8 Kasım 2014 Cumartesi
Atatürk'üm (10 Kasım için bir ödev)
Atatürk bizi kurtaran, bizim özgür olmamızı sağlayan kişidir. O olmasaydı biz bir köle, hizmetçi ya da zindanda çürüyen birisi olurduk. O olmasaydı Türkiye paylaşılacaktı. İyi ki Atatürk vardı ki bizi kutardı. Artık hep kalbimizde yaşayacaksın Atatürk'üm. 1881 - 1938
2 Kasım 2014 Pazar
İki Sene Okul Tatili Kitap Özeti (Jules Verne)
Hikayenin kahramanları :
- Gordon,
- Doniphan,
- Wilcox,
- Cross,
- Briand,
- Miço Moko,
- Jacques, (Briand'ın kardeşi)
- Webb
Günlerden bir gün Sloughi gemisine gezmek için aynı okulda okuyan sayıları 15'ten fazla olan öğrenciler binmiş. Geminin sahibi ve geminin hizmetçileri dışarı çıkmış. İçeride sadece Miço Moko kalmış. Ama bir anda gemi denizlere açılıvermiş. Bunu kimse fark etmemiş. Yaklaşık yarım saat sonra Briand, Gordon ve Doniphan yukarı çıkmış ve dışarı baktıkları anda şok olmuşlar.
Gördüklerini çocuklara söylememişler. Çünkü denize açılmışlar ve çocuklar bunu duyarlarsa çok korkacaklarını biliyorlarmış. Çocuklara sadece geziye çıktık demişler. Ama çocuklar karadan çok uzaklaştıklarını görünce, yine de çok korkmuşlar. Birkaç gün sonra çocuklardan biri kaptanın olduğu yere girmiş ve kimseyi görmeyince çok korkmuş.
Bunun üzerine, Briand ve Gordon teker teker gemiyi sürüyor ve geri döndürmeye çalışıyorlarmış. Ama gemi bir türlü geri dönmüyormuş ve en sonunda bir adaya ulaşmışlar. Adaya geldiklerinde çocuklardan bazıları çok sevinmiş ama bazıları daha da çok korkmuş. Çünkü bu adada yerlilerin olduğundan şüpheleniyorlarmış.
Herkes hemen barınacakları başka bir alan aramaya başlamış. Çünkü bu gemide çok fazla kalamazlarmış. Kuzey, güney, doğu ve batıya gruplar olarak keşfe çıkmışlar ve güneye giden grup derenin kenarından yol alıyormuş. En sonunda bir mağara bulmuşlar. Yanına aldığı düdüğü grubun başkanı olan Gordon bütün gücüyle çalmış. Bu düdüğü duyan gruplar hemen buluşma alanına koşmuşlar ve güneye giden grupta buluşma alanına koşmuş.
Herkes buluşma alanındaymış ve hep birlikte güneye doğru yol almaya başlamışlar. Mağaranın yanına gelince mağaraya ev yapmayı düşünmüşler ve dereyi kullanarak ilk buluştukları yere geri dönmüşler. Buluştukları yer gemiye çok yakınmış. Gemiden bir sandal alıp dereye koymuşlar ve dere yoluyla gemideki eşyaları ve yiyecekleri rahatlıkla mağaraya taşımışlar.
Mağaraya uygun dekorasyonlar yapmışlar. Artık mağara onların eviymiş. Bazen tekrar gemiye gidip gemide kalan eşyaları getiriyorlarmış. Gemide artık eşya kalmamış ve yiyecek bulmak için ormanın derinliklerine gitmeye başlamışlar. Ama mağaradan çok uzaklaşmıyorlarmış. Çünkü kaybolma riskleri fazlaymış.
Ormanda meyve topluyorlarmış. Ancak etleri bitmek üzereymiş ve mağarada dengeli beslenmek istiyorlarmış. Ertesi gün silahlarını alıp et bulmak için hayvan öldüreceklermiş. Gün doğmaya başladığında et bulmak için Gordon ve Briand akıllı davranarak erkenden hayvanları öldürmeyi başlarmışlar ve çocuklar uyanmadan geri dönmüşler. Çünkü çocuklar onları merak edebilirlermiş.
Çocuklar etleri görünce çok sevinmişler. O zamanlar akıllarında büyük bir proje varmış. Proje; büyük bir uçurtma yapıp, adanın ne kadar büyük olduğunu görmekmiş. O gün bu projeyi yapmaya başlamışlar. Uçurtma için bolca ip ve on tane sopa kullanmışlar. Uçurtmaları iki metre boyundaymış ve ilk denemeleri için içine tam elli kilo koymuşlar.
Uçurtmayı uçurmuşlar ve bu arada uçurtmanın altına birisini taşıyabilmesi için bir sepet bağlamışlar. Uçurtma elli kiloyu kaldırınca uçurtmayı aşağıya indirmişler ve içine Briand binmiş. Briand, görebildiği kadar uzağa bakmış ve adanın çok büyük olduğunu anlamış. Maalesef adaya korsanlar çıkmış ve korsanlardan biri onları görmüş.
