Kitap Özeti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitap Özeti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ekim 2015 Salı

Kar Canavarı Nanuk (Adam Blade)



Hikaye, yolda, karın içinde ve kasabada geçiyor.

Hikayenin kahramanları :
  • Tom,
  • Elenna,
  • Elenna'nın kurdu Gümüş,
  • Tom'un atı Fırtına,
  • Kar Canavarı Nanuk,
  • Belediye Başkanı
  • Aduro,
  • Albin,
Albin, arkadaşları ile maç yapıyordu. Hiç gol atamamışlardı ve rakip takım onları yeniyordu. Albin, sonunda bir gol attı ve çok rahatladı. Ama top arkadaki büyük dağlara gitmişti. Arkadaşları topu Albin attığı için onun almasını istemişlerdi. Albin dağlara doğru ilerledi. Topu görmüştü. Onu tam alacaktı ki etrafının bir anda karardığını gördü. Arkasına baktığında dev bir kar canavarı karşısındaydı. Çığlık attı ve oradan kaçmaya başladı ama kaçamadan canavar onu yakaladı.

Tom ve Elenna, donmuş ovalara doğru gidiyorlardı. Donmuş ovalara geldiklerinde üşümeye başlamışlardı. Donmuş ovalar o kadar soğuktu ki, insanı donduruyordu. Tom donmuş ovalarda Kar Canavarı Nanuk'u nasıl yeneceğini bilmiyordu. Yol çok zorluydu ve Fırtına çok zorlanıyordu. Donmuş ovalarda yol almanın zor olacağını artık öğrenmişlerdi.

Bir süre sonra Elenna ileride bir ayak izi gördü. Ayak izi çok büyüktü. Tom bu izin Nanuk'a ait olduğundan emindi. Yola devam ettiler. Fırtına çok zorlanıyordu. Bu yüzden fırtınanın üzerinden indiler ve yola devam ettiler. Gece oluyordu, Tom ve Elenna karı kazarak kendilerine minik bir yuva sığınak yaptılar. Orada uyuyacaklardı. Maalesef Fırtına'yı kapı olarak kullanmak zorunda kaldılar ve Fırtına'nın arkasını battaniye ile kapattılar. Sonra uyudular.

Ertesi sabah, uyandılar ve yola devam ettiler. Yolda giderken, uzaklarda bir varlık gördüler. Kıpırdıyordu ve çok büyüktü. Tom ve Elenna bunun Nanuk olduğuna emindiler. Varlığa doğru gitmeye başladılar. Ama varlık Tom ve Elenna'dan uzaklaşıyordu ve çok hızlıydı. Ortadan bir anda yok olmuştu. Nanuk'u son gördükleri yere doğru gitmeye başladılar.

Fırtına'nın üzerinde olmadıkları için yavaş gidiyorlardı. Nanuk'u son gördükleri yere geldiklerinde Nanuk ortalarda yoktu. Tom içinden "Damarlarımdaki kan akmaya devam ettikçe bu göreve devam edeceğim" dedi ve yola devam etti. Nanuk şu an çok kötü şeyler yapıyor olabilirdi. Onu hemen durdurmaları gerekiyordu.

Tom ve Elenna tekrar Fırtına'nın üstüne bindiler. Tom Nanuk'un yakınlarda olduğunu hissediyordu. Gümüş bir koku almıştı. Gümüş'ü takip etmeye başladılar. Gümüş dik bir yokuştan yukarıya doğru giden bir yolu izlemeye başladı.  Gümüş çok hızlıydı, Gümüş'e yetişemiyorlardı. Gümüş bir yerde kayboldu. Gümüş'ün gittiği yönden devam ettiler. Elenna Gümüş'ü bir an önce bulmak istiyordu. Onu şimdiden çok özlemişti.

Elenna Fıtına'nın üstünden inip Gümüş'ün gittiği yöne doğru koşmaya başlamıştı. Gümüş onun evcil hayvanıydı ve Elenna onu çok seviyordu. Tom ve Fırtına, Elenna'nın arkasından hızlıca geliyorlardı. Tom ve Fırtına hızlıca Elenna'ya yetiştiler. Tom, Elenna'yı Fırtına'nın üstüne almıştı bile. Tom ve Elenna Gümüş'ü bulmuşlardı. Gümüş bir kızağın yanında bekliyordu. Kızağa binip yola devam ettiler. Kızağı Gümüş çekiyordu.

O sırada altlarının buz olduğunu bilmiyorlardı. Kızak çok ağırdı ve buzu kırdı. Elenna arkada olduğu için buzun içindeki soğuk suya düştü. Tom Elenna'yı kurtarmak için atladı. Su o kadar soğuktu ki, Tom, Elenna'yı kurtarıp kurtaramayacağını bilmiyordu. Çok çabalayarak Elenna'yı kurtarmayı başarmıştı; bu çok zor olmuştu. Tom Elenna'nın üstüne bir battaniye örttü ve yola devam ettiler.

Nanuk'u bulmuşlardı. Tom Nanuk'un boynunda bir çan olduğunu gördü. O çanı çıkarırsa Nanuk'un eski haline döneceğinden emindi. Nanuk'a çok yaklaşmışlardı. Nanuk, Tom'u görmüştü. Tom'a doğru ilerlemeye başladı ama Tom kılıcını alıp Nanuk'un boynuna doğru atıldı. Neredeyse boynuna gelmişti. Çok azcık yukarıya tırmanıp Nanuk'un boynundaki o çanın ipini kesmeye çalıştı ama Nanuk çok sallanıyordu. Tom'u üzerinden atmaya çalışıyordu. Ama Tom Nanuk'un çanının ipini kesmeyi başarmıştı.

O anda Nanuk Tom'u aşağıya indirdi. Çünkü artık iyileşmişti. Nanuk, Tom, Elenna, Gümüş ve Fırtına'ya veda etti ve Tom'a bir hediye verdi. Bu hediye, hemen kalkanına yerleşti. Bu Nanuk'un çıngırağıydı.  O sırada önlerinde büyücü Aduro belirdi. Büyücü Aduro, Tom'a ve Elenna'ya bir sonraki görevlerinin Alev Kuşu Epos'u yenmek olacağını söyledi ve onlara çok teşekkür etti.

Aduro gidince Tom ve Elenna'da donmuş ovalardan uzaklaştılar.


SON 
                                                                                                                                                                     

Ben bu kitaptan, hiç pes etmezsek her şeyi başarabileceğimizi öğrendim. Peki siz ne öğrendiniz? Lütfen yorumlara yazınız...


























22 Temmuz 2015 Çarşamba

Oliver Twist (Charles Dickens)



Hikaye, yolda, evde, geçiyor.

Hikayenin kahramanları,

  • Oliver Twist,
  • Hasta bakıcı Sally,
  • Bay Bumble, (Güçsüzler Evi'nin müdürü)
  • Bay Grimwig,
  • Bay Brownlow,
  • Bay Monks,/ Gerçek ismi: Edward Leeford+Oliver'ın Ağabeyi
  • Bayan Rosa,
  • Bayan Nancy,
  • Bill Skyes,
  • Bayan Maylie,
  • John Dawkins,
  • Bay Fagin,
  • Charley,
  • Bay Sowerberry,
  • Bayan Sowerberry,
  • Charlotte,
  • Noah,
  • Doktor Losberne,

Bir gün iki arkadaş yolda giderken bir kadına rastladılar. Kadın yalpalayarak yürüyordu. İki arkadaş onu Güçsüzler Evi'ne götürdüler. Hasta bakıcı Sally kadının doğum yapmak üzere olduğunu müdüre bildirdi. Bu arada o iki adam da gitmişti. Hasta bakıcı Sally kadının doğum yapmasını sağladı. Kadın doğurduktan birkaç dakika sonra öldü. Polisler bu kadının kimliğini araştırmaya başladılar. Müdür doğan çocuğun ismi Oliver Twist koydu.

Oliver birkaç yılını bu güçsüzler evinde geçirdi. Sonra kilisenin bakım evine verildi. Kilise devletin yönetimindeydi. Oliver yeni evinin nasıl bir yer olduğunu çok merak etmeye başlamıştı. Bay Bumble Oliver'ı kilisenin bakım evine bıraktı. Oliver bu bakım evinde kendine yeni arkadaşlar edindi. Bir gün arkadaşlarından en şişman olanı Oliver'a şöyle dedi: "Biz çok açız, gidip yemekleri dağıtan ablaya söyleyebilir misin?". Oliver'da "neden ben?" diye sordu. Diğerleri: "Çünkü sen yeni geldin ve çok cesursun" dediler.

Oliver gidip abladan tekrar yemek istedi. Sonra oradaki abla Oliver'ı kulağından çekip müdürün odasına götürdü. Müdür onu karanlık odaya hapsetmelerini istedi. Oliver orada beş gün kaldıktan sonra Bay Bumble Oliver'ı gelip aldı ve Oliver tekrar kilisenin bakım evine geldi. Birinci gün Oliver
hiç yaramazlık yapmamıştı ama ikinci gün aynı şeyleri oradaki arkadaşları da söyledi. Oliver tekrar gidip doymadıklarını ve daha çok lapa istediklerini söyledi.Abla kilisedeki gibi onu kulağından tutup Bay Bumble'ın yanına götürdü. Bay Bumble onun karanlık odaya hapsedilmesini istedi.

Müdür Bumble güçsüzler evinin kapısına bir ilan asmıştı. "İyi bir evlat ya da çalışkan bir yardımcı mı arıyorsunuz? Öyleyse Oliver Twist tam size göre. Oliver 10 yaşında oldukça zeki, çalışkan, uysal, güçlü ve becerikli bir çocuğumuzdur. Böyle bir çocuk arayanlar lütfen yönetimimize başvursunlar. Çocuğun birkaç aylık bakımı için parasal destek verilecektir." Müdür Bumble Oliver için hiç de inanmadığı kelimeleri yazmıştı. Başkalarının ilgi duyacağına inanıyordu.
4
Bay Sowerberry bu ilanı görünce hemen Bay Bumble'ın yanına gidip çocuğu istedi. Oliver beş gün karanlık odada durduktan sonra karanlık odadan çıkmıştı. Sonunda gün ışığı gördüğüne çok sevinmişti. Gözleri ışığa alışmadığı için acıyordu. Bay Sowerberry Oliver'ı alıp evine götürdü. Evdekiler Oliver'a çok kötü davranıyordu. Oliver buradan dört gün sonra kaçmaya karar verip beşinci gün ay ışığının altında kaçtı.

Bay Sowerberry'nin evindeyken onların hep Londra'dan bahsettiğini duymuştu. Oradakilerden çok sıkılmıştı ve Londra'ya gidiyordu. Londra'ya giderken o kadar açtı ki, neredeyse bayılacaktı. En sonunda bir kasabanın kenarında bir evin karşısında oturdu. Bir teyze onu görüp ona birazcık yemek verdi. Oliver o teyzeye oradan ayrılırken çok fazla kez teşekkür edip oradan ayrıldı. Kasabadan ayrılacakken John adında başka bir çocukla karşılaştı.

John onu bir lokantaya götürüp iyice doymasını sağladı. John Oliver'a birlikte Londra'ya gidelim mi diye sordu. Oliver kabul etti. Yolda giderken artık bir arkadaşı olacaktı. John Orada Fagin diye bir arkadaşının olduğunu söyledi. Fagin'in Oliver'a yardım edebileceğini söyledi. John ile yola çıktılar. Londra'ya ulaştıklarında John onu Fagin'in evine götürdü. Oliver onların aslında yan kesici olduklarını bilmiyordu.

