29 Ağustos 2014 Cuma

Özet Haberi



"Babam Okulun En Çalışkanı" çok yakında özet satırlarında...


         

                              Duyuru
                     
     (Yanlış anlamayın özet satırlarda gibi bir şey...)

9 Ağustos 2014 Cumartesi

Heidi Kitap Özeti (Johanna Spyri)



Hikaye, Alp Dağlarındaki Kulübede, yolda, Peter ve Klara'nın evinde geçmektedir.

Hikayenin kahramanları :

  • Heidi,
  • Peter,
  • Klara,
  • Dete (Heidi'nin bakıcısı),
  • Peter'in annesi,
  • Peter'in büyük annesi,
  • Alp Dede (Heidi'nin büyük babası),
  • Klara'nın annesi,
  • Klara'nın babası,
  • Klara'nın annesinin hizmetçisi,
Sıcak bir haziran gününde Dete, Heidi'yi büyük babasına bırakıp işe gidecekmiş. Alplere gelince yavaş yavaş yukarı çıkmaya başlamışlar. Heidi'nin büyük babasının yanına gelince, Dete Heidi'yi büyük babasına bırakmış ve geri dönmüş. Heidi büyük babasını görünce çok mutlu olmuş. Büyük babası Heidi'yi kulübeye getirmiş. Heidi yukarı kata çıkmak istemiş. Büyük babası merdiveni getirmiş ve Heidi yukarı çıkmış.

Yukarıdaki samanları görünce onlardan bir döşek yapmayı düşünmüş. Sonra da aşağıya inmiş. Birkaç gün sonra, büyük babası buralarda keçileri otlatan birisi olduğunu söylemiş. Onun adı da Peter'miş. Peter akşamleyin geri döndüğünde yeni birisini görünce şaşırmış. Alp dede Peter'i Heidi'yle tanıştırmış. Peter Heidi'yle tanışınca çok mutlu olmuş.

Yarın Peter ile keçileri otlatmaya gidecekmiş. Yarın olduğunda, Peter ile Heidi keçileri otlatmaya çayıra gitmişler. Keçiler ot yerken, onlar ayakta durmaktan yoruldukları için çimenlere yatarak havaya bakmışlar. Akşam olmaya başlayınca geri dönmüşler. Heidi dedesine neler yaptıklarını anlatmış. Yemek yedikten sonra da uyumuşlar. 

Diğer gün, Alp Dede, Heidi'yi Peter'lere götürmüş ve eve dönerken Heidi'ye akşam üstü gelip seni alacağım demiş. Heidi, Peter ile çok eğlenmiş. Peter'in annesini ve büyük annesini görmüş. Akşam üstü Heidi'yi gelip almış ve eve dönmüşler. Alp Dede akşam yemeğini hazırlamış. Yemeklerini yedikten sonra Heidi merdiven ile yukarıya çıkıp samandan yatağına yatmış.

Heidi uyandığında aşağıya inmiş ve dedesine acıktığını söylemiş. Heidi yine Peter'lere gitmek istiyormuş. Oraya geldiklerinde evin tamire ihtiyaç duyduğunu görmüşler. Alp Dede Heidi'yi bırakıp aletlerini alıp gelmiş ve evi tamir etmiş. Alp Dede de içeriye girmiş ve orada öğlen yemeğini yemişler. Yemek yedikten sonra kulübelerine gitmişler. 

Heidi kendi kendine oyun oynarken eğleniyormuş. Akşama kadar kendisi ve keçilerle oynamış ve içeri girmiş. Dedesine acıktığını söylemiş. Birkaç dakika sonra dedesi ona yemek yapmış. Heidi yemeği çok beğenmiş ve döşeğine gidip yatmış. Ertesi gün Heidi zor uyanmış. Aşağıya indiğinde dedesinin kahvaltıyı hazırlamış olduğunu görmüş. Kahvaltılarını ettikten sonra Peter gelmiş ve Heidi onunla birlikte keçileri otlatmaya gitmiş.

Eve döndüğünde, yemeklerini yedikten sonra yatmışlar. Heidi uyandığında, dışarı çıkınca Dete'yi görmüş. Dete onu şehre götürecekmiş, orada bir arkadaş olduğunu söylemiş. Şehre gelince, otobüse binip o eve gitmişler. Zili çalmışlar ve içeri girmişler. Heidi içeri girince Dete, buradaki arkadaşı göstermiş ve daha sonra işine geri dönmüş. O arkadaş ile tanışmış ve onun adının Klara olduğunu öğrenmiş. 