10
Artık, çok kötü şeyler olmaya başlayacakmış. Mağaranın düzenli olması için bir başkanlık seçimi yapmaya karar vermişler. Seçimleri kazanan Gordon olmuş. Bunun üzerine Doniphan, Wilcox, Cross ve Webb onlardan ayrılmaya karar vermişler. Diğerleri de üzülmüşler. Şimdi de Doniphan'ın yaptığı grup korsanların yanına gidiyorlarmış.
Başlarına neredeyse bir bela gelmek üzerymiş. Çünkü bir korsan tarafından izleniyorlarmış. Kendilerine bir mağara bulmuşlar ve oraya sığınmışlar ama bu sadece bir günlük bir barınakmış. Çünkü sabah olunca korsanlar onlara saldırma planı yapmışlar. Sabah olduğunda korsanlar onların kapısına gelmiş ve kapıyı yakmışlar. Bunu gören Doniphan, Wilcox, Cross ve Webb yanlarına aldıkları yardım düdüğünü çalmışlar.
Bunu duyan diğer mağaradakiler hemen onları aramaya başlamış. Onları bulduklarında korsanları onları yakalamış. Fakat korsanların elinde silah yokmuş. O yüzden yanlarına aldıkları silahla korsanları vurmuşlar. Serbest kalanlar artık tekrar onların yanına dönmüşler. Korsanların geldiği gemiyi bulmuşlar. Kendi gemileri hasar aldığı için, Korsanların gemisi ile o adadan ayrılmışlar.
╔══╩╝ S O N ╚╩══╗
29 Ekim 2014 Çarşamba
Özet Üç Silahşörler - Alexandre Dumas
Hikaye, Paris, Meung Kasabası, Londra, evde ve şatoda geçiyor.
Hikayenin tüm Kahramanları,
- D'Artagnan
- Athos
- Porthos
- Aramis
- Bay de Treville
- Kardinal Richelieu
- Jussac
- Bay Bonacieux
- Bayan Bonacieux
- Kral XIII. Louis
- Kraliçe Anne
- Buckingham Dükü
- Kont Rochefort
- Grimaud
- Planchet
- Mousqueton
- Bazin
Günlerden bir gün D'Artagnan Paris'e silahşör olmak için Gaskonya'dan yola çıkmış. Yolu çok uzunmuş. Bir kaç gün sonra ilerlerken önüne bir köy çıkmış. Köyde bir gün kaldıktan sora yoluna devam edecekmiş. Köye vardığında onu gören herkes gülüyormuş. Çünkü giysileri çok komikmiş. Yolda ilerlerken önüne bir adam çıkmış. Adamın yüzünde bir kesik varmış.
Yoluna bir adam daha çıkmış. D'Artagnan'ın sabrı taşmış ve "Yeter ama herkes önüme çıkıyor artık dayanamam çekin kılıcınızı!" diye bağırmış. Önündeki adamın kılıcı yokmuş ama hizmetçilerini çağırmış ve hizmetçiler ellerine bir sopa alıp gelmişler ve D'Artagnan'ı atından düşürmüşler ve D'Artagnan'ın canı çok acımış. D'Artagnan iyileşince tekrar yoluna koyulmuş ve bir gün sonra Parise ulaşmış.
Bay de Treville'yi bulup onunla konuşmuş. Çıkışta da Athos, Porthos ve Aramis'e çarpmış ve üçü de D'Artagnanı düelloya davet etmiş ve D'Artagnan hepsini kabul etmiş. D'Artagnan ilk düelloda hepsini bir arada görünce ve tam o sırada Kardinal Richelieu'nun adamları gelince de dördü birlikte onlara saldırmışlar. Diğerleri de D'Artagnan'ın ne kadar iyi dövüştüğünü görmüşler.
Yarın da Bay de Treville onu kralın yanına götürmüş. Kral da D'Artagnan'ın çok iyi dövüştüğünü duymuş ve onun bir silahşör olabileceğini söylemiş. Kral artık D'Artagnan'a silahşörlük eğitimi verecekmiş. Arkadaşları da D'Artagnan'a bir ev tutmuşlar. D'Artagnan evine biraz yemek, yatak, koltuk, gibi eşyalar almış ve kendisine de bir uşak tutmuş uşağın adı da Planchet'miş ve uykusu geldiği için de uyumuş.
Uyanınca da alt kattaki kişilerin konuşmasını duymak için solona bir delik açtı. Deliği açtıktan sonra, dışarı çıkıp arkadaşlarının yanına gitti. O sırada Kraliçe Anne'nin yanına Dük geldi. Dük, kraliçeye aşıktı ve kraliçe bunu biliyordu. Kraliçe o yüzden Dük'ün gitmesini istedi ve düke bir gerdanlık verdi. Dük de çok sevindi.
Bu bilgiyi öğrenen Kardinal Richelieu hemen krala iletti ve krala daha sinsice anlattı. En sonunda da krala şöyle dedi: "Bence sizin kraliçeyi bir baloya davet etmeniz gerek." Kral da bu öneriyi akıllıca buldu. Kardinal Richelieu da Kont Rochefort'u casus olarak gönderdi. O sırada D'Artagnan Bayan Bonacieux ile konuşuyordu ve Kraliçenin gerdanlığı geri istediğini anlattı.