Fagin orada Oliver'a yankesiciliği öğretmişti. Oliver ilk görevinde John ve Charley'in arkasından gidiyordu. Bay Brownlow adında birisinin cüzdanını çalacaktı ama yapamadı ve bunu John ve Charley yaptı. Sonra Bay Brownlow bunu Oliver'ın yaptığını düşünüp onun arkasından koşmaya başladı. Oliver da bu arada koşuyordu. Bay Brownlow kitapçıdan aldığı bir haberle bunu Oliver'ın değil başka iki kişinin yaptığını ve onların yan sokakta olduğunu öğrendi.
8
Bay Brownlow Oliver'a çok iyi bakıyordu çünkü onu yanlışlıkla suçlamış; bu sebepten dolayı evine almıştı. Yankesiciler beş gün sonra Oliver'ın yerini saptayıp kitapçıya giderken onu kaçırdılar. Yankesicilerin başkanı Fagin Oliver'ın yepyeni giysiler giydiğini görünce "çıkar bunları ve şu eskileri giy" dedi. Oliver eskileri giydi. Fagin yeni kıyafetin ceplerini karıştırıp birkaç pound buldu.

Yankesiciler Oliver'ı suçlamak için bir soygun yapacaklardı. Ertesi gün soyguna Bill Skyes ve Oliver gideceklerdi. Soygun yerine geldiklerinde Oliver gidip bir çalının arkasına saklandı. O anda onlara beklenmedik bir mermi yağmuru başladı. Oliver kaçmaya çalışırken kolundan vuruldu. Bill Skyes yanındaki tabancayla kendini koruyordu. Oliver bu arada oradaki evin içine girip kapıyı kalan tüm gücüyle çaldı. 

Kapıyı açan yaşlı bir bayandı. Onu içeri aldı. Sonra da Doktor Losberne gelince Oliver'ı tedavi etti. Oliver birkaç gün sonra iyileşti. Orada Bayan Rosa ile çok iyi arkadaş oldular. Oliver Rosa'ya artık 'abla' diyordu. Birkaç gün bile ayrı kalsalar çok üzülüyorlardı. Yaz olunca Bayan Maylie ona yazlık evini gösterdi. Ertesi gün de yazlık evine gittiler. Oliver orada denize girdi. Rosa da Oliver'a yüzme dersi veriyordu.

O akşam Oliver camdan bakınca kapıda iki adam gördü. Birisinin Fagin olduğunu biliyordu ama diğerini tanımıyordu. Aslında o Oliver'ın abisi Monks'tu. Gerçek adı Edward Leeford'tu. Ertesi sabah, tekrar eski evlerine döndüler. O akşam Nancy adında bir kız onların bulunduğu eve gidip zili çaldı. Kapıyı Bayan Rosa açmıştı. Bayan Rosa'ya Oliver'ı yok etmek için bir plan hazırladıklarını ve bu planı çok yakında gerçekleştireceklerini söyleyip gitti. Şunu da söyledi: "Londra köprüsünün altında buluşup konuşabiliriz."
12
Oliver Rosa'ın yanına gidip "Bay Brownlow'u tanıyormusun?" diye sordu. Rosa "tanıyorum" diyince, "beni onun yanına götürür müsün" diye sordu. Rosa da "bu aşkam hemen şimdi gidebiliriz" dedi. Oliver "hemen şimdi gidelim" dedi. Bay Brownlow kapıya bakınca Oliver'ın geldiğini gördü. Bay Brownlow çok sevinmişti. Rosa Bay Brownlow'a Nancy'den aldığı bilgileri aktardı.

Ertesi akşam Rosa ile Bay Brownlow Nancy ile görüşeceklerdi. O akşam konuşurlarken Charley, Nancy'yi izlediği için bütün hızıyla Fagin'in evine doğru koştu. Fagin'in evine varınca gördüklerini hemen Fagin'e anlattı. Bunu Bill Skyes da öğrenince Nancy'yi öldürdü ve çekip gitti.

Bay Bumble Oliver'in iyi bir çocuk olduğunu öğrenince hemen Londra'ya gidip Bay Brownlow ile konuştu. Bay Brownlow Monks adında birisiyle konuşacaklarını söyledi. Monks'un evine gidip kapıyı çaldılar. Monks kapıyı açınca Bay Brownlow içeri girip "Merhaba Bay Monks, gerçek adıyla Edward Leeford". Monks bunları nereden bildiğini hiç soramadan donup kaldı. Sonra da arkadan Bay Bumble içeri girdi ve ona bir belge uzattı. "Bu belgeyi imzalamazsan seni hapse attırırız" dedi. Monks bunu imzalayınca babasından kalan miras Oliver'a verildi.

Oliver artık çok güzel bir yaşam sürüyordu.


SON


Ben bu kitaptan yoksulluğun çok zor bir durum olduğunu öğrendim. Örnek olarak varlıklılar yoksullara yardımları edebilirler.  Beğenilerinizi ve yorumlarınızı bekliyorum.


19 Temmuz 2015 Pazar

At-Adam Tagus (Adam Blade)




Hikaye, yolda, düzlükte ve hapishanede geçiyor.

Hikayenin kahramanları,
  • Tom,
  • Ellenna,
  • Tom'un atı Fırtına,
  • Ellenna'nın kurdu Gümüş,
  • Victor (çoban),
  • At-Adam Tagus
Victor bir anda uyandı, sonra hemen sürüye baktı; sürü sakince otluyordu. Kabus gördüğünü düşündü. Dün dört tane buzağı telef olmuştu. Bunu kimin yaptığını kimse bilmiyordu. Sonra Victor hiçbir şey olmadığını anlayınca tekrar uyumaya çalıştı ama başaramadı. Daha sonra toynak sesleri duymaya başladı. Toynak sesleri gittikçe yakınlaşıyordu. En sonunda Victor'un yanında bir at belirdi. Atın yarısı insan yarısı attı. Sonra da Victor'a saldırıp sürünün yanına gitti. Victor kafasına aldığı darbe sonucuyla daha fazla şey göremedi ve bayıldı.

Tom, haritaya bakıp nereye gideceklerini öğrendi. Orta Ovalar'a gideceklerdi. Yola hemen koyuldular. Yolda giderken, akşam oldu ve bu nedenle kamp kurmak zorunda kaldılar. Ertesi gün yollarına devam ettiler. En sonunda Orta Ovalar'a gelmişlerdi. Orta Ovalar'da bir sürü hayvan kaçıyordu. Arkalarında da bir at-adam vardı. Tom ve Elenna, Fırtına ve Gümüş ile birlikte sürünün içine karışıp kaçmaya başladılar. 

Arkalarındaki at-adam o kadar hızlıydı ki Fırtına'nın ondan hızlı olması biraz zordu ama Fırtınanın hızı ile sürünün hızı aynıydı. Arkalarındaki at-adam gittikçe onlara yaklaşıyordu. Bu nedenle sürü hızını arttırdı. Fırtına da hızlandı. En sonunda birkaç tane koyun arkada kaldı ve at-adam onları öldürüp yedi.

Tom yakınlarda iki tane insan görmüştü. Elenna, Gümüş ve Fırtına'yı yemek bulmaları için göndermişti. Bu nedenle yalnızdı. O adamlar sürünün kaçtığını gördüğünde onları durdurup sayısına baktı. Birkaç koyun eksik olduğu için bunu Tom'un yaptığını düşünüp onu yakaladılar ve elindekileri aldılar. Onu bir kasabaya götürüp kasabanın belediye başkanı ile görüştürdüler. Tom'un birkaç koyun öldürdüğünü düşündükleri için onu hapse attılar.
4
Tom, hapishaneye girdiği için üzülmüştü. Aslında o hiçbir şey yapmamıştı. Oradan arada sırada geçip giden bir nöbetçi vardı. Nöbetçi bir ucubeye benziyordu. Tom, nöbetçiye oradan ayrılırken bana neden yemek vermedin diye sordu. Sonra hemen aklından bir plan hazırlayıp planı hemen uyguladı. Eline hemen bir pamuk alıp anahtar deliğine soktu.

Sonra orada durup bekledi. Nöbetçi kapıyı açıp ona yemek verip gitti. Kapıyı kilitleyince pamuk yere düştü ve kapı açık kaldı. Tom nöbetçinin gitmesini bekledikten sonra kapıyı açıp dışarı çıktı. Sonra eşyalarını aramaya başladı. Eşyalarının bulunduğu odaya girdiğinde eşyalarını göremedi. Sonra kapının olduğu tarafa bakınca eşyalarını gördü ve onları alıp oradan çıkmaya çalıştı. O sırada nöbetçi onu görmüştü. Nöbetçi onu yakalamaya geldiği için Tom hemen balkona çıktı.

O sırada Elenna Tom'un orada olmadığını fark etmişti. En son nerede olduğunu biliyordu. Sonra Gümüş ayak izleri buldu ve o izleri takip etmeye başladı. En son hapishaneye geldiler ve Tom'u orada aramaya başladılar. hapishanenin etrafında dönerken Tom'u balkonda görmüşlerdi. Elenna Tom'a kalkanını fırlattı. Tom kalkanı alıp aşağıya yavaşça indi. Çünkü Arkta'nın vermiş olduğu tüy onu düşerken yavaşlatıyordu.

Tom aşağıya inip kaçtı. Elenna'ya onu nasıl bulduklarını sordu. Elenna da "Gümüş ayak izlerini görüp o izleri takip ettiği için seni bulabildik" dedi. Sonra tekrar Orta Ovalar'a döndüler. Orta Ovalar'da at-adamı bulmaya çalışıyorlardı. At-adamı ararken Victor'u bulmaya başardılar. Tom ile Elenna onu tanımıyorlardı. Onla karşılaşınca Tom ne olduğunu sordu. Victor Tagus adında bir at-adamın ona saldırdığını ve kafasına vurduğunu söyledi.

Tanıştıktan sonra onu kasabaya götürüp bıraktılar. Belediye Başkanı'nın çocuğu olan Victor Tom'a teşekkür etti. Artık Tom'un masum olduğu kanıtlanmıştı. Tom ve Elenna tekrar Tagus'u aramaya döndüler. Tagus'u gördükten sonra Tom onun yanına gitmek için dereyi geçmesi gerekiyordu. Dere en fazla beş metre olduğu için Fırtına'nın geçmesi kolaydı. Fırtına geriye çekilip bütün gücüyle atladı. Sonra hızlıca koşup dereyi geçti.

At-adam yakınlarda olduğu için onlara saldırmaya hazırlanıyordu. Tom bir anda atın ayağında altın bir nal olduğunu fark etti. Onu sökebilirse at-adam'da artık özgür kalıp Avantia'yı koruyacaktı. Fırtına Tagus'tan kaçmaya başladı. Tom Fırtına'nın üstünde olmadığı için Tagus Tom'a bir çitme attı. Tom sersemlemişti. Sonra nala bakınca biraz gevşemiş olduğunu gördü. sonra kılıcını alıp hemen altın nalı söktü ve at-adam özgür kaldı.

Biraz sonra Aduro karşılarında belirdi. Aduro onlara bir sonraki canavarın Kar Canavarı Nanuk olduğunu söyledi. Tom Aduro ile biraz daha konuşup Aduro'nun görüntüsünün kaybolmasını izledi. Sonra Nanuk'un olduğu Donmuş Ovalar'a doğru yola çıktı.



SON 


Ben Ali Toprak Dalkıran, bu kitaptan her şeyi yapmadan önce düşünmenin faydalı olacağını çıkardım. Peki siz ne çıkardınız? Lütfen yorumlarınızı yazınız.