Onunla her gün oynamaya başlamış ve onun altında bir sandalye olduğunu görmüş. Yürüyen bir sandalyeymiş o. Klara'nın babası yokmuş ama annesini görmüş. Annesinin bir de hizmetçisi varmış. Bir gün Klara'nın babası gelecekmiş. Heidi Klara'nın babasını göreceği için çok heyecanlıymış. Klara'nın babası geldiğinde onu görmüş. 

Heidi Alp Dağlarını çok özlüyormuş ve oraya gitmek için her gece uyur gezer olup apartmanın kapısını açıp geri dönüyormuş. Apartmanın kapısının açık kalması evdeki kişileri korkutuyormuş. Bir akşam Klara'nın annesinin hizmetçisi gidip bakmış ve onun Heidi olduğunu anlamış. Ertesi gün, Heidi Alp Dağlarından uzak kaldığı için ağlamaya başlamış. Klara'nın annesinin hizmetçisi de onu yine dedesinin yanına götürmüş. 

Günlerden bir gün Klara, Heidi'nin yanına gelmiş. Heidi Klara ile çok güzel günler geçiriyormuş ama Peter bundan çok rahatsız olmaya başlamış. Heidi ile Klara uyurken Klara'nın yürüyen sandalyesini uçurumdan aşağıya atmış. Klara ile Heidi uyandıklarında dışarı çıkmışlar. Alp Dede Klara'yı yürüyen sandalyeyi bulamadığı için çimenlerin üzerine bırakmak zorunda kalmış. Heidi gelince Klara'yı kaldırmaya çalışmış ama olmamış. Gidip Peter'i çağırmaya karar vermiş. İkisi birlikte denemişler ve Klara'nın bir adım atmasını söylemişler.

Artık Klara yürümeye başlamış ve kulübeye geri döndüklerinde Peter Alp Dede'ye Klara'nın sandalyesini uçurumdan aşağıya attığını söylemiş. Peter artık Klara'yı seviyormuş ve artık üçü birlikte oynuyorlarmış. Klara'nın annesi bir gün gelmiş Klara'yı eve götürmek zorunda kalmış. Klara'yı ayakta görünce çok şaşırmış. Nasıl kalktın diye sorunca Klara da "Arkadaşlarımın sayesinde" demiş. Klara'nın annesi de Klara'yı alıp eve dönmüş.





...    S   O   N    ...


6 Haziran 2014 Cuma

Define Adası Kitap Özeti (Robert Louis Stevenson)



Hikaye, adada, gemide, kalede ve bir ülkede geçiyor.

Hikayenin kahramanları :


  • Jim,
  • Jim'in annesi,
  • Jim'in babası,
  • Kaptan,
  • Kaptan Silver,
  • Doktor Livesey,
  • Bay Trelawney,
  • Ben Gunn,

Handa yaşayan bir aile varmış. Bir gün hana bir kaptan gelmiş. Kaptan yanında bir define sandığı getirmiş. Tuttuğu bir kişi, o sandığı taşıyormuş. Kaptana odasını vermişler. Kaptan odasına geçince birkaç saat orada kalmış. Herkes onu çok merak etmiş. Annesi Jim'e kaptanı çağırmasını söylemiş. Jim kaptanın odasına gidip, kaptanın kapısını çalmış. İçeriden ses gelmeyince tekrar çalmış. Sonra içeriden "Gel" sesi gelmiş. 

Jim içeriye girip, kaptana "Ne zaman geleceksiniz?" diye sormuş. Kaptan, "Birazdan gelirim" demiş. Kaptan, tekrar camın başına geçip dürbünü ile dışarıyı seyrediyormuş. Biraz sonra kaptan gelmiş. Kaptan biraz içki istemiş. Hemen yapıp getirmişler. Kaptan içkisini içince, tekrar odasına çıkıp camın karşısına geçmiş. Yine dışarıyı seyretmiş.

Bu böyle devam ederken, Jim'in babası hastalanmış. Annesi Jim'e gidip doktor Livesey'i çağırmasını istemiş. Jim koşarak doktor Livesey'in yanına gitmiş. Doktor Livesey'e neler olduğunu anlatmış. Doktor Livesey atını alıp Jim ile birlikte hana gitmişler. Doktor Livesey Jim'in babasını muayene etmiş. Doktor Livesey'den babasının çok az ömrü kaldığını öğrenmişler.