D'Artagnan bu haberi arkadaşlarına iletti. Bunun üzerine dördü de yola koyuldular. Kendilerine bir planlama yapmışlardı ve Londra'ya gideceklerdi. Atlarına atlayıp yola koyuldular. İlk duraklama yerleri bir bardı. Barda bir gün kalacaklardı ama bu mümkün olmadı. Çünkü, içeride tuzaklar vardı. Bu tuzakları Richelieu'nun kurduğunu düşündüler. Tuzaklar insanlardı ve bir kişi ile savaşmaya başladılar.
Portos'u orada bıraktılar ve yollarına devam ettiler. Diğer durakları da boş bir kumluk alandı. Kumluk alanda tuzaklar vardı ve neredeyse tuzaklardan birine yakalanıyorlardı. Tam çıkışa yaklaşmışlardı ki üstlerine bir adam atladı ve saldırmaya başladı. Orada Aramis'i bırakıp yollarına devam ettiler. Atos ve D'Artagnan çok acıkmışlardı ve yemek yemek için bir barda tekrar durdular. Yemeklerini bitirdikten sonra, garsona beş altın verip gittiler.
Gemiye binmeye çok yaklaşmışlardı ki üstlerine ateş açıldı ve Atos'u da orada bırakıp D'Artagnan yoluna devam etti. Gemiye binmek için bir adamın kartını aldı ve gemiye bindi. Gemide tuzak olacağını düşündü ama yoktu. O yüzden mutlu mutlu Londra'ya gitti. Londra'da Dük'ten gerdanlığı alıp öğlen gemisine bindi ve tekrar yola çıktı. Kaptan ona çok iyi bakıyordu, çünkü dük D'Artagnan'a bakması için kaptanı görevlendirmişti.
Geriye dönerken hiçbir engel görmeden üç gün içinde tekrar Paris'e geldi ve hemen gerdanlığı kraliçeye iletti. Bir saat sonra balo başlayacaktı ve herkes çok heyecanlıydı. Balo başlayınca kral ile kraliçenin dans ettiğini gördüler. Kraliçe'nin gerdanlığı taktığını gören Kardnal Richelieu çok sinirlenmişti ve hızlıca balodan çıktı.
D'Artagnan ve arkadaşları yaşasın aşk diye bağırdılar.
Yarın da Bay de Treville onu kralın yanına götürmüş. Kral da D'Artagnan'ın çok iyi dövüştüğünü duymuş ve onun bir silahşör olabileceğini söylemiş. Kral artık D'Artagnan'a silahşörlük eğitimi verecekmiş. Arkadaşları da D'Artagnan'a bir ev tutmuşlar. D'Artagnan evine biraz yemek, yatak, koltuk, gibi eşyalar almış ve kendisine de bir uşak tutmuş uşağın adı da Planchet'miş ve uykusu geldiği için de uyumuş.
Uyanınca da alt kattaki kişilerin konuşmasını duymak için solona bir delik açtı. Deliği açtıktan sonra, dışarı çıkıp arkadaşlarının yanına gitti. O sırada Kraliçe Anne'nin yanına Dük geldi. Dük, kraliçeye aşıktı ve kraliçe bunu biliyordu. Kraliçe o yüzden Dük'ün gitmesini istedi ve düke bir gerdanlık verdi. Dük de çok sevindi.
Bu bilgiyi öğrenen Kardinal Richelieu hemen krala iletti ve krala daha sinsice anlattı. En sonunda da krala şöyle dedi: "Bence sizin kraliçeyi bir baloya davet etmeniz gerek." Kral da bu öneriyi akıllıca buldu. Kardinal Richelieu da Kont Rochefort'u casus olarak gönderdi. O sırada D'Artagnan Bayan Bonacieux ile konuşuyordu ve Kraliçenin gerdanlığı geri istediğini anlattı.
D'Artagnan bu haberi arkadaşlarına iletti. Bunun üzerine dördü de yola koyuldular. Kendilerine bir planlama yapmışlardı ve Londra'ya gideceklerdi. Atlarına atlayıp yola koyuldular. İlk duraklama yerleri bir bardı. Barda bir gün kalacaklardı ama bu mümkün olmadı. Çünkü, içeride tuzaklar vardı. Bu tuzakları Richelieu'nun kurduğunu düşündüler. Tuzaklar insanlardı ve bir kişi ile savaşmaya başladılar.
Portos'u orada bıraktılar ve yollarına devam ettiler. Diğer durakları da boş bir kumluk alandı. Kumluk alanda tuzaklar vardı ve neredeyse tuzaklardan birine yakalanıyorlardı. Tam çıkışa yaklaşmışlardı ki üstlerine bir adam atladı ve saldırmaya başladı. Orada Aramis'i bırakıp yollarına devam ettiler. Atos ve D'Artagnan çok acıkmışlardı ve yemek yemek için bir barda tekrar durdular. Yemeklerini bitirdikten sonra, garsona beş altın verip gittiler.
Gemiye binmeye çok yaklaşmışlardı ki üstlerine ateş açıldı ve Atos'u da orada bırakıp D'Artagnan yoluna devam etti. Gemiye binmek için bir adamın kartını aldı ve gemiye bindi. Gemide tuzak olacağını düşündü ama yoktu. O yüzden mutlu mutlu Londra'ya gitti. Londra'da Dük'ten gerdanlığı alıp öğlen gemisine bindi ve tekrar yola çıktı. Kaptan ona çok iyi bakıyordu, çünkü dük D'Artagnan'a bakması için kaptanı görevlendirmişti.