13 Nisan 2015 Pazartesi

Arı Maya (Waldemar Bonsels)



Hikaye, kovanda ve dışarıda geçiyor.

Hikayenin kahramanları,

  • Arı Maya,
  • Rehber,
  • Eşek Arısı,
  • Yusufçuk,
  • Ağaçkakan,
  • Kabukdelen böcekleri,

Bir gün kovanda bir arı doğumuş adı Arı Maya imiş. Arı Maya bir gün bir rehber ile dışarıya çıkmış. Dışarıda önden uçtuğu için rehber ona yetişememiş. Arı Maya, dışarıda kaybolmuş. Bir çiçeğin üstüne konmuş. Karını doyurmuş. Sonra, havada uçarken bir Eşek Arısı ile karşılaşmış. Onunla birazcık konuşmuş. Eşek Arısı insanlardan söz etmiş. Arı Maya da insanların kim olduğunu sormuş.

Konuşmaları böyle devam ederken, bir Yusufçuk Böceği oraya gelmiş ve Eşek Arısını hapur hupur yemiş. Arı Maya, Yusufçuk Böceğine sormuş; "Neden Eşek Arısını yedin?". Yusufçuk böceği Arı Maya'nın sorusunu şöyle yanıtlamış; "Sen nasıl polen yiyorsan ben de eşek arısını yiyorum". Arı Maya ona da insanları sormuş; "İnsanları biliyor musun?". Yusufçuk böceği; "Tabi ki biliyorum" demiş. 

Arı Maya; "Anlatır mısın?" demiş. Yusufçuk Böceği anlatmaya başlamış; "Onların hem iyileri hem de kötüleri vardır. Bazı insanlar iyidir, bazı insanlar da kötüdür." Arı Maya insanlar hakkında daha çok bilgi edinmek istiyormuş. Oradan ayrılmış ama belki de onunla tekrar görüşürmüş. Oradan gidince, bir ağacın kovuğuna yerleşmiş. Burada bir ağaçkakan ile karşılaşmış. 

Arı Maya ilk günlerde Ağaçkakan'dan rahatsız oluyormuş. Ama sonra Ağaçkakan'a alışmış. Artık her akşam konuşmadan uyumuyorlarmış. Arı Maya ara sıra geziniyormuş. Bir gün eve döndüğünde Ağaçkakan'a "İnsanları tanıyor musun?" diye sormuş. Ağaçkakan; "Hayır" demiş, şöyle de eklemiş. "Sen tanıyor musun?". Arı Maya "Evet" demiş, "Ama hiç görmedim" demiş. 

Ertesi gün Arı Maya, her zamanki gibi dışarı çıkmış. Dışarıda gezmiş. Evinden birazcık uzaklara gitmiş ve insanların yaşadığı evlere gelmiş. Evlerden çok ses çıkıyormuş. Arı Maya bir evin içerisine girmiş ve bir insan görmeyi başarmış. Sonra hemen o evi terk etmiş. Çünkü insanların ona zarar vermesini istemiyormuş. Akşamın karanlığı iyice bastırmış. Hava gökyüzünün tepesindeki ay ile aydınlanıyormuş. 

Arı Maya bir gününü orada geçirmiş. Ertesi gün evine geri dönmüş. Evi delik deşikmiş. Bunu kimin yaptığını araştırmaya başlamış. Akşam hiç uyumamış beklemiş. Ama malesef gözleri kapanmış ve uyumaya başlamış. Ertesi gün evini delen kişiyi yakalamış. O kişinin adı Kabukdelen Böceğiymiş. Kabukdelen Böceği, Arı Maya'ya evini göstermiş. Evinde yaklaşık kırk kişi varmış. 

Arı Maya, Kabukdelen Böceklerine sormuş; "Siz neden bu kadar fazla kişisiniz?". Kabukdelen Böceklerinden en büyük olan kişi, yani baba cevabı vermiş; "Biz bu kadar fazla olmazsak, ağaçları delemeyiz". Arı Maya, onları Ağaçkakan'dan korumuş. Sonra da tekrar gezmeye çıkmış. Gezerken, Eşek Arılarının kovanına girdiğini farketmemiş ve orada yakalanmış. 

Orada Eşek Arılarının Kraliçesi toplantı yapıyormuş. Arı Maya bu konuşmaların hepsini duymuş. Sonra da bir şekilde oradan kaçmış. Hemen kendi kovanına gitmiş ve bunu duyurmuş. Kovan kendilerini koruma altına almış. Kovanın kapısını kapatmışlar. Bir sonraki gün Eşek Arıları onların kovanlarına saldırmışlar. İçeriye dörder dörder gruplar sokmuşlar. ama arılar içeri giren her grubu öldürüyormuş.

En sonunda Kraliçe de girmiş ve içeride bütün herkes ölmüş. Bal arıları saldırıdan kurtuldukları için çok mutlularmış. Bunun için Arı Maya'ya bir ödül vermişler. 


SON


Ali Toprak Dalkıran bu kitaptan arıştarmanın nasıl bir şey olduğunu öğrendi. Siz bu kitaptan ne öğrendiniz? Lütfen yorumlarınızı benimle paylaşır mısınız?




12 Nisan 2015 Pazar

Güliver Küçük İnsanlar Ülkesinde (Jonatan Swift)



Hikaye Lilliput adasında, Blefusku adasında, gemide geçiyor.

Hikayenin kahramanları;


  • Güliver,
  • Lilliput Kralı,
  • Blefusku Kralı,

Güliver bir gün gemiyle denize açılmış ama bu gemi bir arkadaşının gemisiymiş. Güliver de burada doktorluk yapıyormuş. Gemiyle ilerlerken bir sıkıntı olmuş ve bir kayaya çarpmışlar. Güliver şans eseri kurtulmuş.

Sabah olduğunda, Güliver kendini bir adanın kumsalında bulmuş ama hiçbir yerini hareket ettiremiyormuş. Birazcık daha kalkmaya çalışyormuş ama olmuyormuş. Birazcık beklemiş. Bütün gücünü topladıktan sonra tekrar denemiş ama yine olmamış. Şimdi bunu tekrar denemek için güç toplamaya başlamış. 

O sırada gövdesinde bir gıdıklanma hissetmiş. Kafasını kaldırıp baktığında mini minnacık insanların üzerinde olduğunu görmüş. Sonra bu insanların çok küçük mızrakları kendisine attıklarını görmüş. Gözüne gelmesin diye gözünü kapatmış. Birkaç kişi onun burnunun üzerine çıkmış. Bir tanesinin üzerinde bir taç varmış. Güliver o kişinin kral olduğunu anlamış.

Bu arada neden yeden kalkamadığını da artık biliyormuş. İncecik sağlam iplerle onu yere bağladıkları için hiçbir yere kıpırdayamıyormuş. Kral bir şey demiş. "Dakihah degul!" Güliver de aynısını tekrarlamış, "Dakikah degul!". Sonra Güliver'i bin bir güçlükle tekerlekli bir arabaya bindirmişler ve üç günde Lilliput şehrine ulaşmayı başarmışlar. Güliver'i, bir büyük evin içine zorla sokmuşlar. Bu ev Güliver için küçük ama mini minnacık insanlar için büyük bir evmiş. 

Güliver'i nasıl besleyeceklerini bilmiyorlarmış. Güliver'e Lilliput adasında yetişen çok küçük meyveler vermişler ama Güliver bu meyvelerden birkaç tanesiyle doymuyormuş. bu meyvelerden binlerce gerekiyormuş. 

Güliver'i bir ayağından bir yere zincirle bağlamışlar. Güliver, özgür kalmak istiyormuş. Bir gün, Güliver'i görmek isteyen çok insan gelmiş. Güliver'i görmek için çok uzaklardaki köylerden gelen insanlar bile oluyormuş. Artık Güliver'i görmek için para vermeleri gerekiyormuş. 

Bir gün para verip Güliver'i görmek isteyen üç insan onu ok yağmuruna tutmuşlar. Bu oklardan biri Güliver'in kaşının birazcık altına saplanmış. Bu ok Güliver'in canını çok yakmış. Oraya hemen Kral gelmiş ve Güliver'e ok atanları bağlanmış halde Güliver'in yanına getirmiş. Güliver onları eline almış. Cebinden çıkardığı minik bıçağı minicik üç insanın önüne götürmüş. Bu bıçak Güliver için küçük ama minik insanlar için dev gibi bir kılıçmış.

Güliver, elindeki bıçakla ona ok atan kişilerin iplerini kesmiş ve onları geri bırakmış. Bunu gören Lilliput Halkı Güliver'i alkışlamaya başlamışlar. Kral bu davranışından ötürü Güliver'i serbest bırakmış. Güliver, yanındaki rehberler ile şehri dolaşmaya başlamış. Herkes Güliver'i izliyormuş. Güliver şehri tanıyınca, Lilliput dilini öğrenmek için her dili bilen dil uzmanlarının yanına gitmiş. 

Lilliput dilini öğrendikten sonra Blefusku adasını görmeye gidecekmiş ama halk ona izin vermemiş ve Güliver'i zehirleme kararı alınmış. Yemeklerine zehir koyup onu zehirleyeceklermiş. Bunları Güliver'e onu kötü görmeyen bir rehber anlatmış. Güliver kendisine teşekkür etmiş ve bütün eşyalarını toplayıp Blefusku adasına gitmiş.

Blefusku adasındaki insanlar Güliver'i sevinçle karşılamış ve onun adına büyük bir şölen yapılmış. Blefusku adasındaki insanlar Lilliput adasındakilerle aynı dili konuşuyorlarmış. Aslında bu onların ortak diliymiş. Çok yakında, Lilliput adasından Blefusku adasına birkaç kişi gönderilmiş. Onlar, Güliver'i almaya gelmişler, ama Güliver ortada yokmuş. Çünkü o karada bulduğu bir filika ile oradan kaçmayı başarmış. Evine dönünce başından geçenleri herkese anlatmış. 

SON


Ali Toprak Dalkıran bu kitaptan tutsak kalmanın çok sıkıcı olduğunu öğrendi. Siz bu kitaptan ne öğrendiniz? Lütfen yorumlarınızı benimle paylaşın...

8 Mart 2015 Pazar

Kaptan Grant'ın Çocukları (Jules Verne)



Hikaye, evde, gemide, yolda ve denizde geçiyor.


Hikayenin kahramanları,



  • Lord Glenarvan
  • Binbaşı McNabbs
  • Leydi Helena
  • Kaptan Grant (Harry Grant)
  • Marry
  • Robert
  • Jacques Paganel
  • Kaptan Mangles
  • Ayrton (Gerçek adı Ben Joyce)


Günlerden bir gün, şişenin içinde bir mesaj Lord Glenarvan'ın evine ulaşmış. Lord Glenarvan bu mektubu açmış ve okumuş. İçinde, "Glasgow Lim ... üç direkli Britannia adlı .... 27 Haz.... 1862 .... Patagoni.... bat... ben K.... Grant ile ..... arkadaşım kara çık.... Yerliler bize sal ... tut.... şişeyi 37 derece enlem .... denize attık. İmdat." Lord Glenarvan bu mesajı pek iyi anlayamamış çünkü mesajın bazı yerleri silinmiş olduğu için düzgün okuyamamıştı.


Lord Glenarvan bu mektubun kimden geldiğini bilmiyormuş. Sevgilisi olan Leydi Helena ile mektubu gönderen kişiyi bulacaklarmış. Ama mektuba daha iyi bakınca bu mektubu gönderen kişinin Kaptan Grant adında birisi olduğunu anlamışlar. Yolculuk için, hizmetçilerinden gemiyi hazırlamalarını istemişler. Hizmetçiler hızlı bir şekilde, gemiyi hazırlamışlar. Gemi hazırlandıktan sonra yola çıkacaklarmış ama çıkacakları gün onların evine Kaptan Grant'ın çocukları gelmiş.