Birkaç gün sonra Jim'in babası hastalıktan ölmüş. O günden sonra günleri kötü geçmeye başlamış. Bir gün hana Karaköpek lakaplı bir korsan gelmiş. Bu korsan, kaptanın hazinesini almak istiyormuş. Kaptan aşağıya inip neler olduğuna bakmış. Karşısında Karaköpek'i görünce çok şaşırmış. İkisi de silahlarını ellerine almışlar. İlk önce kaptan ateş etmiş. Sonra da Karaköpek kanlar içinde handan dışarı çıkmış.

Birkaç gün sonra Jim ve annesi handan dışarıya çıkmışlar. Yolda gözü olmayan biriyle karşılaşmışlar. O adam Jim'in kolunu sıkıca tutarak kendisinin hana götürülmesini istemiş. Handa Kaptan'ın odasını görmek için oraya gitmişler. O adam Kaptana yaklaşarak kalbini dinlemiş. Sonra da "Bu ölmüş" demiş. Sonra o adam hazineye doğru yürümüş ama Jim o adamı dışarıya çıkarmayı başarmış.

Sonra aşağıya inmişler ve gözsüz adam arkadaşlarını çağırmaya gitmiş. Arkadaşlarını çağırıp geri geldiğinde kimseyi görememiş ve yukarıya çıkıp arkadaşları ile hazineyi almaya gitmiş. Hazinedeki altınları almışlar ve dışarıya çıkmışlar. Jim ve annesi polisi aramışlar. Gözsüz adam paralarla kaçarken arkadaşları da bekliyormuş. Gözsüz adam tam karşıya geçecekken polis gelmiş ve gözsüz adam atın altında kalmış.

Artık Jim mutluymuş. Doktor gelip Jim'i almış. Çünkü define avına çıkacaklarmış. Jim'in annesine bir işçi vermiş ve gitmişler. Gemiye geldiklerinde orada define yolculuğuna çıkacak olan pek çok kişi varmış. Yolculuğa çıktıklarında hem fırtınalı hem de şiddetli yağmurlu ve büyük dalgalı günler geçirmişler ve adaya varmışlar.

Adaya geldiklerinde normal gurupla isyan gurubu ayrılıp değişik yerler aramışlar. Normal gurup kırık bir kule bulmuş. E gemi de isyancılara kalmış. Günler günleri kovalamış. Artık normal gurupla isyan gurubu savaşmaya başlamış. Jim de bu arada gemideki iki kişiyle savaşıyormuş. Onları öldürüp gemiyi adanın diğer tarafına götürmüş.

Kalede savaşmışlar ve zafer kazanmışlar. Sadece bir kişi yaralanmış. Ama isyan gurubunun hepsi ömüş. Artık definenin olduğu yere gitmek gerekiyormuş. Definenin boş olduğunu görünce geri dönmüşler. Gemide çok eğlenmişler. Jim annesinin yanına dönünce çok sevinmiş. artık çok mutluymuş.










MUTLU SON





















23 Mayıs 2014 Cuma

Zamana Açılan Kapı Kitap Özeti (Bilgin Adalı)



Resimleyen : Kutlay Sındırgı

Hikaye 10 000 yıl önce başka bir dünyada, kampta, mağarada ve Hasankeyf'te geçiyor.

Hikayenin kahramanları :

  • Kerim,
  • Adnan Dayı,
  • Selin (arkeolog),
  • Nini (diğer boyutta),
  • Aki (diğer boyutta),
  • Ram (diğer boyutta),

Kerim adında bir çocuk varmış. Kerim, çantasını hazırlarken çok heyecanlıymış, çünkü dayısının yanına gidecekmiş. Kerim yola çıkmış. Yolda giderken çok değişik yerler de görüyormuş. Kampın yanına geldiğinde dayısı onu mutlulukla karşılamış. Kerim kampta dayısının öğrencilerini görmüş, dayısıyla konuşmuş. Neler yaptığını öğrenmiş.

Sonra, dayısından izin alarak kovuklara bakmaya gitmiş. Giderken yerde bir obsidyen bir taş görmüş. Bu taş, simsiyah, avcun içine sığacak kadar minik bir taşmış, ve bir anahtarmış. Kerim onu alıp yoluna devam etmiş. Kovuklara varınca obsidyen taşı yukarı kaldırmış ve güneş ışınları kovuğa yansımış. Kovukta bir geçit açılmış. 

Kovuğun içinde bir kız ve keçisi varmış. Kerim kıza bağırmış ama kız duymamış. Kerim içeri girip kıza "merhaba" demiş. Kız da ona "Mai Nini" demiş. Kerim ona bir tane sakız vermiş. Kıza el işareti ile yemesini göstermiş. Kız yemiş, biraz çiğnedikten sonra yüzünde bir gülümseme çıkmış. Kerim de oradan çıkıp bu olanları dayısına anlatmaya gitmiş.

