kinini Herbert'a içirmişler. Herbert birkaç gün sonra iyileşmiş ve Ayrton geri dönmüş. Ayrton nasıl kaçtığını onlara anlatmış. Top ve Jüp onu kurtarmışlar ve sahile gittiklerinde yerde ölü olarak duran üç korsanı görmüşler. Ama onları hiçbiri öldürmemişti. Acaba kim öldürmüş olabilirdi? Bunun cevabı birkaç gün sonra belli olmuş. Evlerinden çok uzak bir yerde kuyu bulmuşlar. Kuyunun içine girdiklerinde bir denizaltı görmüşler. Denizaltının içine girdiklerinde bir adam görmüşler. 

Mühendis, o kişinin kim olduğunu biliyormuş. O kişi, Kaptan Nemo'ymuş. Kaptan Nemo ile konuştuktan sonra, kuyudan yukarı çıkıp dağa bakmışlar, çünkü dağdan buharlar çıkıyormuş. Yani o dağ, patlamak üzere olan bir yanardağmış! Yanardağ patladığında, onlar karşıdaki bir kayalığa doğru yüzmüşler. Kayalık çok minikmiş ama, onlar sığabiliyormuş. Aç ve susuz oldukları için, konuşmakta zorlanıyorlarmış. 

Dördüncü günün sonunda hala aç ve suzuzlarmış. Ama bir gemi görmüşler. Hemen toparlanıp el sallamaya başlamışlar. Gemi onları görüp kurtarmış. Kaptanla konuşup eve dönmüşler. 








                                                                       SON


21 Şubat 2014 Cuma

Ay'a Yolculuk Kitap Özeti (Jules Vene)



Hikaye Florida, ABD, Uzayda ve denizde geçmektedir.

Hikayenin karakterleri : Bay Maston, Bay Tom, Bay Bilsby, Başkan Barbicane, Kaptan Nicholl, Binbaşı Elphinstone, Michael Ardan,

Bir gün silah kulübünde, Bay Tom, Bay Maston ve Bay Bilsby sohbet ediyorlarmış. Sohbet ederken bazı şeyler anlatıyorlarmış. Onlardan bir tanesi silah kulübüne bu aralar çok az kişinin geldiğiymiş. Başka bir sohbet konusu da aya gitmekmiş. Aya nasıl gideceklerini planlıyorlarmış ve buna bütün ülkeye duyurmuşlar. Sonra çalışmalara başlamışlar.

Bir mermi yapacaklarmış. İçine insanlar girecekmiş. Mermi 3,5 metre boyunda olacakmış. Namlu ise 300 metre olacakmış.

İlk önce Demir Dağı'na gidip oradan aşağıya doğru 300 metre kazmışlar. Sonra, merminin yapımına başlamışlar. Ama ilk önce Demir Dağı'ndan dümdüz bir alana doğru tren yolu yapmışlar. Bu yol mermiyi Demir Dağı'na taşıyan yolmuş. Demir Dağı'nın içine ateşlemek için biraz bomba koymuşlar. Ama bu bombalar namluyu ateşlemek için kullanılacakmış.

Aya gidecek kişiler, Bay Maston, Kaptan Nicholl ve Başkan Barbicane'miş. Onlarla birlikte bir de Bay Ardan yolculuğa katılacakmış. Sonra namlunun içine girmişler ve ateşleme yapılmış. Bir patlama yaşanmış. Florida'daki güzellikler simsiyah olmuş. Patlamadan sonra, yeryüzündeki insanlar, ay yolcularının durumunu merak etmişler ve onları görmek için dürbünle nerede olduklarına bakmışlar.

Bütün dünyaya da bir haber vermişler. Haber şöyleymiş:

"Mermi 5 Şubat'ta Ay'ın yanında geçmiştir."

Bunu bütün dünyaya yayınca, herkes ne zaman onların geri döneceklerini merak etmiş.13 Şubat'ta suda dolaşan bir geminin önüne bir mermi düşmüş. O mermi suya düşerken gemi kaptanı merminin içindekileri görmüş. Sonra onları kurtarmak için karaya giderek aletler almış. Onların bulunduğu yere geldiğinde, suyun altında aramış. Ama bulamamış. Birkaç gün sonra suyun altından bir şeyin yukarı doğru çıktığını görmüşler.

Gemidekilere yaklaşınca bunun bir mermi olduğunu görmüşler. Ay yolcularının geri döndüğünü yine bütün dünyaya duyurmuşlar. Ay yolcularını mermiden çıkarıp onları geri götürmüşler ve ne yaptıklarını arkadaşlarına anlatmışlar. Herkes birbirine anlatarak bütün dünya bu hikayeyi öğrenmişler.




                                                                         Son