Bu yüzden yolculuğu bir gün ertelemişler. Bir gün sonra yolculuğa başlamışlar. Yolculuğa çıkmışlar ama Jacques Paganel'i  gemide bulmuşlar; ama artık geri dönemezlermiş. Kaptanlarının adı Mangles imiş. Ona hep Kaptan Mangles derlermiş. Kaptan Mangles ile yolculuğa devam ediyorlarmış. Bu arada Kaptan Grant'ın bir oğlu ve bir kızı varmış. Oğlunun adı Robert, kızının adı ise Marry imiş. Gemide bir de Binbaşı McNabbs varmış. O da gemideki işlere yardım ediyormuş.


Günlerden bir gün seyahat ederken önlerine bir ada çıkmış. Bu adada bol bol ev varmış ve bu evler göllerin kıyısında ve göllerde de tatlı su olduğu için susuzluk çekmeyeceklermiş. Bu adadaki evlerden üç tanesi terkedilmiş olduğu için üçüne de yerleşmişler. Bu ada hakkında bilgisi olan Bay Paganel onlara bilgi veriyormuş ama bu evler birbirine çok uzakmış. Bu yüzden birbirleri ile konuşmaları zor oluyormuş. Ama ara sıra ortada olan evde buluşup konuşuyorlarmış.


Fakat,  bir gün toprak kayması olmuş. Çünkü bulundukları alan çok dağlıkmış ve dik uçurumlar varmış. Herkes evin içinde bekliyormuş ama Binbaşı McNabbs bunun bir toprak kayması olduğunu düşünmüyormuş. Bunun bir kurt saldırısı olduğunu düşünüyormuş. Çünkü kapının önünde kurtların ayak izleri varmış. Bu arada Robert, Binbaşı McNabbs, Jacques Paganel ve Lord Glenarvan hep adayı geziyormuş. Hep gezen grup Ada etrafında gezerken buranın bir ada olmadığını keşfetmişler ve diğerlerini çağırıp başka bir yere gitmişler.


Şu an geldikleri yerde birisi ile karşılaşmışlar. Karşılaştıkları kişinin adı Ayrton'muş. Ayrton ile bir barda karşılaşmışlar. Beş at kiralamışlar ve onlarla ormana doğru yolculuk etmişler. Yolculukta bir nehirin kıyısında kulübe görmüşler. Bu kulübeye yerleşip yolculuklarına orada bir süre ara vermişler. Ama Ayrton ortakları ile ara sıra gizlice görüşüyormuş. Ama bir gün Lord Glenervan Ayrton'u takip onun kimlerle konuştuğunu görmüş ve artık Ayrton'un gerçek adının Ben Joyce olduğunu biliyormuş. Bunu öğrendikten sonra Ayrton'dan önce geri dönmüş ve herkesi uyarmış.


Sonra Ayrton geldiğinde Binbaşı McNabbs Ayrton'a "Merhaba Ben Joyce" demiş. Ayrton da ona sert bir karşılık vermiş ve silahıyla Lord Gelnarvan'ı kolundan vurmuş ve kaçmış. Gemide de sadece bir kişi varmış. Onun adı da Kaptan Mangles imiş. Lord Gelenervan, Kaptan Mangles'e bir mektup yazmış. Mektubu saklıyormuş. Ama bir gün geri dönen Ayrton mektubu alıp kaçmış ve hemen Duncan'a (gemiye) gitmiş. Mektubu hemen Kaptan Mangles'e vermiş ve yolculuğa devam etmişler.


Lord Glenarvan ve diğerleri gemiyi bulmak için koşuyorlarmış ve son anda yetişip gemiye binmişler. Hemen harekete geçip Ayrton'u yakalamışlar ve bağlamışlar. Gemi ile birlikte yolculuğa devam ettiler. Yolculuk iyi geçmişti ama bir ada ile karşılaşmışlardı. Adada birazcık beklemek istediler. Fakat adada yamyamlar vardı. Hep birlikte gemiye doğru koşmaya başladılar. 

Gemiye bindiklerinde yamyamlar da peşlerinden kayıkla geliyorlarmış. Yamyamlar okları ile onları vurmaya çalışıyorlarmış. Fakat onlar kaçmayı başarmışlar. Yamyamlardan kurtulmayı başarmışlar. Şimdi de Kaptan Grant'ı bulmaya çalışıyorlarmış. Kaptan Grant'ı adanın etrafında dolaşırken bulmuşlar. Kaptan Grant'ı buldukları için sevinen Mary ile Robert babalarına sarılmışlar. 

Evlerine geri dönüyorlarmış ama Ayrton'u Kaptan Grant'ın olduğu adaya bırakmışlar. Ayrton orada bir geminin gelip O'nu almasını bekliyormuş. Bu arada babalarına kavuşan Mary ile Robert çok mutluymuşlar. Lord Glenarvan, Kaptan Grant ve çocuklarını evlerine bırakmış ve tekrar İskoçya'daki evlerine geri dönmüşler.   











  S   O   N   



















17 Ocak 2015 Cumartesi

Pollyanna Kitap Özeti (Eleanor H. Porter)



Hikaye, evde ve yolda geçiyor.

Hikayenin kahramanları,
  • Polly Teyze,
  • Pollyanna,
  • Hizmetçi kız Nancy,
  • Tom Amca,
  • Tom Amca'nın oğlu Tim,
  • Bayan Snow,
  • Bay Pendleton,
  • Bay Hall (Okul Müdürü),

Polly Teyze Nancy'den Pollyanna için tavan arasını toplamasını istemişti. Nancy, selam verip hemen toplamaya gitti. Tavan arasının tozunu süpürdü, camları sildi, yerleri sildi, duvarları boyadı. En sonunda tavan arasına eşya taşıyacaktı. Taşımak için, Tom Amca ve oğlu Tim'den yardım alacaktı. Hep birlikte merdivenlerden dolap, yatak, koltuk ve bir masa taşıdılar. 

Çok yorulmuşlardı. Polly Teyze ile birlikte bir öğlen yemeği yediler. Nancy birazdan Polyanna'yı almaya gidecekti. Yemek bitince hemen tabakları kaldırıp Polyanna'yı almak için tren garına gitti. Pollyanna bir bankta oturmuş merakla kendini kimin alacağını bekliyordu. O sırada Nancy, Pollyanna'yı görüp onu tanımıştı. Ona teyzesinin ismini sordu. O da Polly Teyze diye cevap verdi.

Nancy artık onu tanıyordu ve eve götürmeye hazırdı. Polyanna'yı elinden tutup eve doğru yola çıktılar. Uzun bir yürüyüşten sonra eve vardılar. Çok yorulmuşlardı. Pollyanna önce odasını görmek istiyordu. İlk önce teyzesine sarılıp ondan odasının nerede olduğunu öğrendi. Sonra da hemen tavan arasına koştu. Merdivenleri çıkıp odasına baktı. İlk görüşte odasını çok sevmişti. Teyzesinin onu sevdiği için manzaralı bir odayı seçmesi ne güzeldi diye düşündü Pollyanna.

Çok yorulmuşlardı. Öğlen yemeğinde Polly Teyze içeride bir sineğin uçtuğunu gördü ve Polyanna'ya sinekler hakkında neler biliyorsun diye sordu. Pollyanna da şöyle cevap verdi. Onlar kondukları yerdeki pislikleri ayakları ile her yere taşıyorlar. Polly Teyze, Polyanna'ya bir ödül verdi. Çünkü bu bilgiyi bildiğini bilmiyordu. Pollyanna yemeği bitirince hemen odasına gitti. Odasının havasız kaldığını gördü. Camı açtı. O sırada teyzesi geldi ve şöyle bağırdı:

- İçeri sinek girecek hemen camı kapat!

Pollyanna da hemen camı kapattı. Sonra da dışarıya çıktı. Tom Amca ve oğlu Tim'in yanına gitti. Birlikte sohbet ederlerken zamanın nasıl geçtiğini anlayamadılar ve konuşmaları Polly Teyze'nin yemeğe çağırması ile bitti. Akşam yemeği için Nancy tabakları getiriyordu. Sofrayı hazırladıktan sonra hemen yemeğe oturdular. Yemek çok güzel geçti. Pollyanna yemekten önce çok konuştuğu için çok uykusu gelmişti. Hemen yatağa girip uyudu.

Sabah çok erken uyandı ve kitabını okumaya başladı. Yarım saat sonra Polly Teyze ve Nancy uyanmıştı. O sırada da Pollyanna yirmi sayfa okumuştu. Kahvaltı için Tom Amca ve Tim'i beklediler. Onlar da uyanınca hemen kahvaltı ettiler. Kahvaltıdan sonra Pollyanna ile Nancy evin karşısındaki minik tepecikte gezmeye gittiler. Gezerken Pollyanna Nancy'ye 'mutluluk oyunu'nu öğretti. Nancy'de hemen bunu kullanmaya başladı.

Pollyanna artık Nancy'ye bulaşıkları yıkamasında ve sofra işlerinde yardım edecekti. Ertesi gün Pollyanna bunları uygulamaya başladı. Her gün sofrayı kurmasında yardım ediyordu, hem de bulaşıkları yıkamasına yardım ediyordu. Artık Pollyanna daha çok çalışkan bir çocuk olmuştu. Öğlen yemeği çok güzel geçmişti. Şimdi de sıra odasını toplamaya gelmişti.

Odasını topladıktan sonra da Bayan Snow'un yanına ona çorba vermek için gidecekti. Yolu biliyordu çünkü Polly Teyze ona bir çok kez yolu tarif etmişti. Artık Pollyanna yola çıkmaya hazırdı. Tariflere göre Bayan Snow'un evi Polly Teyze'nin evine çok yakın olduğu için Pollyanna çok kolay gidebildi. Kapıyı çalınca onu hizmetçi karşıladı.

Pollyanna hizmetçiye Bayan Snow'un nerede olduğunu sordu. Hizmetçi de şöyle cevap verdi:

- Koridorda düz ilerleyin ilk çıkan odanın içine girin. Orada yatan kişi Bayan Snow'dur.

Pollyanna, tarif edileni uyguladı ve Bayan Snow'u buldu. Bayan Snow'a neden karanlık bir odada yaşadığını sordu. Bayan Snow'da şöyle cevap verdi:

- Benimle hiç kimse ilgilenmediği için artık ben tek başıma bu odada yaşıyorum.

Pollyanna Bayan Snow'a çorbayı verip gitti. Eve dönerken birisi ile karşılaştı. Onunla tanışıp adının Pendleton olduğunu öğrendi. Artık Bay Pendleton'la her gün buluşuyorlardı ama bir şey onları ayırdı. Pollyanna'nın okulu başlamak üzereydi ve hazırlanmaları gerekiyordu. Pollyanna'nın yarın okulu başlaycaktı. Hemen okul eşyalarını almaya başladılar. Ertesi gün Bayan Polly Okul Müdürü Bay Hall ile karşılaştı ve Pollyanna'yı o okula kayıt yaptırdı.

Ertesi sabah Pollyanna yürüyerek okuluna gidiyordu. Okuluna giderken bir sınıf arkadaşı ile karşılaştı. Onunla birlikte okula gittiler. Okula gidince sınıfını gören Pollyanna çok sevindi. Hemen kendine bir sıra buldu ve oraya yerleşti. Ama okulun ilk günü olduğu için bir şenlik vardı. Herkes bahçede yarım saat oyun oynadı. Bundan sonra derslere başladılar.