Geriye dönerken hiçbir engel görmeden üç gün içinde tekrar Paris'e geldi ve hemen gerdanlığı kraliçeye iletti. Bir saat sonra balo başlayacaktı ve herkes çok heyecanlıydı. Balo başlayınca kral ile kraliçenin dans ettiğini gördüler. Kraliçe'nin gerdanlığı taktığını gören Kardnal Richelieu çok sinirlenmişti ve hızlıca balodan çıktı.
D'Artagnan ve arkadaşları yaşasın aşk diye bağırdılar.
.-.-.-.-.-. S O N .-.-.-.-.-.
31 Ağustos 2014 Pazar
Özet Babam Okulun En Çalışkanı - Toprak Işık
Hikaye, evde, iş yerinde, okulda ve arabada geçiyor.
Hikayenin kahramanları,
- Öykü,
- Cem Bey (Bertan’ın babası),
- Bertan,
- Buket Hanım,
- Gülperi Hanım,
- Rüstem Bey,
- Kütük Rüstem,
- Haluk,
- Şişman Remzi,
Günlerden bir gün, Bertan okulda Öykü ile konuşuyormuş. Konuşurken Öykü’nün saçına bir arı gelmiş. Bertan da “ARIIII” diye bağırmış. Onlar teneffüsteyken Bertan’ın babası da öğretmen ile konuşuyormuş. Bertan’ın babası Bertan’ı alıp eve dönmüş. Bertan hiç ödevlerini yapmayan bir çocukmuş. Ogün de Bertan ödev yapmadığı için babası gelip odasından bilgisayarı kaldırmış. Bertan babası bilgisayarı götürürken koşa koşa gelmiş ve onu durdurmaya çalışmış ama olmamış. Bertan’ın babası bilgisayarı dışarı koymuş.
Akşamleyin yattıklarında bir değişim olmuş ve Bertan babasının yatağında babası da Bertan’ın yatağında uyanmış. Yani babası Bertan, Bertan da babası olmuş. Kahvaltı yapacaklarmış, Bertan babasına kahvaltı yapmasını söylemiş ama babası zor yapıyormuş. Çünkü o şu an Bertan’ın bedenindeymiş. Kahvaltıyı yedikten sonra Bertan babasının arabası ile iş yerine gidecekmiş. Babası da servisle Bertan’ın okuluna gidecekmiş. Ogün babası bütün sınıfı şaşırtmış ve herkesin ağzı açık kalmış.
Herkes “Bir günde her şeyi öğrendi” diyormuş. Bertan da babasının iş yerinde ilk gün biraz kötü olmuş ama ilk günü düzeltmeyi başarmış. Eve geldiklerinde ne yaptıklarını sormuşlar. Birbirlerine ne yaptıklarını anlatınca uykuya gitmişler. Sabah olunca, kahvaltılarını edip, yine işlerine gitmişler. Yine Bertan’ın babası Bertan’ın okuluna, Bertan da babasının iş yerine gitmiş. Bertan ikinci günü iyi geçirmeye çalışmış. Bu arada Bertan’ın babası da sınıf birincisiymiş. Bertan’ın babasının gözünde oğlunun iyi bir öğrenci olması varmış.
Şişman Remzi, babası ile eve dönüyormuş. Eve geldiklerinde yarın olunca Cem Bey’i çağıracaklarını söylemişler. Çünkü Şişman Remzi ile Kütük Rüstem hiç çalışkan değillermiş ve Bertan’ın nasıl bir günde okulun birincisi olduğunu düşünüyorlarmış. O yüzden de Bertan’ın babasını çağıracaklarmış. Yarın olunca, Cem Bey’i telefon ile çağırmışlar. Cem Bey geldiğinde, Şişman Remzi’ye bir hızlı okuma çipi vermiş. Aslında o bir kağıtmış. Ama Şişman Remzi onun özel bir şey olduğunu sanmış ve onu almış.
Şimdi sıra Kütük Rüstem’deymiş. Kütük Rüstem’e de aynı şeyi vermiş. Şimdi ikisi de sınıf birincisiymiş. Şimdi Cem Bey’in işe gitmesi gerekiyormuş. Bertan hemen arabaya atlayıp işine gitmiş. Çünkü işini kaçırmak istemiyormuş. İşine geldiğinde koşa koşa iş yerine gitmiş. Oraya geldiğinde hemen işe başlamış. Arkadaşı Haluk geldiğinde ona “biraz geç kaldığını” söylemiş. Haluk da ona “bir şey olmaz” demiş.
Bu arada da Cem Bey, okulda Öykü ile bilgi yarışı yapıyordu. Cem Bey önde gidiyordu. Çok yakında onu yenecekti. Cem Bey onu yenince öğretmeni de Cem Bey'e bir kaç gün sonra yapılacak bilgi yarışmasına gitmesini önermiş. Cem Bey de kabul etmiş. Eve döndüklerinde birbirlerine ne yaptıklarını anlatmışlar. Akşam olunca da yatmışlar. uyandıklarında Bertan iş yerine Cem bey'de okula gitmiş.