Dayısı bunları duyunca merak edip kendisinin de görmek istediğini söylemiş. Kerim ile birlikte kovuğa gitmişler ama yanlarına birkaç arekeolog da almışlar. Kerim kovuğun boyutunu tekrar açmış ve içeri girmişler. İlerledikten sonra bir çoban görmüşler. Kerim yanına gidip, "Mai Kerim" demiş. Çoban da "Mai Ram" demiş. Kerim "Nini?" diye sormuş. Çoban da "Nini" demiş ve yola çıkmışlar.

Çoban onları bir köye götürmüş. Orada insanlar yaşıyormuş. Yeni gelenleri görünce onlara çok iyi davranmışlar. Köyde fotoğraf çekiyorlarmış çünkü, geriye dönünce onları internetten yollayacaklarmış. Bu arada Hasankeyf'e çok fazla turist geliyormuş çünkü beş arkeolog kaybolmuş. Onları aramaya çıkmışlar. Bulamayınca gruplarla aramaya başlamışlar ama yine de bulamamışlar.

Orada durum çok güzelmiş. Orada onlarla çok güzel anlaşıyorlarmış. Bir gün dağa gitmek istemişler, ama Aki onları durdurmuş. Yanlarında kendisi ve arkadaşlarının da geleceğini söylemiş. Dağa giderken yorulmamak için, dağın üstünden akan suyu kullanıyorlarmış. Kayıkla yukarıya çıkarken ip kulanıyorlarmış ve dağa bağlı olan çivilere ip asarak çıkıyorlarmış. Bunu yaparken çok eyleniyorlarmış.

Bu arada bir keçi vurmuşlar. Köyden arkadaşlarını çağırmış Aki. hemen gelmişler ve keçiyi köye götürmüşler. Onlar da geri dönmüş.Bu arada Selin de fotoraf çekiyormuş. Kerim de köyün çocuklarına seksek oynamayı öğretmiş. Selin de kızlara saç örmeyi, erkeklere de futbol oynamayı öğretmiş. İşlerinden gelenler de bunları yapıp oynamaya başlamışlar.

Adnan dayı Aki'ye gideceklerini ama geri döneceklerini söylemiş. Geri dönmüşler. Herkes sormuş" neredeydiniz? " diye. Onlar da "sadece bir gezdik" demişler. Sonra da kampa geri dönmüşler. Döndüklerinde çektiği fotaraflara bilgisayarda bakıyorlarmış. Ama Kerim başka bir şey yapıyormuş. Kerim Herkes onları takip etmesin diye bir plan yapmış.

Kuyumcudan bir taş almış. Marketten de bir ip ve şekerleme almış. geri dönüp dayısına mektup yazmış. Sonra da dayısına planı anlatmış. Herkesin önünde konuşacakmış. Sahneye çıktığında şöyle demiş "Şimdi sizin önünüzde boyutun anahtarı olan obsidyen taşı kıracağım." demiş. Eline aldığı tokmakla
 taşı kırmış ve ortadan kaybolmuş.

Dayısı kampa geldiğinde Kerimi bulamamış ama mektubunu bulmuş mektupta:

Dayıcığım,
Seni çok şaşırttığımı biliyorum. Ama inan bana tek çözüm buydu.
 Kırdığım taş, taşçı ustasından aldığım taşlardan biriydi.
Anahtar taş bende, güvende.
Sanırım Hasankeyf'i en azından şimdiden kurtardık.
Ortalıktaki heyecan dindikten sonra yeniden döneceğim.
Gizlice.
Oturup konuşuruz, gelecek için neler yapılabileceğine karar veririz.
Öteki hafta, o güzel insanların arasında güvende olacacağımı biliyorum.
Sakın beni merak etme.

Kerim

böyle yazıyordu. Bu arada kerim köye gelmişti ve yanında götürdüğü ipi bir ağaca bağlamıştı. Köyden aldığı tahtayı da ağaca astığı iplere bağlamış ve bir salıncak yapmıştı. İlk önce Nini sonra da çocukları sallamış ama Nini'yi sevdiği için en fazla onu sallamış. Günler geçmiş ve kerim geri dönmüş ve ne yapmış bundan sonrasını da siz düşünün.  :)

Açıklama: Neredeyse yarısını ben yazdım ve mektupu yazarken biraz zorlandım ama sonrası çok güzeldi.  :)


 ***SON*** 


  










26 Nisan 2014 Cumartesi

Robinson Crusoe Kitap Özeti (Daniel Defoe)



Hikaye, denizde, ıssız bir adada, dünyamızda geçiyor.