Pollyanna okuldan dönerken karşıdan karşıya geçiyordu. Tam yolun ortasına gelmişti ki bir araba ona çok hızlı yaklaşıyordu. Pollyanna ne yapacağını bilemeyip bayıldı ve araba sağ bacağının üstünden geçti. Polly Teyze buna çok üzüldü. Doktorlar çağırdı. En sonunda üçüncü çağırdığı doktor Pollyanna'yı hastaneye yatırdı.

Pollyanna hastanede özel bakımdaydı. Hastanede bacağı alçıya alınmıştı. Pollyanna bir kaç ay sonra yürüme dersi alıyordu ve Polly Teyze'ye bir mektup yazmıştı. Mektupta Pollyanna'nın Polly Teyze'yi sevdiği yazıyordu. Bu arada Polly Teyze de eskisi gibi mutluydu.



{Son_____Son_____Son_____Son_____Son_____Son_____Son_____Son_____Son_____Sonnnn}






11 Ocak 2015 Pazar

Pollyanna'nın Mutluluk Oyunu (Kitaptan Bir Örnek)



Kitapta, Nancy Harrington Konağında çalıştığı için üzülüyordu. Polly Teyze her zaman kızıyordu ve Nancy buna çok üzülüyordu. Ama orada çalışmasaydı evin işleri tamamlanmayacaktı ve Polly Teyze çok zorlanacaktı. Artık Nancy burada çalıştığı için mutluydu. (nedeni üstte yazıyor, "ama" ile başlayan cümle)


Mutluluk Oyunu Nasıl Oynanır ?


  1. Sorununuzu belirleyin.
  2. 'Bu sorun olmasaydı ne olacaktı?' diye düşünün.
  3. Yüzde altmış (% 60) olarak mutlu olacaksınız.
Kendimden örnek :

Ben özet çıkarmasaydım, yüzden az kişi beni görecekti. Şimdi yirmi binden fazla (20.279) görüntüleme sayım var.

3 Ocak 2015 Cumartesi

Mutlu Prens Oscar Wilde




Hikaye hep dışarıda geçiyor.

Hikayenin kahramanları,

  • Kırlangıç 
  • Bir Prens Heykeli

Son baharın son günlerden bir gün, bir kırlangıç bir kırlangıç bir saza aşık olmuş her zaman gelip onunla konuşuyormuş fakat saz hiç onunla konuşmuyormuş. Arkadaşları onun artık göç etmesini istiyor, ama kırlangıç bu isteği hep reddediyormuş. Bir gün arkadaşları soğuğa dayanamamış ve Mısır'a göç etmiş. Kırlangıç artık çok soğuk ve akşam olduğu için sazı bırakıp bir heykelin ayaklarının arasına sığınmış.

Sabah olunca güvercin heykele bakmak için uçuyormuş, o sırada heykelin göz kırptığını görmüş bu yüzden heykelin omuzuna konmuş. Heykel onunla konuşmaya başlamış ve şöyle demiş:

Senden istediğim görevleri yapar mısın? demiş.

Güvercin de:

Tabii ki yaparım demiş.

Kırlangıç artık heykelin tüm isteklerini yerine getiriyormuş. İlk önce vücudundaki yakutları dağıtmış; sonra da gözlerini. Artık göremeyen heykel kırlangıçtan yoksul olan insanları bulup ellerindeki zümrütleri onlara vermesini istemiş kırlangıç bu görevi yapmış ama artık soğuğa dayanamıyormuş. en sonunda o kadar soğuk olmuş ki kırlangıç dayanamayıp ölmüş.

Birkaç gün sonra belediye başkanı parkta gezerken heykelin üzerindeki değerli taşların yok olduğunu görmüş. Değerli taşları tekrar yerlerine koydurmuş ve bu masal da burada bitmiş. :)



SoN..........................SoN...........................SoN.............................SoN......................SoN...............SoN.

1 Ocak 2015 Perşembe

Kralın Yoksul Çocukları (Yazar bilinmiyor)



Hikaye bir şatoda, kalede ve bir kulübede geçiyor.

Hikayenin kahramanları,
  • Kral,
  • En büyük kız kardeş,
  • Ortanca kız kardeş,
  • En küçük kız kardeş,
  • Dev,
  • Yaşlı bir nine,
  • Yoksul Kraliçe,
  • ikizler (Bir ağabey ve kız kardeşi)
  • Bir hemşire
Bir gün çok yoksul olan üç kardeş varmış ve kral oralardan geçerken o üç kardeşin konuşmalarını duymuş. En büyük kız kardeş şöyle demiş:

-Ben kral için çok uzun bir halı örebilirim demiş.

Ortanca kız kardeş ise:

-Ben senden daha da uzun bir halı örebilirim demiş.

En küçük kız kardeş de hepsinden farklı bir şey söylemiş:

-Ben kral için ikiz çocuk doğurabilirim demiş.

Bunları duyan kral yarın hepsini sırayla yanına çağırmış. İlk önce en büyük kız kardeş gelmiş. Kral:

-Üçünüzün de ne dediğinizi biliyorum demiş. Sen çok uzun bir halı örecektin sana tam üç gün veriyorum.

En büyük kardeş hemen halıyı örmeye başlamış.Şimdi de kral ortanca kız kardeşi çağırmış ve şöyle demiş ve cümleye yine aynı şekilde başlamış. (Aslında üçünde de cümleye aynı şekilde başlar.)

-Üçünüzün de ne dediğinizi biliyorum demiş. Sen ablandan daha da uzun bir halı örecektin. Sana da tam üç gün veriyorum.

Ortanca kardeş de hemen halıyı örmeye başlamış. Üç gün geçmiş şimdi kral ilk önce en büyük kardeşin yanına gitmiş. Onun halıyı öremediğini görünce onu şatodan kovmuş. Şimdi de ortanca kız kardeşin yanına gitmiş. O da halıyı örememiş. Bu yüzden kral onu da şatodan kovmuş. Şimdi de sıra en küçük kardeşe gelmiş. Kral ona da aynı şeyleri söylemiş. Kral:

-Üçünüzün de ne dediğini biliyorum demiş. Sen benim için ikiz bebek doğuracaktın demiş. Bunun için evlenmemiz gerek demiş.

Sonra da evlenmişler. Üç yıl sonra en küçük kardeşin ikiz bebeği olmuş ama bunlar olmadan önce en küçük kardeşin ablaları hemşire ile anlaşarak bebekler doğduğu anda onları bir sepete koyup onları bir dereye bırakmasını istemişler. Aslında bebekler ikiz doğmuş ama hemşire bebekleri bir sepete koyup dereye bırakınca krala:

- Aslında bebekler ikiz doğdu ama ikiz doğdular demiş.

Kral da:

- En küçük kız kardeşe şöyle demiş. Yapacağının yarısını yaptın ama bebekler ölü doğdu demiş.

Bu yüzden kral onu da şato'dan kovmuş. Deredeki bebekler en sonunda bir yaşlı ninenin kulübesinin önünde durmuş. Yaşlı nine sepetteki çocukları görünce onlarla hemen ilgilenmeye başlamış. Onları büyütmüş ve ikisi de on yaşına gelmiş. Bir gün annelerine evden daha uzaklarda dolaşmak istediklerini söylemişler. Çünkü her gün hep aynı yerlerde yani kulübenin etrafında dönüp duruyorlarmış.

En sonunda hemşire bir fırsatını bulup şatodan çıkmış ve ikizlerin yaşadıkları kulübenin yakınlarına gelmiş. İkizlerin annesi dışarı çıktığı zaman hemşire hemen içeri girmiş ve çocuklara gerçek babanızı öğrenmek istiyorsanız dediklerimi yapmalısınız demiş. En yakındaki dağın üstündeki kuleyi göstererek o kulenin içindeki dev'in büyülü saatini bana getirmeniz gerek demiş.

İkizler hemen yola çıkmış ama anneleri bunu bilmiyormuş. En sonunda kuleye varan ikizler hemen içeri girmişler. Dev onları görmüş ve büyülü saati almaya çalıştıkları için:

- Ya canınızı ya da malınızı verin demiş.

İkizler, dev ile nazikçe konuşarak devi ikna etmişler. Dev de onlara büyülü saati vermiş. Ertesi gün, hemşire tekrar onların yanına gelmiş ve bu sefer de şöyle demiş:

- Tekrar o kuleye gidip büyülü çubuğu almanız gerekiyor.

İkizler tekrar yola çıkıp tekrar aynı kuleye gitmişler. Bu sefer de dev'den büyülü çubuğu istemişler. Dev de ikizlere şöyle demiş:

- Sanırım, bu hemşire sizi öldürmek istiyor. Yarın tekrar sizden bir şey isterse ben onun haddini bildireceğim.

Öbür gün hemşire tekrar ikizlerin kulübesinin yanına gelmiş ve şöyle demiş:

- Bu sefer de, sizden tekrar oraya gidip büyülü balonu almanızı istiyorum.

Bunu duyan dev ağaçların arasından hemen ortaya çıkıp şöyle demiş :

- Sen onları öldürmeye kalkışıyorsan, kendin öl.

O sırada kral gelmiş. İkizler, krala:

- Korkmayın dev bizim dostumuz demiş.

Hemşireyi gören kral:

- Sen burada ne arıyorsun demiş.

Dev onu korkuttuğu için hemşire her şeyi anlatmış ve bu çocukların kendi oğlu ve kızı olduğunu öğrenen kral, yoksul kraliçeyi de çağırıp büyük bir kutlama yapmış.




..... .... ... .. . S   O   N . .. ... .... ..... 






2 Kasım 2014 Pazar

İki Sene Okul Tatili Kitap Özeti (Jules Verne)



Hikaye, denizde, adada, mağarada ve gemide geçiyor.

Hikayenin kahramanları :


  • Gordon,
  • Doniphan,
  • Wilcox,
  • Cross,
  • Briand,
  • Miço Moko,
  • Jacques, (Briand'ın kardeşi)
  • Webb


Günlerden bir gün Sloughi gemisine gezmek için aynı okulda okuyan sayıları 15'ten fazla olan öğrenciler binmiş. Geminin sahibi ve geminin hizmetçileri dışarı çıkmış. İçeride sadece Miço Moko kalmış. Ama bir anda gemi denizlere açılıvermiş. Bunu kimse fark etmemiş. Yaklaşık yarım saat sonra Briand, Gordon ve Doniphan yukarı çıkmış ve dışarı baktıkları anda şok olmuşlar.

Gördüklerini çocuklara söylememişler. Çünkü denize açılmışlar ve çocuklar bunu duyarlarsa çok korkacaklarını biliyorlarmış. Çocuklara sadece geziye çıktık demişler. Ama çocuklar karadan çok uzaklaştıklarını görünce, yine de çok korkmuşlar. Birkaç gün sonra çocuklardan biri kaptanın olduğu yere girmiş ve kimseyi görmeyince çok korkmuş.

Bunun üzerine, Briand ve Gordon teker teker gemiyi sürüyor ve geri döndürmeye çalışıyorlarmış. Ama gemi bir türlü geri dönmüyormuş ve en sonunda bir adaya ulaşmışlar. Adaya geldiklerinde çocuklardan bazıları çok sevinmiş ama bazıları daha da çok korkmuş. Çünkü bu adada yerlilerin olduğundan şüpheleniyorlarmış.