Bertan iş yerine geldiğinde biraz erken geldiğini anlamış; ama erken gelmek hep iyiymiş. Arkadaşı Haluk'u göremeyince biraz şaşırmış. İş yerine gidip orada çalışmaya başlamış. Cem Bey, okula geldiğinde sınıfına doğru yürümüş ve derse başlamışlar. Derste Bilgi yarışması için alıştırma yapacaklarmış. Bertan haluk geldiğinde "neredeydin" diye sormuş. Haluk da "arabam bozulduğu için yürüyerek gelmek zorunda kaldım" demiş..
Bertan çalışırken, Cem Bey Buket Hanım'ın anlattıklarını çok iyi dinliyormuş. Bertan, işinden çıkacakken Gülperi Hanımla karşılaşmış. Sonra da "yarın size gelebilir miyim?" demiş. Bertan "Tabi gelebilirsiniz" demiş. Evlerine döndüklerinde yine birbirlerine ne yaptıklarını anlatmışlar. Yarın, Gülperi Hanım geleceği için çok heyecanlıymışlar. Yemeklerini yiyip uyumuşlar.
Ertesi gün çok değişik bir şey fark etmişler. Eski bedenlerine geri dönmüşler ve Gülperi Hanım'ı beklemeye başlamışlar. O sırada da kahvaltıyı hazırlamaya başlamışlar. Gülperi Hanım geldiğinde, kahvaltılarını yapmışlar ve sonra Cem Bey, Gülperi Hanım'ı iş yerine götürmüş. Bertan da okuluna gitmiş. Bertan hemen olan şeyleri düzeltmek için çalışmaya başlamış her şeyi düzeltemese de elinden geleni yapmış
Artık bilgi yarışmasına Öykü katılacakmış. Cem Bey de iş yerindeki eşyaları düzeltiyormuş. Öykü bilgi yarışmasında birinci olmuş. Öykü'ye altın madalya takmışlar ve çok mutlu şekilde okula dönmüş. Onun kazandığını duyunca bütün sınıf çok sevinmiş ve bunun için bir kutlama düzenlemişler. Yemekleri dışarıda yemişler ve öğretmenleri de onlara meyve suyu almış.
Cem Bey'in toplantıya gitmesi gerekiyormuş. Toplantıda arkadaşlarına "Artık, hafta sonu da çalışmamız gerek, çünkü daha fazla iş yaparsak daha çok kedimizi geliştiririz" demiş. Bertan servise binip eve dönerken ödevlerini yapıyormuş. Eve geldiğinde az ödevi kaldığı için onları da bitirmek istemiş ve masasına oturup ders çalışmış. Babası gelince birlikte yemek yemişler. Sonra da uyumuşlar.
_ . - . _ S O N _ . - . _
29 Ağustos 2014 Cuma
Özet Haberi
"Babam Okulun En Çalışkanı" çok yakında özet satırlarında...
Duyuru
(Yanlış anlamayın özet satırlarda gibi bir şey...)
9 Ağustos 2014 Cumartesi
Heidi Kitap Özeti (Johanna Spyri)
Hikaye, Alp Dağlarındaki Kulübede, yolda, Peter ve Klara'nın evinde geçmektedir.
Hikayenin kahramanları :
- Heidi,
- Peter,
- Klara,
- Dete (Heidi'nin bakıcısı),
- Peter'in annesi,
- Peter'in büyük annesi,
- Alp Dede (Heidi'nin büyük babası),
- Klara'nın annesi,
- Klara'nın babası,
- Klara'nın annesinin hizmetçisi,
Sıcak bir haziran gününde Dete, Heidi'yi büyük babasına bırakıp işe gidecekmiş. Alplere gelince yavaş yavaş yukarı çıkmaya başlamışlar. Heidi'nin büyük babasının yanına gelince, Dete Heidi'yi büyük babasına bırakmış ve geri dönmüş. Heidi büyük babasını görünce çok mutlu olmuş. Büyük babası Heidi'yi kulübeye getirmiş. Heidi yukarı kata çıkmak istemiş. Büyük babası merdiveni getirmiş ve Heidi yukarı çıkmış.
Yukarıdaki samanları görünce onlardan bir döşek yapmayı düşünmüş. Sonra da aşağıya inmiş. Birkaç gün sonra, büyük babası buralarda keçileri otlatan birisi olduğunu söylemiş. Onun adı da Peter'miş. Peter akşamleyin geri döndüğünde yeni birisini görünce şaşırmış. Alp dede Peter'i Heidi'yle tanıştırmış. Peter Heidi'yle tanışınca çok mutlu olmuş.
Yarın Peter ile keçileri otlatmaya gidecekmiş. Yarın olduğunda, Peter ile Heidi keçileri otlatmaya çayıra gitmişler. Keçiler ot yerken, onlar ayakta durmaktan yoruldukları için çimenlere yatarak havaya bakmışlar. Akşam olmaya başlayınca geri dönmüşler. Heidi dedesine neler yaptıklarını anlatmış. Yemek yedikten sonra da uyumuşlar.
Diğer gün, Alp Dede, Heidi'yi Peter'lere götürmüş ve eve dönerken Heidi'ye akşam üstü gelip seni alacağım demiş. Heidi, Peter ile çok eğlenmiş. Peter'in annesini ve büyük annesini görmüş. Akşam üstü Heidi'yi gelip almış ve eve dönmüşler. Alp Dede akşam yemeğini hazırlamış. Yemeklerini yedikten sonra Heidi merdiven ile yukarıya çıkıp samandan yatağına yatmış.