Hikayenin kahramanları :


  • Robinson,
  • Kaptan,
  • Yamyamlar,
  • Cuma,
  • Cuma'nın babası,
  • İsyancılar,
  • Daha var...

Bir gün bir ailenin üçüncü çocuğu doğmuş. Adını Robinson koymuşlar. Robinson'un iki tane kardeşi varmış. Bir tanesi bir savaşta ölmüş. Diğeri ise deniz yolculuğundan dönmemiş. Ailenin tek çocuğu olan Robinson'a ailesi çok iyi bakıyormuş; çünkü onun da kaybolmasını istemiyorlarmış. Robinson büyümüş, büyümüş ve büyümüş. 

Robinson'un bir hayali varmış; o da, denize açılmakmış. Bir gün evden çıkıp arkadaşına gitmiş. Arkadaşı ona "Babam bir gemi yolculuğu yapacak, senin de katılmanı isterim" demiş. Robinson da geziye katılmış. Gemiye bindiklerinde, Robinson annesine mektup yazmış ve gemi yolculuğuna başlamışlar.

Yolculuk, üç gün sürecekmiş. 

Birinci gün:

Yolculuk çok güzel geçiyordu. Yola çok kolay devam ediyorlardı. 

İkinci gün:

Hava yağmurlu gibi görünüyordu.

İkinci günün akşamı:

Bir fırtına çıktı. Robinson'un içini bir korku sardı.

Üçüncü gün:

Fırtına öğlenleyin bitti. Gemi kayalıklara takıldı. Teknelere binip yola devam ettiler. 

Üçüncü günün akşamı:

Kayıkla giderken bir fırtına daha çıktı. Her kayık battı. Robinson yüzerek kıyıya ulaşmaya çalıştı. 

Robinson bir gün sonra kendisini karada bulmuş. Karada bir dağ bulup oraya tırmanmış. Oradan bütün her tarafa bakmış ve buranın bir ada olduğunu anlamış.Aşağıya inip kendisine bir kulube yapmış.Orada bir kaç gün kaldıktan sonra kendisine balta, kazma, kürek, vb.'nı yapmış. kendine bir kayık yapıp gemiye gitmeyi planlıyormuş. 

Günlerden bir gün, bir kayık yapıp gemiye gitmiş. Oradan kayığa eşyalar koyup adaya geri dönmüş.
adada kulübesinde uyuyup, kayıktan eşyaları kulübeye taşımış. Ertesi gün de bir mağara bulup oraya yeni bir ev yapacakmış. Ertesi gün bir mağara bulmuş ve oraya bir ev yapmış. Kulübeyi de yıkmış.
Mağarada daha güzel yaşıyormuş.

Gemiden getirdiği silahları alıp hayvan avlamaya gitmiş. Keçi öldürmüş, inek öldürmüş ve eve dönmüş. İneğin derisi ile kendisine kıyafetler yapmış. Onları giyip kendisine bir tarla yapmaya karar vermiş. Birkaç gün sonra, kendisine bir çiftlik yapmayı başarmış. Çiftliğe tavuk, inek, keçi, koyun koymuş. Tavuğun yumurtasını alıp, güzel bir kahvaltı yapıyormuş. 

Sonra, kendisine masa, sandalye yapmış ve gemiden getirdiği eşyaların arasında bir günlük bulmuş. Günlüğe bir yıl ne yaptığını yazmış. Birkaç gün sonra dürbününü alıp dağa çıkmış. Oradan deniz kıyısını izlerken deniz kıyısında üç tane kayık görmüş. Yanına gidip etrafa bakmış. İyice baktıktan sonra yamyamları görmüş. Yanlarında da bir köle görmüş.

Robinson onu kurtarmak istiyormuş. Silahını alıp onlarla savaşmaya gitmiş. Köleyi kurtarmak için yamyamları öldürmüş. Tutsağı kurtardıktan sonra son üç tane yamyam onları kovalamaya başlamış. Robinson, ara sıra arkasını dönüp yamyamları vuruyormuş. Son iki tane yamyam kalmış. Bir tanesi koşarken kafasını dala vurmuş ve yere çakılmış. Son bir tane yamyam kalmış. Onu da kütüğün üstünden atlayıp onun atlamasını beklemiş. Yamyam atlarken ayağını çarpıp yere çakılmış. 