Herkes hemen barınacakları başka bir alan aramaya başlamış. Çünkü bu gemide çok fazla kalamazlarmış. Kuzey, güney, doğu ve batıya gruplar olarak keşfe çıkmışlar ve güneye giden grup derenin kenarından yol alıyormuş. En sonunda bir mağara bulmuşlar. Yanına aldığı düdüğü grubun başkanı olan Gordon bütün gücüyle çalmış. Bu düdüğü duyan gruplar hemen buluşma alanına koşmuşlar ve güneye giden grupta buluşma alanına koşmuş.

Herkes buluşma alanındaymış ve hep birlikte güneye doğru yol almaya başlamışlar. Mağaranın yanına gelince mağaraya ev yapmayı düşünmüşler ve dereyi kullanarak ilk buluştukları yere geri dönmüşler. Buluştukları yer gemiye çok yakınmış. Gemiden bir sandal alıp dereye koymuşlar ve dere yoluyla gemideki eşyaları ve yiyecekleri rahatlıkla mağaraya taşımışlar.

Mağaraya uygun dekorasyonlar yapmışlar. Artık mağara onların eviymiş. Bazen tekrar gemiye gidip gemide kalan eşyaları getiriyorlarmış. Gemide artık eşya kalmamış ve yiyecek bulmak için ormanın derinliklerine gitmeye başlamışlar. Ama mağaradan çok uzaklaşmıyorlarmış. Çünkü kaybolma riskleri fazlaymış.

Ormanda meyve topluyorlarmış. Ancak etleri bitmek üzereymiş ve mağarada dengeli beslenmek istiyorlarmış. Ertesi gün silahlarını alıp et bulmak için hayvan öldüreceklermiş. Gün doğmaya başladığında et bulmak için Gordon ve Briand akıllı davranarak erkenden hayvanları öldürmeyi başlarmışlar ve çocuklar uyanmadan geri dönmüşler. Çünkü çocuklar onları merak edebilirlermiş.

Çocuklar etleri görünce çok sevinmişler. O zamanlar akıllarında büyük bir proje varmış. Proje; büyük bir uçurtma yapıp, adanın ne kadar büyük olduğunu görmekmiş. O gün bu projeyi yapmaya başlamışlar. Uçurtma için bolca ip ve on tane sopa kullanmışlar. Uçurtmaları iki metre boyundaymış ve ilk denemeleri için içine tam elli kilo koymuşlar.

Uçurtmayı uçurmuşlar ve bu arada uçurtmanın altına birisini taşıyabilmesi için bir sepet bağlamışlar. Uçurtma elli kiloyu kaldırınca uçurtmayı aşağıya indirmişler ve içine Briand binmiş. Briand, görebildiği kadar uzağa bakmış ve adanın çok büyük olduğunu anlamış. Maalesef adaya korsanlar çıkmış ve korsanlardan biri onları görmüş.
10
Artık, çok kötü şeyler olmaya başlayacakmış. Mağaranın düzenli olması için bir başkanlık seçimi yapmaya karar vermişler. Seçimleri kazanan Gordon olmuş. Bunun üzerine Doniphan, Wilcox, Cross ve Webb onlardan ayrılmaya karar vermişler. Diğerleri de üzülmüşler. Şimdi de Doniphan'ın yaptığı grup korsanların yanına gidiyorlarmış.

Başlarına neredeyse bir bela gelmek üzerymiş. Çünkü bir korsan tarafından izleniyorlarmış. Kendilerine bir mağara bulmuşlar ve oraya sığınmışlar ama bu sadece bir günlük bir barınakmış. Çünkü sabah olunca korsanlar onlara saldırma planı yapmışlar. Sabah olduğunda korsanlar onların kapısına gelmiş ve kapıyı yakmışlar. Bunu gören Doniphan, Wilcox, Cross ve Webb yanlarına aldıkları yardım düdüğünü çalmışlar.

Bunu duyan diğer mağaradakiler hemen onları aramaya başlamış. Onları bulduklarında korsanları onları yakalamış. Fakat korsanların elinde silah yokmuş. O yüzden yanlarına aldıkları silahla korsanları vurmuşlar. Serbest kalanlar artık tekrar onların yanına dönmüşler. Korsanların geldiği gemiyi bulmuşlar. Kendi gemileri hasar aldığı için, Korsanların gemisi ile o adadan ayrılmışlar.



╔══╩╝ S   O   N  ╚╩══╗





29 Ekim 2014 Çarşamba

Özet Üç Silahşörler - Alexandre Dumas



Hikaye, Paris, Meung Kasabası, Londra, evde ve şatoda geçiyor.

Hikayenin tüm Kahramanları,
  • D'Artagnan
  • Athos
  • Porthos
  • Aramis
  • Bay de Treville
  • Kardinal Richelieu
  • Jussac
  • Bay Bonacieux
  • Bayan Bonacieux
  • Kral XIII. Louis
  • Kraliçe Anne
  • Buckingham Dükü
  • Kont Rochefort
  • Grimaud
  • Planchet
  • Mousqueton
  • Bazin
Günlerden bir gün D'Artagnan Paris'e silahşör olmak için Gaskonya'dan yola çıkmış. Yolu çok uzunmuş. Bir kaç gün sonra ilerlerken önüne bir köy çıkmış. Köyde bir gün kaldıktan sora yoluna devam edecekmiş. Köye vardığında onu gören herkes gülüyormuş. Çünkü giysileri çok komikmiş. Yolda ilerlerken önüne bir adam çıkmış. Adamın yüzünde bir kesik varmış.

Yoluna bir adam daha çıkmış. D'Artagnan'ın sabrı taşmış ve "Yeter ama herkes önüme çıkıyor artık dayanamam çekin kılıcınızı!" diye bağırmış. Önündeki adamın kılıcı yokmuş ama hizmetçilerini çağırmış ve hizmetçiler ellerine bir sopa alıp gelmişler ve D'Artagnan'ı atından düşürmüşler ve D'Artagnan'ın canı çok acımış. D'Artagnan iyileşince tekrar yoluna koyulmuş ve bir gün sonra Parise ulaşmış. 

Bay de Treville'yi bulup onunla konuşmuş. Çıkışta da Athos, Porthos ve Aramis'e çarpmış ve üçü de D'Artagnanı düelloya davet etmiş ve D'Artagnan hepsini kabul etmiş. D'Artagnan ilk düelloda hepsini bir arada görünce ve tam o sırada Kardinal Richelieu'nun adamları gelince de dördü birlikte onlara saldırmışlar. Diğerleri de D'Artagnan'ın ne kadar iyi dövüştüğünü görmüşler.

Yarın da Bay de Treville onu kralın yanına götürmüş. Kral da D'Artagnan'ın çok iyi dövüştüğünü duymuş ve onun bir silahşör olabileceğini söylemiş. Kral artık D'Artagnan'a silahşörlük eğitimi verecekmiş. Arkadaşları da D'Artagnan'a bir ev tutmuşlar. D'Artagnan evine biraz yemek, yatak, koltuk, gibi eşyalar almış ve kendisine de bir uşak tutmuş uşağın adı da Planchet'miş ve uykusu geldiği için de uyumuş.

Uyanınca da alt kattaki kişilerin konuşmasını duymak için solona bir delik açtı. Deliği açtıktan sonra, dışarı çıkıp arkadaşlarının yanına gitti. O sırada Kraliçe Anne'nin yanına Dük geldi. Dük, kraliçeye aşıktı ve kraliçe bunu biliyordu. Kraliçe o yüzden Dük'ün gitmesini istedi ve düke bir gerdanlık verdi. Dük de çok sevindi.

Bu bilgiyi öğrenen Kardinal Richelieu hemen krala iletti ve krala daha sinsice anlattı. En sonunda da krala şöyle dedi: "Bence sizin kraliçeyi bir baloya davet etmeniz gerek." Kral da bu öneriyi akıllıca buldu. Kardinal Richelieu da Kont Rochefort'u casus olarak gönderdi. O sırada D'Artagnan Bayan Bonacieux ile konuşuyordu ve Kraliçenin gerdanlığı geri istediğini anlattı.

D'Artagnan bu haberi arkadaşlarına iletti. Bunun üzerine dördü de yola koyuldular. Kendilerine bir planlama yapmışlardı ve Londra'ya gideceklerdi. Atlarına atlayıp yola koyuldular. İlk duraklama yerleri bir bardı. Barda bir gün kalacaklardı ama bu mümkün olmadı. Çünkü, içeride tuzaklar vardı. Bu tuzakları Richelieu'nun kurduğunu düşündüler. Tuzaklar insanlardı ve bir kişi ile savaşmaya başladılar.

Portos'u orada bıraktılar ve yollarına devam ettiler. Diğer durakları da boş bir kumluk alandı. Kumluk alanda tuzaklar vardı ve neredeyse tuzaklardan birine yakalanıyorlardı. Tam çıkışa yaklaşmışlardı ki üstlerine bir adam atladı ve saldırmaya başladı. Orada Aramis'i bırakıp yollarına devam ettiler. Atos ve D'Artagnan çok acıkmışlardı ve yemek yemek için bir barda tekrar durdular. Yemeklerini bitirdikten sonra, garsona beş altın verip gittiler.

Gemiye binmeye çok yaklaşmışlardı ki üstlerine ateş açıldı ve Atos'u da orada bırakıp D'Artagnan yoluna devam etti. Gemiye binmek için bir adamın kartını aldı ve gemiye bindi. Gemide tuzak olacağını düşündü ama yoktu. O yüzden mutlu mutlu Londra'ya gitti. Londra'da Dük'ten gerdanlığı alıp öğlen gemisine bindi ve tekrar yola çıktı. Kaptan ona çok iyi bakıyordu, çünkü dük D'Artagnan'a bakması için kaptanı görevlendirmişti.

Geriye dönerken hiçbir engel görmeden üç gün içinde tekrar Paris'e geldi ve hemen gerdanlığı kraliçeye iletti. Bir saat sonra balo başlayacaktı ve herkes çok heyecanlıydı. Balo başlayınca kral ile kraliçenin dans ettiğini gördüler. Kraliçe'nin gerdanlığı taktığını gören Kardnal Richelieu çok sinirlenmişti ve hızlıca balodan çıktı.

D'Artagnan ve arkadaşları yaşasın aşk diye bağırdılar.





.-.-.-.-.-.   S   O   N   .-.-.-.-.-.







31 Ağustos 2014 Pazar

Özet Babam Okulun En Çalışkanı - Toprak Işık



Hikaye, evde, iş yerinde, okulda ve arabada geçiyor.

Hikayenin kahramanları,

  • Öykü,
  • Cem Bey (Bertan’ın babası),
  • Bertan,
  • Buket Hanım,
  • Gülperi Hanım,
  • Rüstem Bey,
  • Kütük Rüstem,
  • Haluk,
  • Şişman Remzi,

Günlerden bir gün, Bertan okulda Öykü ile konuşuyormuş. Konuşurken Öykü’nün saçına bir arı gelmiş. Bertan da “ARIIII” diye bağırmış. Onlar teneffüsteyken Bertan’ın babası da öğretmen ile konuşuyormuş. Bertan’ın babası Bertan’ı alıp eve dönmüş. Bertan hiç ödevlerini yapmayan bir çocukmuş. Ogün de Bertan ödev yapmadığı için babası gelip odasından bilgisayarı kaldırmış. Bertan babası bilgisayarı götürürken koşa koşa gelmiş ve onu durdurmaya çalışmış ama olmamış. Bertan’ın babası bilgisayarı dışarı koymuş.