Heidi uyandığında aşağıya inmiş ve dedesine acıktığını söylemiş. Heidi yine Peter'lere gitmek istiyormuş. Oraya geldiklerinde evin tamire ihtiyaç duyduğunu görmüşler. Alp Dede Heidi'yi bırakıp aletlerini alıp gelmiş ve evi tamir etmiş. Alp Dede de içeriye girmiş ve orada öğlen yemeğini yemişler. Yemek yedikten sonra kulübelerine gitmişler.
Heidi kendi kendine oyun oynarken eğleniyormuş. Akşama kadar kendisi ve keçilerle oynamış ve içeri girmiş. Dedesine acıktığını söylemiş. Birkaç dakika sonra dedesi ona yemek yapmış. Heidi yemeği çok beğenmiş ve döşeğine gidip yatmış. Ertesi gün Heidi zor uyanmış. Aşağıya indiğinde dedesinin kahvaltıyı hazırlamış olduğunu görmüş. Kahvaltılarını ettikten sonra Peter gelmiş ve Heidi onunla birlikte keçileri otlatmaya gitmiş.
Eve döndüğünde, yemeklerini yedikten sonra yatmışlar. Heidi uyandığında, dışarı çıkınca Dete'yi görmüş. Dete onu şehre götürecekmiş, orada bir arkadaş olduğunu söylemiş. Şehre gelince, otobüse binip o eve gitmişler. Zili çalmışlar ve içeri girmişler. Heidi içeri girince Dete, buradaki arkadaşı göstermiş ve daha sonra işine geri dönmüş. O arkadaş ile tanışmış ve onun adının Klara olduğunu öğrenmiş.
Onunla her gün oynamaya başlamış ve onun altında bir sandalye olduğunu görmüş. Yürüyen bir sandalyeymiş o. Klara'nın babası yokmuş ama annesini görmüş. Annesinin bir de hizmetçisi varmış. Bir gün Klara'nın babası gelecekmiş. Heidi Klara'nın babasını göreceği için çok heyecanlıymış. Klara'nın babası geldiğinde onu görmüş.
Yukarıdaki samanları görünce onlardan bir döşek yapmayı düşünmüş. Sonra da aşağıya inmiş. Birkaç gün sonra, büyük babası buralarda keçileri otlatan birisi olduğunu söylemiş. Onun adı da Peter'miş. Peter akşamleyin geri döndüğünde yeni birisini görünce şaşırmış. Alp dede Peter'i Heidi'yle tanıştırmış. Peter Heidi'yle tanışınca çok mutlu olmuş.
Yarın Peter ile keçileri otlatmaya gidecekmiş. Yarın olduğunda, Peter ile Heidi keçileri otlatmaya çayıra gitmişler. Keçiler ot yerken, onlar ayakta durmaktan yoruldukları için çimenlere yatarak havaya bakmışlar. Akşam olmaya başlayınca geri dönmüşler. Heidi dedesine neler yaptıklarını anlatmış. Yemek yedikten sonra da uyumuşlar.
Diğer gün, Alp Dede, Heidi'yi Peter'lere götürmüş ve eve dönerken Heidi'ye akşam üstü gelip seni alacağım demiş. Heidi, Peter ile çok eğlenmiş. Peter'in annesini ve büyük annesini görmüş. Akşam üstü Heidi'yi gelip almış ve eve dönmüşler. Alp Dede akşam yemeğini hazırlamış. Yemeklerini yedikten sonra Heidi merdiven ile yukarıya çıkıp samandan yatağına yatmış.
Heidi uyandığında aşağıya inmiş ve dedesine acıktığını söylemiş. Heidi yine Peter'lere gitmek istiyormuş. Oraya geldiklerinde evin tamire ihtiyaç duyduğunu görmüşler. Alp Dede Heidi'yi bırakıp aletlerini alıp gelmiş ve evi tamir etmiş. Alp Dede de içeriye girmiş ve orada öğlen yemeğini yemişler. Yemek yedikten sonra kulübelerine gitmişler.
Heidi kendi kendine oyun oynarken eğleniyormuş. Akşama kadar kendisi ve keçilerle oynamış ve içeri girmiş. Dedesine acıktığını söylemiş. Birkaç dakika sonra dedesi ona yemek yapmış. Heidi yemeği çok beğenmiş ve döşeğine gidip yatmış. Ertesi gün Heidi zor uyanmış. Aşağıya indiğinde dedesinin kahvaltıyı hazırlamış olduğunu görmüş. Kahvaltılarını ettikten sonra Peter gelmiş ve Heidi onunla birlikte keçileri otlatmaya gitmiş.
Eve döndüğünde, yemeklerini yedikten sonra yatmışlar. Heidi uyandığında, dışarı çıkınca Dete'yi görmüş. Dete onu şehre götürecekmiş, orada bir arkadaş olduğunu söylemiş. Şehre gelince, otobüse binip o eve gitmişler. Zili çalmışlar ve içeri girmişler. Heidi içeri girince Dete, buradaki arkadaşı göstermiş ve daha sonra işine geri dönmüş. O arkadaş ile tanışmış ve onun adının Klara olduğunu öğrenmiş.