Tutsağı da yanına alıp eve götürmüş. Tutsağa Cuma adını vermiş. Ona keçi eti yedirmiş ama Cuma istememiş. Robinson da Cuma'ya el hareketi ile eti yemesini söylemiş. Cuma yedikten sonra çok beğenmiş.

Bir ayı Cuma ile geçirdikten sonra tekrar yamyamları görmüş. Yine bir tutsak varmış. Robinson da yamyamları tekrar öldürmek zorunda kalmış. Tutsağı alıp eve götürmüşler. Ona keçi eti yedirmişler ama tutsak istememiş. Robinson da el hareketi ile yemesini söylemiş. Tutsak yedikten sonra çok beğenmiş.

Robinson Cuma'ya kendi dilini öğretmiş. Cuma da Robinson'a tutsağın babası olduğunu söylemiş. Robinson da Cuma'ya babasına kendi adalarında ne yaptıklarını sormuş. Cuma da dili çevirerek babasına anlatmış. Babası da Cuma'ya birşeyler söylemiş. Cuma da Robinson'a anlatmış. Dışarıya çıktıklarında Cuma bir gemi görmüş. Robinson çok sevinmiş.

Hemen deniz kıyısına koşmuşlar. Orada geminin buraya gelmesini beklemişler. Gemi deniz kıyısına gelince onlar da binmişler. Cuma ile babasını kendi adalarına götürüp York şehrine gitmişler. Robinson kendisine bir ev alıp orada yaşamış.





...... S  O  N .......





9 Mart 2014 Pazar

Adından Belli Kuşlar Köyü Kitap Özeti - Toprak Işık



Hikaye Kuşlar Köyü'nde, Yağızlar Köyü'nde ve Korku Ormanı'nda geçiyor.

Kahramanlar :

Meraklıkanat, Minikkedi, Şişman Rüstem, Kuralcıkanat, Selim, Deniz, Zeynep, Kadir, Teoman, Ali, Hatice (daha var...)


Yağızlar Köyü çocukları bir gün toplanmışlar. Selim Deniz'e yoklama yapmasını söylemiş. Deniz "Herkes tam!" demiş. Selim de "O zaman kuş avlamaya gidebiliriz!" demiş. Kadir de "Ben kuş avlamam!" demiş. Sonra, kuş avlamaya gitmişler. Kuş avlarken bir kuşu vurmuşlar. O kuş, olduğu yerde dona kalmış. Herkes çok şaşırmış ve kuş aşağıya düşmüş.

Herkes kuşun yanına gittikten sonra, kuşun bayıldığını görmüşler ve oradan gitmişler. Giderken büyük bir kükreme duymuşlar. Sonra vurdukları kuş yanlarına gelmiş ve onlara kaçın demiş. Çocuklar kaçmaya başlamışlar ama kuşun nasıl konuştuğunu bilmiyorlarmış ve çok şaşkınlarmış. Kaçarken kuş suya atlayın demiş. Hepsi birer birer atlamış. En sona Ali kalmış.

Minikkedi Ali'ye çok yaklaşmışken o da suya atlamış. Ama onlar bir akıntıda olduklarının farkında değilmişler. Akıntının sonuna geldiklerinde, şelaleden aşağı düşerken, sivri kayalara çarpmak üzereyken Zeynep gözlerini kapatmış. Sonra diğerleri de kapatmış. Sonunda ölmediklerini görmüşler ve bir gaganın ağzında olduklarının farkına varmışlar.

Çok ilerledikten sonra gaganın ağzı açılmış ve hepsi aşağıya düşmüş. Ama düştükleri yer yumuşacıkmış. O yüzden hiç canları acımamış. Adınan Belli Kuşlar Köyü'ne geldiklerinde Meraklıkanat onlara bu köyden bahsetmiş. Sonra da Kuralcıkanat onlara kuralları söylemiş.

Kurallar:

1. bıdı, bıdı
2. bıdı, bıdı,
       bıdı
3.bıdı,bıdı,
   bıdı,bıdı

Kuralcıkanat kuralları söylediğinde çocuklar çok şaşırmış. Sonra, Meraklıkanat onlara yaptığı gizli geçidi göstermiş. Gizli geçit babasının evine gidiyormuş. Meraklıkanat oradan girmiş. Diğerleri de öyle yapmış. Uzun süre yürüdükten sonra, Meraklıkanat'ın babasının evine gelmişler. Orada çok kitap varmış. Çünkü babası bir yazarmış. Orda kitaplardan bazılarına bakmışlar. Çok eski olduklarını görmüşler.