Akşamleyin yattıklarında bir değişim olmuş ve Bertan babasının yatağında babası da Bertan’ın yatağında uyanmış. Yani babası Bertan, Bertan da babası olmuş. Kahvaltı yapacaklarmış, Bertan babasına kahvaltı yapmasını söylemiş ama babası zor yapıyormuş. Çünkü o şu an Bertan’ın bedenindeymiş. Kahvaltıyı yedikten sonra Bertan babasının arabası ile iş yerine gidecekmiş. Babası da servisle Bertan’ın okuluna gidecekmiş. Ogün babası bütün sınıfı şaşırtmış ve herkesin ağzı açık kalmış.

Herkes “Bir günde her şeyi öğrendi” diyormuş. Bertan da babasının iş yerinde ilk gün biraz kötü olmuş ama ilk günü düzeltmeyi başarmış. Eve geldiklerinde ne yaptıklarını sormuşlar. Birbirlerine ne yaptıklarını anlatınca uykuya gitmişler. Sabah olunca, kahvaltılarını edip, yine işlerine gitmişler. Yine Bertan’ın babası Bertan’ın okuluna, Bertan da babasının iş yerine gitmiş. Bertan ikinci günü iyi geçirmeye çalışmış. Bu arada Bertan’ın babası da sınıf birincisiymiş. Bertan’ın babasının gözünde oğlunun iyi bir öğrenci olması varmış.

Şişman Remzi, babası ile eve dönüyormuş. Eve geldiklerinde yarın olunca Cem Bey’i çağıracaklarını söylemişler. Çünkü Şişman Remzi ile Kütük Rüstem hiç çalışkan değillermiş ve Bertan’ın nasıl bir günde okulun birincisi olduğunu düşünüyorlarmış. O yüzden de Bertan’ın babasını çağıracaklarmış. Yarın olunca, Cem Bey’i telefon ile çağırmışlar. Cem Bey geldiğinde, Şişman Remzi’ye bir hızlı okuma çipi vermiş. Aslında o bir kağıtmış. Ama Şişman Remzi onun özel bir şey olduğunu sanmış ve onu almış.

Şimdi sıra Kütük Rüstem’deymiş. Kütük Rüstem’e de aynı şeyi vermiş. Şimdi ikisi de sınıf birincisiymiş. Şimdi Cem Bey’in işe gitmesi gerekiyormuş. Bertan hemen arabaya atlayıp işine gitmiş. Çünkü işini kaçırmak istemiyormuş. İşine geldiğinde koşa koşa iş yerine gitmiş. Oraya geldiğinde hemen işe başlamış. Arkadaşı Haluk geldiğinde ona “biraz geç kaldığını” söylemiş. Haluk da ona “bir şey olmaz” demiş.

Bu arada da Cem Bey, okulda Öykü ile bilgi yarışı yapıyordu. Cem Bey önde gidiyordu. Çok yakında onu yenecekti. Cem Bey onu yenince öğretmeni de Cem Bey'e bir kaç gün sonra yapılacak bilgi yarışmasına gitmesini önermiş. Cem Bey de kabul etmiş. Eve döndüklerinde birbirlerine ne yaptıklarını anlatmışlar. Akşam olunca da yatmışlar. uyandıklarında Bertan iş yerine Cem bey'de okula gitmiş.

Bertan iş yerine geldiğinde biraz erken geldiğini anlamış; ama erken gelmek hep iyiymiş. Arkadaşı Haluk'u göremeyince biraz şaşırmış. İş yerine gidip orada çalışmaya başlamış. Cem Bey, okula geldiğinde sınıfına doğru yürümüş ve derse başlamışlar. Derste Bilgi yarışması için alıştırma yapacaklarmış. Bertan haluk geldiğinde "neredeydin" diye sormuş. Haluk da "arabam bozulduğu için yürüyerek gelmek zorunda kaldım" demiş..

Bertan çalışırken, Cem Bey Buket Hanım'ın anlattıklarını çok iyi dinliyormuş. Bertan, işinden çıkacakken Gülperi Hanımla karşılaşmış. Sonra da "yarın size gelebilir miyim?" demiş. Bertan "Tabi gelebilirsiniz" demiş. Evlerine döndüklerinde yine birbirlerine ne yaptıklarını anlatmışlar. Yarın, Gülperi Hanım geleceği için çok heyecanlıymışlar. Yemeklerini yiyip uyumuşlar.

Ertesi gün çok değişik bir şey fark etmişler. Eski bedenlerine geri dönmüşler ve Gülperi Hanım'ı beklemeye başlamışlar. O sırada da kahvaltıyı hazırlamaya başlamışlar. Gülperi Hanım geldiğinde, kahvaltılarını yapmışlar ve sonra Cem Bey, Gülperi Hanım'ı iş yerine götürmüş. Bertan da okuluna gitmiş. Bertan hemen olan şeyleri düzeltmek için çalışmaya başlamış her şeyi düzeltemese de elinden geleni yapmış

Artık bilgi yarışmasına Öykü katılacakmış. Cem Bey de iş yerindeki eşyaları düzeltiyormuş. Öykü bilgi yarışmasında birinci olmuş. Öykü'ye altın madalya takmışlar ve çok mutlu şekilde okula dönmüş. Onun kazandığını duyunca bütün sınıf çok sevinmiş ve bunun için bir kutlama düzenlemişler. Yemekleri dışarıda yemişler ve öğretmenleri de onlara meyve suyu almış.

Cem Bey'in toplantıya gitmesi gerekiyormuş. Toplantıda arkadaşlarına "Artık, hafta sonu da çalışmamız gerek, çünkü daha fazla iş yaparsak daha çok kedimizi geliştiririz" demiş. Bertan servise binip eve dönerken ödevlerini yapıyormuş. Eve geldiğinde az ödevi kaldığı için onları da bitirmek istemiş ve masasına oturup ders çalışmış. Babası gelince birlikte yemek yemişler. Sonra da uyumuşlar.




_ . - . _  S   O   N  _ . - . _  



9 Ağustos 2014 Cumartesi

Heidi Kitap Özeti (Johanna Spyri)



Hikaye, Alp Dağlarındaki Kulübede, yolda, Peter ve Klara'nın evinde geçmektedir.

Hikayenin kahramanları :

  • Heidi,
  • Peter,
  • Klara,
  • Dete (Heidi'nin bakıcısı),
  • Peter'in annesi,
  • Peter'in büyük annesi,
  • Alp Dede (Heidi'nin büyük babası),
  • Klara'nın annesi,
  • Klara'nın babası,
  • Klara'nın annesinin hizmetçisi,
Sıcak bir haziran gününde Dete, Heidi'yi büyük babasına bırakıp işe gidecekmiş. Alplere gelince yavaş yavaş yukarı çıkmaya başlamışlar. Heidi'nin büyük babasının yanına gelince, Dete Heidi'yi büyük babasına bırakmış ve geri dönmüş. Heidi büyük babasını görünce çok mutlu olmuş. Büyük babası Heidi'yi kulübeye getirmiş. Heidi yukarı kata çıkmak istemiş. Büyük babası merdiveni getirmiş ve Heidi yukarı çıkmış.

Yukarıdaki samanları görünce onlardan bir döşek yapmayı düşünmüş. Sonra da aşağıya inmiş. Birkaç gün sonra, büyük babası buralarda keçileri otlatan birisi olduğunu söylemiş. Onun adı da Peter'miş. Peter akşamleyin geri döndüğünde yeni birisini görünce şaşırmış. Alp dede Peter'i Heidi'yle tanıştırmış. Peter Heidi'yle tanışınca çok mutlu olmuş.

Yarın Peter ile keçileri otlatmaya gidecekmiş. Yarın olduğunda, Peter ile Heidi keçileri otlatmaya çayıra gitmişler. Keçiler ot yerken, onlar ayakta durmaktan yoruldukları için çimenlere yatarak havaya bakmışlar. Akşam olmaya başlayınca geri dönmüşler. Heidi dedesine neler yaptıklarını anlatmış. Yemek yedikten sonra da uyumuşlar. 

Diğer gün, Alp Dede, Heidi'yi Peter'lere götürmüş ve eve dönerken Heidi'ye akşam üstü gelip seni alacağım demiş. Heidi, Peter ile çok eğlenmiş. Peter'in annesini ve büyük annesini görmüş. Akşam üstü Heidi'yi gelip almış ve eve dönmüşler. Alp Dede akşam yemeğini hazırlamış. Yemeklerini yedikten sonra Heidi merdiven ile yukarıya çıkıp samandan yatağına yatmış.

Heidi uyandığında aşağıya inmiş ve dedesine acıktığını söylemiş. Heidi yine Peter'lere gitmek istiyormuş. Oraya geldiklerinde evin tamire ihtiyaç duyduğunu görmüşler. Alp Dede Heidi'yi bırakıp aletlerini alıp gelmiş ve evi tamir etmiş. Alp Dede de içeriye girmiş ve orada öğlen yemeğini yemişler. Yemek yedikten sonra kulübelerine gitmişler. 

Heidi kendi kendine oyun oynarken eğleniyormuş. Akşama kadar kendisi ve keçilerle oynamış ve içeri girmiş. Dedesine acıktığını söylemiş. Birkaç dakika sonra dedesi ona yemek yapmış. Heidi yemeği çok beğenmiş ve döşeğine gidip yatmış. Ertesi gün Heidi zor uyanmış. Aşağıya indiğinde dedesinin kahvaltıyı hazırlamış olduğunu görmüş. Kahvaltılarını ettikten sonra Peter gelmiş ve Heidi onunla birlikte keçileri otlatmaya gitmiş.

Eve döndüğünde, yemeklerini yedikten sonra yatmışlar. Heidi uyandığında, dışarı çıkınca Dete'yi görmüş. Dete onu şehre götürecekmiş, orada bir arkadaş olduğunu söylemiş. Şehre gelince, otobüse binip o eve gitmişler. Zili çalmışlar ve içeri girmişler. Heidi içeri girince Dete, buradaki arkadaşı göstermiş ve daha sonra işine geri dönmüş. O arkadaş ile tanışmış ve onun adının Klara olduğunu öğrenmiş. 

Onunla her gün oynamaya başlamış ve onun altında bir sandalye olduğunu görmüş. Yürüyen bir sandalyeymiş o. Klara'nın babası yokmuş ama annesini görmüş. Annesinin bir de hizmetçisi varmış. Bir gün Klara'nın babası gelecekmiş. Heidi Klara'nın babasını göreceği için çok heyecanlıymış. Klara'nın babası geldiğinde onu görmüş. 

Heidi Alp Dağlarını çok özlüyormuş ve oraya gitmek için her gece uyur gezer olup apartmanın kapısını açıp geri dönüyormuş. Apartmanın kapısının açık kalması evdeki kişileri korkutuyormuş. Bir akşam Klara'nın annesinin hizmetçisi gidip bakmış ve onun Heidi olduğunu anlamış. Ertesi gün, Heidi Alp Dağlarından uzak kaldığı için ağlamaya başlamış. Klara'nın annesinin hizmetçisi de onu yine dedesinin yanına götürmüş. 

Günlerden bir gün Klara, Heidi'nin yanına gelmiş. Heidi Klara ile çok güzel günler geçiriyormuş ama Peter bundan çok rahatsız olmaya başlamış. Heidi ile Klara uyurken Klara'nın yürüyen sandalyesini uçurumdan aşağıya atmış. Klara ile Heidi uyandıklarında dışarı çıkmışlar. Alp Dede Klara'yı yürüyen sandalyeyi bulamadığı için çimenlerin üzerine bırakmak zorunda kalmış. Heidi gelince Klara'yı kaldırmaya çalışmış ama olmamış. Gidip Peter'i çağırmaya karar vermiş. İkisi birlikte denemişler ve Klara'nın bir adım atmasını söylemişler.