Onunla her gün oynamaya başlamış ve onun altında bir sandalye olduğunu görmüş. Yürüyen bir sandalyeymiş o. Klara'nın babası yokmuş ama annesini görmüş. Annesinin bir de hizmetçisi varmış. Bir gün Klara'nın babası gelecekmiş. Heidi Klara'nın babasını göreceği için çok heyecanlıymış. Klara'nın babası geldiğinde onu görmüş.
Heidi Alp Dağlarını çok özlüyormuş ve oraya gitmek için her gece uyur gezer olup apartmanın kapısını açıp geri dönüyormuş. Apartmanın kapısının açık kalması evdeki kişileri korkutuyormuş. Bir akşam Klara'nın annesinin hizmetçisi gidip bakmış ve onun Heidi olduğunu anlamış. Ertesi gün, Heidi Alp Dağlarından uzak kaldığı için ağlamaya başlamış. Klara'nın annesinin hizmetçisi de onu yine dedesinin yanına götürmüş.
Günlerden bir gün Klara, Heidi'nin yanına gelmiş. Heidi Klara ile çok güzel günler geçiriyormuş ama Peter bundan çok rahatsız olmaya başlamış. Heidi ile Klara uyurken Klara'nın yürüyen sandalyesini uçurumdan aşağıya atmış. Klara ile Heidi uyandıklarında dışarı çıkmışlar. Alp Dede Klara'yı yürüyen sandalyeyi bulamadığı için çimenlerin üzerine bırakmak zorunda kalmış. Heidi gelince Klara'yı kaldırmaya çalışmış ama olmamış. Gidip Peter'i çağırmaya karar vermiş. İkisi birlikte denemişler ve Klara'nın bir adım atmasını söylemişler.
Artık Klara yürümeye başlamış ve kulübeye geri döndüklerinde Peter Alp Dede'ye Klara'nın sandalyesini uçurumdan aşağıya attığını söylemiş. Peter artık Klara'yı seviyormuş ve artık üçü birlikte oynuyorlarmış. Klara'nın annesi bir gün gelmiş Klara'yı eve götürmek zorunda kalmış. Klara'yı ayakta görünce çok şaşırmış. Nasıl kalktın diye sorunca Klara da "Arkadaşlarımın sayesinde" demiş. Klara'nın annesi de Klara'yı alıp eve dönmüş.
Günlerden bir gün Klara, Heidi'nin yanına gelmiş. Heidi Klara ile çok güzel günler geçiriyormuş ama Peter bundan çok rahatsız olmaya başlamış. Heidi ile Klara uyurken Klara'nın yürüyen sandalyesini uçurumdan aşağıya atmış. Klara ile Heidi uyandıklarında dışarı çıkmışlar. Alp Dede Klara'yı yürüyen sandalyeyi bulamadığı için çimenlerin üzerine bırakmak zorunda kalmış. Heidi gelince Klara'yı kaldırmaya çalışmış ama olmamış. Gidip Peter'i çağırmaya karar vermiş. İkisi birlikte denemişler ve Klara'nın bir adım atmasını söylemişler.
Artık Klara yürümeye başlamış ve kulübeye geri döndüklerinde Peter Alp Dede'ye Klara'nın sandalyesini uçurumdan aşağıya attığını söylemiş. Peter artık Klara'yı seviyormuş ve artık üçü birlikte oynuyorlarmış. Klara'nın annesi bir gün gelmiş Klara'yı eve götürmek zorunda kalmış. Klara'yı ayakta görünce çok şaşırmış. Nasıl kalktın diye sorunca Klara da "Arkadaşlarımın sayesinde" demiş. Klara'nın annesi de Klara'yı alıp eve dönmüş.
... S O N ...
Etiketler:
Heidi,
Johanna Spyri,
Kitap Özeti,
Kitap Özetleri,
Özet
6 Haziran 2014 Cuma
Define Adası Kitap Özeti (Robert Louis Stevenson)
Hikaye, adada, gemide, kalede ve bir ülkede geçiyor.
Hikayenin kahramanları :
- Jim,
- Jim'in annesi,
- Jim'in babası,
- Kaptan,
- Kaptan Silver,
- Doktor Livesey,
- Bay Trelawney,
- Ben Gunn,
Handa yaşayan bir aile varmış. Bir gün hana bir kaptan gelmiş. Kaptan yanında bir define sandığı getirmiş. Tuttuğu bir kişi, o sandığı taşıyormuş. Kaptana odasını vermişler. Kaptan odasına geçince birkaç saat orada kalmış. Herkes onu çok merak etmiş. Annesi Jim'e kaptanı çağırmasını söylemiş. Jim kaptanın odasına gidip, kaptanın kapısını çalmış. İçeriden ses gelmeyince tekrar çalmış. Sonra içeriden "Gel" sesi gelmiş.
Jim içeriye girip, kaptana "Ne zaman geleceksiniz?" diye sormuş. Kaptan, "Birazdan gelirim" demiş. Kaptan, tekrar camın başına geçip dürbünü ile dışarıyı seyrediyormuş. Biraz sonra kaptan gelmiş. Kaptan biraz içki istemiş. Hemen yapıp getirmişler. Kaptan içkisini içince, tekrar odasına çıkıp camın karşısına geçmiş. Yine dışarıyı seyretmiş.