Oradan çıkıp Korku Ormanı'na gitmişler. Orada uzun süre yürüdükten sonra Zeynep, bir çift göz görmüş. Sonra o gözler çoğalmış ve bir anda Korku Ormanı aydınlanmış. Zeynep'in gördüğü şey, bir kurtmuş. Bu kurtlar Korku Ormanı'nın korucularıymış. Çocukların onlarla savaşması gerekiyormuş.

Teoman, yerde bir sopa görmüş. Onu almak üzereyken bir kurt ona doğru hırlamış. Teoman sopa'dan uzaklaşınca, kurt hırlamayı kesmiş. Bir plan yapmışlar. Planda Ali'nin ağaca tırmanması gerekiyormuş ve o ağaçtan arkadaşlarına dal atması gerekiyormuş. Ağaç dallarıyla kurtlarla savaşacaklarmış. Ali bir kedi hızıyla ağaca tırmanmış ve oradan ağaçtaki bütün dalları aşağıya atmış.

Hepsi bir dal alıp sallamaya başlamış. Dalları salladıkça kurtlar uzaklaşıyormuş. Hatice, daldaki bütün kozalakları kurtlara atıyormuş. Kurtlara isabet eden kozalaklar, kurtları öldürüyormuş. Meraklıkanat ta yüksekten kurtların kafasına bombalama düşüyormuş. Selim de kurtlarla savaşıyormuş. Böyle yaparak Korku Ormanı'nı yenmişler ve Korku Ormanı yok olmuş.

Onlar artık evlerine dönebilirlermiş. İlk önce masalcı periye gideceklermiş. Masalcı periye gitmek için sarmaşıklardan aşağıya kaymaları gerekiyormuş. Kaymışlar... Kaymışlar... Kaymışlar... Sonunda yere ulaşmışlar. Bir göl varmış. Ali göldeki taşları ve şelaleyi görmüş. Göldeki taşlara zıplayarak şelanin içine girmiş.

Ali'yi bulamayan arkadaşları ağlamaya başlamışlar. Deniz ağlarken gözünden bir damla suya düşmüş ve şelale iki yana doğru açılmış. İçinden bir peri çıkıp, onları el işareti ile içeriye davet etmiş. İçeriye girdiklerinde Ali'yi bulmuşlar. Masalcı peri bir masal anlatmış. Bir tane daha masal anlatmış ve kendilerini Meraklıkanat'ın babasının evinde bulmuşlar.

Önlerinde bir kitap varmış ve o kitabı okumuşlar. Okuduklarında, kendilerini köylerinde bulmuşlar. Şimdi, sadece Meraklıkanat'ın babasını kurtarmaları gerekiyormuş. Bir plan yapmışlar. Planda Ali ve Deniz kurtamaya gideceklermiş. Şişman Rüstemin evine geldiklerinde gizlice kuşu alıp, kaçmışlar.
Kaçarken Şişman Rüstem kuşunu bulamadığı için Ali ve Deniz'in peşine düşmüş.

Şişman Rüstem Deniz'i yakalamış ama Ali jet gibi kaçmış. Meraklıkanat ve babası ile evine dönmüş, Zeynep te geri gelmiş. Deniz de Şişman Rüstem'den kurtulup yanlarına gelmiş.






...SON...









7 Mart 2014 Cuma

Canavar Peşinde 2. Kitap : Deniz Yılanı Sepron (Adam Blade)



Hikaye, Avantia Krallığında, suyun altında ve köyde geçiyor.

Hikayenin kahramanları :

Tom,
Ellena,
Calum,
Sepron (deniz yılanı),
Aduro (büyücü - iyi),
Fırtına (at)
Gümüş (kurt)
Malvel (büyücü - kötü)


Balıkçı ağını denize atmış. Ama çektiğinde balık gelmemiş. Sonra tekrar atmış. Yine balık gelmemiş ve sudan yukarıya doğru siyah bir şeyin çıktığını görmüşler. Yanında da Calum varmış. Sonra da
sudan bir karaltı yükselmeye başlamış ve sudan bir canavar çıkmış. Canavar teknenin yelkenini koparmış ve suyun altına geri dönmüş.

Tom ve Ellena Sepron'u arıyorlarmış. Sepron'u denizde bulacaklarmış. Tom Fırtına'nın üstündeki eğeri indirip, yere koymuştu. Ama Gümüş ise nefes nefese kalmıştı bir gün sonra Fırtına'ya yine eğer takıp yola koyulmuşlar. Gitmeye başladıklarında onlar önde, Gümüş arkadaymış. Gittikçe acıkıp, susuyorlarmış. Suları az kaldığında şanslarına, karşılarına bir gölcük çıkmış.