Artık Klara yürümeye başlamış ve kulübeye geri döndüklerinde Peter Alp Dede'ye Klara'nın sandalyesini uçurumdan aşağıya attığını söylemiş. Peter artık Klara'yı seviyormuş ve artık üçü birlikte oynuyorlarmış. Klara'nın annesi bir gün gelmiş Klara'yı eve götürmek zorunda kalmış. Klara'yı ayakta görünce çok şaşırmış. Nasıl kalktın diye sorunca Klara da "Arkadaşlarımın sayesinde" demiş. Klara'nın annesi de Klara'yı alıp eve dönmüş.





...    S   O   N    ...


6 Haziran 2014 Cuma

Define Adası Kitap Özeti (Robert Louis Stevenson)



Hikaye, adada, gemide, kalede ve bir ülkede geçiyor.

Hikayenin kahramanları :


  • Jim,
  • Jim'in annesi,
  • Jim'in babası,
  • Kaptan,
  • Kaptan Silver,
  • Doktor Livesey,
  • Bay Trelawney,
  • Ben Gunn,

Handa yaşayan bir aile varmış. Bir gün hana bir kaptan gelmiş. Kaptan yanında bir define sandığı getirmiş. Tuttuğu bir kişi, o sandığı taşıyormuş. Kaptana odasını vermişler. Kaptan odasına geçince birkaç saat orada kalmış. Herkes onu çok merak etmiş. Annesi Jim'e kaptanı çağırmasını söylemiş. Jim kaptanın odasına gidip, kaptanın kapısını çalmış. İçeriden ses gelmeyince tekrar çalmış. Sonra içeriden "Gel" sesi gelmiş. 

Jim içeriye girip, kaptana "Ne zaman geleceksiniz?" diye sormuş. Kaptan, "Birazdan gelirim" demiş. Kaptan, tekrar camın başına geçip dürbünü ile dışarıyı seyrediyormuş. Biraz sonra kaptan gelmiş. Kaptan biraz içki istemiş. Hemen yapıp getirmişler. Kaptan içkisini içince, tekrar odasına çıkıp camın karşısına geçmiş. Yine dışarıyı seyretmiş.

Bu böyle devam ederken, Jim'in babası hastalanmış. Annesi Jim'e gidip doktor Livesey'i çağırmasını istemiş. Jim koşarak doktor Livesey'in yanına gitmiş. Doktor Livesey'e neler olduğunu anlatmış. Doktor Livesey atını alıp Jim ile birlikte hana gitmişler. Doktor Livesey Jim'in babasını muayene etmiş. Doktor Livesey'den babasının çok az ömrü kaldığını öğrenmişler.

Birkaç gün sonra Jim'in babası hastalıktan ölmüş. O günden sonra günleri kötü geçmeye başlamış. Bir gün hana Karaköpek lakaplı bir korsan gelmiş. Bu korsan, kaptanın hazinesini almak istiyormuş. Kaptan aşağıya inip neler olduğuna bakmış. Karşısında Karaköpek'i görünce çok şaşırmış. İkisi de silahlarını ellerine almışlar. İlk önce kaptan ateş etmiş. Sonra da Karaköpek kanlar içinde handan dışarı çıkmış.

Birkaç gün sonra Jim ve annesi handan dışarıya çıkmışlar. Yolda gözü olmayan biriyle karşılaşmışlar. O adam Jim'in kolunu sıkıca tutarak kendisinin hana götürülmesini istemiş. Handa Kaptan'ın odasını görmek için oraya gitmişler. O adam Kaptana yaklaşarak kalbini dinlemiş. Sonra da "Bu ölmüş" demiş. Sonra o adam hazineye doğru yürümüş ama Jim o adamı dışarıya çıkarmayı başarmış.

Sonra aşağıya inmişler ve gözsüz adam arkadaşlarını çağırmaya gitmiş. Arkadaşlarını çağırıp geri geldiğinde kimseyi görememiş ve yukarıya çıkıp arkadaşları ile hazineyi almaya gitmiş. Hazinedeki altınları almışlar ve dışarıya çıkmışlar. Jim ve annesi polisi aramışlar. Gözsüz adam paralarla kaçarken arkadaşları da bekliyormuş. Gözsüz adam tam karşıya geçecekken polis gelmiş ve gözsüz adam atın altında kalmış.

Artık Jim mutluymuş. Doktor gelip Jim'i almış. Çünkü define avına çıkacaklarmış. Jim'in annesine bir işçi vermiş ve gitmişler. Gemiye geldiklerinde orada define yolculuğuna çıkacak olan pek çok kişi varmış. Yolculuğa çıktıklarında hem fırtınalı hem de şiddetli yağmurlu ve büyük dalgalı günler geçirmişler ve adaya varmışlar.

Adaya geldiklerinde normal gurupla isyan gurubu ayrılıp değişik yerler aramışlar. Normal gurup kırık bir kule bulmuş. E gemi de isyancılara kalmış. Günler günleri kovalamış. Artık normal gurupla isyan gurubu savaşmaya başlamış. Jim de bu arada gemideki iki kişiyle savaşıyormuş. Onları öldürüp gemiyi adanın diğer tarafına götürmüş.

Kalede savaşmışlar ve zafer kazanmışlar. Sadece bir kişi yaralanmış. Ama isyan gurubunun hepsi ömüş. Artık definenin olduğu yere gitmek gerekiyormuş. Definenin boş olduğunu görünce geri dönmüşler. Gemide çok eğlenmişler. Jim annesinin yanına dönünce çok sevinmiş. artık çok mutluymuş.










MUTLU SON





















23 Mayıs 2014 Cuma

Zamana Açılan Kapı Kitap Özeti (Bilgin Adalı)



Resimleyen : Kutlay Sındırgı

Hikaye 10 000 yıl önce başka bir dünyada, kampta, mağarada ve Hasankeyf'te geçiyor.

Hikayenin kahramanları :

  • Kerim,
  • Adnan Dayı,
  • Selin (arkeolog),
  • Nini (diğer boyutta),
  • Aki (diğer boyutta),
  • Ram (diğer boyutta),

Kerim adında bir çocuk varmış. Kerim, çantasını hazırlarken çok heyecanlıymış, çünkü dayısının yanına gidecekmiş. Kerim yola çıkmış. Yolda giderken çok değişik yerler de görüyormuş. Kampın yanına geldiğinde dayısı onu mutlulukla karşılamış. Kerim kampta dayısının öğrencilerini görmüş, dayısıyla konuşmuş. Neler yaptığını öğrenmiş.

Sonra, dayısından izin alarak kovuklara bakmaya gitmiş. Giderken yerde bir obsidyen bir taş görmüş. Bu taş, simsiyah, avcun içine sığacak kadar minik bir taşmış, ve bir anahtarmış. Kerim onu alıp yoluna devam etmiş. Kovuklara varınca obsidyen taşı yukarı kaldırmış ve güneş ışınları kovuğa yansımış. Kovukta bir geçit açılmış. 

Kovuğun içinde bir kız ve keçisi varmış. Kerim kıza bağırmış ama kız duymamış. Kerim içeri girip kıza "merhaba" demiş. Kız da ona "Mai Nini" demiş. Kerim ona bir tane sakız vermiş. Kıza el işareti ile yemesini göstermiş. Kız yemiş, biraz çiğnedikten sonra yüzünde bir gülümseme çıkmış. Kerim de oradan çıkıp bu olanları dayısına anlatmaya gitmiş.

Dayısı bunları duyunca merak edip kendisinin de görmek istediğini söylemiş. Kerim ile birlikte kovuğa gitmişler ama yanlarına birkaç arekeolog da almışlar. Kerim kovuğun boyutunu tekrar açmış ve içeri girmişler. İlerledikten sonra bir çoban görmüşler. Kerim yanına gidip, "Mai Kerim" demiş. Çoban da "Mai Ram" demiş. Kerim "Nini?" diye sormuş. Çoban da "Nini" demiş ve yola çıkmışlar.

Çoban onları bir köye götürmüş. Orada insanlar yaşıyormuş. Yeni gelenleri görünce onlara çok iyi davranmışlar. Köyde fotoğraf çekiyorlarmış çünkü, geriye dönünce onları internetten yollayacaklarmış. Bu arada Hasankeyf'e çok fazla turist geliyormuş çünkü beş arkeolog kaybolmuş. Onları aramaya çıkmışlar. Bulamayınca gruplarla aramaya başlamışlar ama yine de bulamamışlar.

Orada durum çok güzelmiş. Orada onlarla çok güzel anlaşıyorlarmış. Bir gün dağa gitmek istemişler, ama Aki onları durdurmuş. Yanlarında kendisi ve arkadaşlarının da geleceğini söylemiş. Dağa giderken yorulmamak için, dağın üstünden akan suyu kullanıyorlarmış. Kayıkla yukarıya çıkarken ip kulanıyorlarmış ve dağa bağlı olan çivilere ip asarak çıkıyorlarmış. Bunu yaparken çok eyleniyorlarmış.

Bu arada bir keçi vurmuşlar. Köyden arkadaşlarını çağırmış Aki. hemen gelmişler ve keçiyi köye götürmüşler. Onlar da geri dönmüş.Bu arada Selin de fotoraf çekiyormuş. Kerim de köyün çocuklarına seksek oynamayı öğretmiş. Selin de kızlara saç örmeyi, erkeklere de futbol oynamayı öğretmiş. İşlerinden gelenler de bunları yapıp oynamaya başlamışlar.

Adnan dayı Aki'ye gideceklerini ama geri döneceklerini söylemiş. Geri dönmüşler. Herkes sormuş" neredeydiniz? " diye. Onlar da "sadece bir gezdik" demişler. Sonra da kampa geri dönmüşler. Döndüklerinde çektiği fotaraflara bilgisayarda bakıyorlarmış. Ama Kerim başka bir şey yapıyormuş. Kerim Herkes onları takip etmesin diye bir plan yapmış.

Kuyumcudan bir taş almış. Marketten de bir ip ve şekerleme almış. geri dönüp dayısına mektup yazmış. Sonra da dayısına planı anlatmış. Herkesin önünde konuşacakmış. Sahneye çıktığında şöyle demiş "Şimdi sizin önünüzde boyutun anahtarı olan obsidyen taşı kıracağım." demiş. Eline aldığı tokmakla
 taşı kırmış ve ortadan kaybolmuş.

Dayısı kampa geldiğinde Kerimi bulamamış ama mektubunu bulmuş mektupta:

Dayıcığım,
Seni çok şaşırttığımı biliyorum. Ama inan bana tek çözüm buydu.
 Kırdığım taş, taşçı ustasından aldığım taşlardan biriydi.
Anahtar taş bende, güvende.
Sanırım Hasankeyf'i en azından şimdiden kurtardık.
Ortalıktaki heyecan dindikten sonra yeniden döneceğim.
Gizlice.
Oturup konuşuruz, gelecek için neler yapılabileceğine karar veririz.
Öteki hafta, o güzel insanların arasında güvende olacacağımı biliyorum.
Sakın beni merak etme.

Kerim

böyle yazıyordu. Bu arada kerim köye gelmişti ve yanında götürdüğü ipi bir ağaca bağlamıştı. Köyden aldığı tahtayı da ağaca astığı iplere bağlamış ve bir salıncak yapmıştı. İlk önce Nini sonra da çocukları sallamış ama Nini'yi sevdiği için en fazla onu sallamış. Günler geçmiş ve kerim geri dönmüş ve ne yapmış bundan sonrasını da siz düşünün.  :)

Açıklama: Neredeyse yarısını ben yazdım ve mektupu yazarken biraz zorlandım ama sonrası çok güzeldi.  :)


 ***SON***