Bu böyle devam ederken, Jim'in babası hastalanmış. Annesi Jim'e gidip doktor Livesey'i çağırmasını istemiş. Jim koşarak doktor Livesey'in yanına gitmiş. Doktor Livesey'e neler olduğunu anlatmış. Doktor Livesey atını alıp Jim ile birlikte hana gitmişler. Doktor Livesey Jim'in babasını muayene etmiş. Doktor Livesey'den babasının çok az ömrü kaldığını öğrenmişler.
Birkaç gün sonra Jim'in babası hastalıktan ölmüş. O günden sonra günleri kötü geçmeye başlamış. Bir gün hana Karaköpek lakaplı bir korsan gelmiş. Bu korsan, kaptanın hazinesini almak istiyormuş. Kaptan aşağıya inip neler olduğuna bakmış. Karşısında Karaköpek'i görünce çok şaşırmış. İkisi de silahlarını ellerine almışlar. İlk önce kaptan ateş etmiş. Sonra da Karaköpek kanlar içinde handan dışarı çıkmış.
Birkaç gün sonra Jim ve annesi handan dışarıya çıkmışlar. Yolda gözü olmayan biriyle karşılaşmışlar. O adam Jim'in kolunu sıkıca tutarak kendisinin hana götürülmesini istemiş. Handa Kaptan'ın odasını görmek için oraya gitmişler. O adam Kaptana yaklaşarak kalbini dinlemiş. Sonra da "Bu ölmüş" demiş. Sonra o adam hazineye doğru yürümüş ama Jim o adamı dışarıya çıkarmayı başarmış.
Sonra aşağıya inmişler ve gözsüz adam arkadaşlarını çağırmaya gitmiş. Arkadaşlarını çağırıp geri geldiğinde kimseyi görememiş ve yukarıya çıkıp arkadaşları ile hazineyi almaya gitmiş. Hazinedeki altınları almışlar ve dışarıya çıkmışlar. Jim ve annesi polisi aramışlar. Gözsüz adam paralarla kaçarken arkadaşları da bekliyormuş. Gözsüz adam tam karşıya geçecekken polis gelmiş ve gözsüz adam atın altında kalmış.
Artık Jim mutluymuş. Doktor gelip Jim'i almış. Çünkü define avına çıkacaklarmış. Jim'in annesine bir işçi vermiş ve gitmişler. Gemiye geldiklerinde orada define yolculuğuna çıkacak olan pek çok kişi varmış. Yolculuğa çıktıklarında hem fırtınalı hem de şiddetli yağmurlu ve büyük dalgalı günler geçirmişler ve adaya varmışlar.
Adaya geldiklerinde normal gurupla isyan gurubu ayrılıp değişik yerler aramışlar. Normal gurup kırık bir kule bulmuş. E gemi de isyancılara kalmış. Günler günleri kovalamış. Artık normal gurupla isyan gurubu savaşmaya başlamış. Jim de bu arada gemideki iki kişiyle savaşıyormuş. Onları öldürüp gemiyi adanın diğer tarafına götürmüş.
Kalede savaşmışlar ve zafer kazanmışlar. Sadece bir kişi yaralanmış. Ama isyan gurubunun hepsi ömüş. Artık definenin olduğu yere gitmek gerekiyormuş. Definenin boş olduğunu görünce geri dönmüşler. Gemide çok eğlenmişler. Jim annesinin yanına dönünce çok sevinmiş. artık çok mutluymuş.
Sonra aşağıya inmişler ve gözsüz adam arkadaşlarını çağırmaya gitmiş. Arkadaşlarını çağırıp geri geldiğinde kimseyi görememiş ve yukarıya çıkıp arkadaşları ile hazineyi almaya gitmiş. Hazinedeki altınları almışlar ve dışarıya çıkmışlar. Jim ve annesi polisi aramışlar. Gözsüz adam paralarla kaçarken arkadaşları da bekliyormuş. Gözsüz adam tam karşıya geçecekken polis gelmiş ve gözsüz adam atın altında kalmış.
Artık Jim mutluymuş. Doktor gelip Jim'i almış. Çünkü define avına çıkacaklarmış. Jim'in annesine bir işçi vermiş ve gitmişler. Gemiye geldiklerinde orada define yolculuğuna çıkacak olan pek çok kişi varmış. Yolculuğa çıktıklarında hem fırtınalı hem de şiddetli yağmurlu ve büyük dalgalı günler geçirmişler ve adaya varmışlar.
Adaya geldiklerinde normal gurupla isyan gurubu ayrılıp değişik yerler aramışlar. Normal gurup kırık bir kule bulmuş. E gemi de isyancılara kalmış. Günler günleri kovalamış. Artık normal gurupla isyan gurubu savaşmaya başlamış. Jim de bu arada gemideki iki kişiyle savaşıyormuş. Onları öldürüp gemiyi adanın diğer tarafına götürmüş.
Kalede savaşmışlar ve zafer kazanmışlar. Sadece bir kişi yaralanmış. Ama isyan gurubunun hepsi ömüş. Artık definenin olduğu yere gitmek gerekiyormuş. Definenin boş olduğunu görünce geri dönmüşler. Gemide çok eğlenmişler. Jim annesinin yanına dönünce çok sevinmiş. artık çok mutluymuş.
MUTLU SON
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