Mataralarına su doldurup, yola koyulmuşlar. Nerede olduklarına bakmak için Tom haritayı çıkarmış. Sepron'un nerede olduğuna bakmış. Sepron onlara çok uzakmış ama gidebilirlermiş. Önlerine bir yokuş çıktığında oradan yavaşça inmeye başlamışlar. İnerken çok kötü bir gelgit olmuş. Gelgit suyu öyle yükseltmiş, öyle yükseltmiş ki su onlara doğru gelmeye başlamış. Onlar da dağa doğru koşmaya başlamışlar.

Sonunda dağa varmışlar ve dağdan aşağıya bakmışlar. Birde ne görsünler? Bir köy varmış. Köye gidip karınlarını doyurabilirlermiş. Köye gitmişler. Köyde karınlarını doyurmuşlar. Orada birisi ile tanışmışlar. O kişinin adı Calum'muş.

Calum onlara bazı şeyleri anlatmış. Köylerinin yarısı su ile kaplıymış ve ellerinde sadece bir tane tekne kalmış. Tom ve Ellena sonunda aradıklarını bulmuşlar. Aradıkları eşya tekneymiş. Ama teknenin altında bir delik varmış. O deliği kapatmaları gerekiyormuş.

Deliği katranla kapatmak istemişler. Katran yapmaya başlamışlar. Katranı yapmışlar ama sonra bir yangın çıkmış. Yangın Tom'a yaklaşmış. Tom kalkanını alıp korunmuş. Ama sıcaklık çok fazlaymış. Tom sırılsıklam olmuş. Şimdi katranın erimesini bekleyeceklermiş.

Bir gün plan yapıp, erken kalkmışlar. Tekneyi izin almadan denize doğru götürmüşler. Tam o sırada Calum seslenmiş. Ne yapıyorsunuz siz? diye bağırmış. Calum onların yanına gelmiş. Tom ona olaydan bahsetmiş. Ama bir de Calum'a kimseye bunu söylememesini tembih etmişler.

Yola koyulmadan önce Calum'a Fırtına ve Gümüş'ü bırakmışlar. Sonra yola koyulmuşlar. Hava güzelmiş ama denizde açıldıkça sis çoğalıyormuş. Çok fazla açıldıklarında zar zor bir ada görmüşler. Adaya ulaştıklarında sis birazcık daha azalmış. Adayı araştırdıktan sonra Tom Sepron'un tasmasına giden bir yol bulmuş. Ellena'yı çağırıp buradan aşağıya doğru gidelim demiş. Tekneyi de yanlarına almışlar.

Tom Sepron'u görmüş ve Ellena'ya "Ben Sepron'a doğru yüzücem" demiş. Ellena'ya da kalkanını vermiş. Tom, "Bununla bana ışık tut, ben de yönümü kolayca bulayım" demiş. Ellena öyle yapmış. Tom da nefes alıp suya dalmış. Sepron'u bulana kadar derinlere inmiş. Onu gördüğünde nefesi çok azmış ve geri dönmeye karar vermiş.

Ellena Tom'a "Biraz daha yavaş hareket etmen gerekli, o zaman daha az nefes harcarsın" demiş. Tom da "Tamam" demiş. Tekrar suya dalmış. Bu sefer Ellena'nın dediğini yapmış. Cebindeki anahtarı çıkarıp Sepron'un tasmasının kilidini aramış. Kilidi açmaya çalışmış ama olmamış. Sonra anahtar elinden düşmüş. Tom da geri dönüp yine nefes almış. Ellena "Başardın mı?" diye sormuş. Tom "Hayır" diyerek içindeki hayal kırıklığını gizlemiş.

Tom tekrar suya dalıp, Sepron'u aramış. Bu sefer daha çabuk bulmuş ve kılıcıyla açmayı denemiş. Tom Sepron'un kafasını sallaması ile kilidi açmış! Serbest kalan Sepron Tom'u suyun üstüne çıkarmış. Tom kilidi açmaya çalışırken de Ellena karaya çıkmış. Tom da karaya çıkınca, Tom'un yanında büyücü Aduro'nun görünrtüsü belirmiş.

Büyücü Aduro onlar ile görüşmek için Avantia'dan buraya görüntüsünü göndermiş! Onlarla konuştuktan sonra büyücü Aduro'nun görüntüsü koybolbaya başlamış ve kasabaya dönmüşler.



SON