26 Nisan 2014 Cumartesi

Robinson Crusoe Kitap Özeti (Daniel Defoe)



Hikaye, denizde, ıssız bir adada, dünyamızda geçiyor.

Hikayenin kahramanları :


  • Robinson,
  • Kaptan,
  • Yamyamlar,
  • Cuma,
  • Cuma'nın babası,
  • İsyancılar,
  • Daha var...

Bir gün bir ailenin üçüncü çocuğu doğmuş. Adını Robinson koymuşlar. Robinson'un iki tane kardeşi varmış. Bir tanesi bir savaşta ölmüş. Diğeri ise deniz yolculuğundan dönmemiş. Ailenin tek çocuğu olan Robinson'a ailesi çok iyi bakıyormuş; çünkü onun da kaybolmasını istemiyorlarmış. Robinson büyümüş, büyümüş ve büyümüş. 

Robinson'un bir hayali varmış; o da, denize açılmakmış. Bir gün evden çıkıp arkadaşına gitmiş. Arkadaşı ona "Babam bir gemi yolculuğu yapacak, senin de katılmanı isterim" demiş. Robinson da geziye katılmış. Gemiye bindiklerinde, Robinson annesine mektup yazmış ve gemi yolculuğuna başlamışlar.

Yolculuk, üç gün sürecekmiş. 

Birinci gün:

Yolculuk çok güzel geçiyordu. Yola çok kolay devam ediyorlardı. 

İkinci gün:

Hava yağmurlu gibi görünüyordu.

İkinci günün akşamı:

Bir fırtına çıktı. Robinson'un içini bir korku sardı.

Üçüncü gün:

Fırtına öğlenleyin bitti. Gemi kayalıklara takıldı. Teknelere binip yola devam ettiler. 

Üçüncü günün akşamı:

Kayıkla giderken bir fırtına daha çıktı. Her kayık battı. Robinson yüzerek kıyıya ulaşmaya çalıştı. 

Robinson bir gün sonra kendisini karada bulmuş. Karada bir dağ bulup oraya tırmanmış. Oradan bütün her tarafa bakmış ve buranın bir ada olduğunu anlamış.Aşağıya inip kendisine bir kulube yapmış.Orada bir kaç gün kaldıktan sonra kendisine balta, kazma, kürek, vb.'nı yapmış. kendine bir kayık yapıp gemiye gitmeyi planlıyormuş. 

Günlerden bir gün, bir kayık yapıp gemiye gitmiş. Oradan kayığa eşyalar koyup adaya geri dönmüş.
adada kulübesinde uyuyup, kayıktan eşyaları kulübeye taşımış. Ertesi gün de bir mağara bulup oraya yeni bir ev yapacakmış. Ertesi gün bir mağara bulmuş ve oraya bir ev yapmış. Kulübeyi de yıkmış.
Mağarada daha güzel yaşıyormuş.

Gemiden getirdiği silahları alıp hayvan avlamaya gitmiş. Keçi öldürmüş, inek öldürmüş ve eve dönmüş. İneğin derisi ile kendisine kıyafetler yapmış. Onları giyip kendisine bir tarla yapmaya karar vermiş. Birkaç gün sonra, kendisine bir çiftlik yapmayı başarmış. Çiftliğe tavuk, inek, keçi, koyun koymuş. Tavuğun yumurtasını alıp, güzel bir kahvaltı yapıyormuş. 

Sonra, kendisine masa, sandalye yapmış ve gemiden getirdiği eşyaların arasında bir günlük bulmuş. Günlüğe bir yıl ne yaptığını yazmış. Birkaç gün sonra dürbününü alıp dağa çıkmış. Oradan deniz kıyısını izlerken deniz kıyısında üç tane kayık görmüş. Yanına gidip etrafa bakmış. İyice baktıktan sonra yamyamları görmüş. Yanlarında da bir köle görmüş.

Robinson onu kurtarmak istiyormuş. Silahını alıp onlarla savaşmaya gitmiş. Köleyi kurtarmak için yamyamları öldürmüş. Tutsağı kurtardıktan sonra son üç tane yamyam onları kovalamaya başlamış. Robinson, ara sıra arkasını dönüp yamyamları vuruyormuş. Son iki tane yamyam kalmış. Bir tanesi koşarken kafasını dala vurmuş ve yere çakılmış. Son bir tane yamyam kalmış. Onu da kütüğün üstünden atlayıp onun atlamasını beklemiş. Yamyam atlarken ayağını çarpıp yere çakılmış. 

Tutsağı da yanına alıp eve götürmüş. Tutsağa Cuma adını vermiş. Ona keçi eti yedirmiş ama Cuma istememiş. Robinson da Cuma'ya el hareketi ile eti yemesini söylemiş. Cuma yedikten sonra çok beğenmiş.

Bir ayı Cuma ile geçirdikten sonra tekrar yamyamları görmüş. Yine bir tutsak varmış. Robinson da yamyamları tekrar öldürmek zorunda kalmış. Tutsağı alıp eve götürmüşler. Ona keçi eti yedirmişler ama tutsak istememiş. Robinson da el hareketi ile yemesini söylemiş. Tutsak yedikten sonra çok beğenmiş.

Robinson Cuma'ya kendi dilini öğretmiş. Cuma da Robinson'a tutsağın babası olduğunu söylemiş. Robinson da Cuma'ya babasına kendi adalarında ne yaptıklarını sormuş. Cuma da dili çevirerek babasına anlatmış. Babası da Cuma'ya birşeyler söylemiş. Cuma da Robinson'a anlatmış. Dışarıya çıktıklarında Cuma bir gemi görmüş. Robinson çok sevinmiş.

Hemen deniz kıyısına koşmuşlar. Orada geminin buraya gelmesini beklemişler. Gemi deniz kıyısına gelince onlar da binmişler. Cuma ile babasını kendi adalarına götürüp York şehrine gitmişler. Robinson kendisine bir ev alıp orada yaşamış.





...... S  O  N .......





9 Mart 2014 Pazar

Adından Belli Kuşlar Köyü Kitap Özeti - Toprak Işık



Hikaye Kuşlar Köyü'nde, Yağızlar Köyü'nde ve Korku Ormanı'nda geçiyor.

Kahramanlar :

Meraklıkanat, Minikkedi, Şişman Rüstem, Kuralcıkanat, Selim, Deniz, Zeynep, Kadir, Teoman, Ali, Hatice (daha var...)


Yağızlar Köyü çocukları bir gün toplanmışlar. Selim Deniz'e yoklama yapmasını söylemiş. Deniz "Herkes tam!" demiş. Selim de "O zaman kuş avlamaya gidebiliriz!" demiş. Kadir de "Ben kuş avlamam!" demiş. Sonra, kuş avlamaya gitmişler. Kuş avlarken bir kuşu vurmuşlar. O kuş, olduğu yerde dona kalmış. Herkes çok şaşırmış ve kuş aşağıya düşmüş.

Herkes kuşun yanına gittikten sonra, kuşun bayıldığını görmüşler ve oradan gitmişler. Giderken büyük bir kükreme duymuşlar. Sonra vurdukları kuş yanlarına gelmiş ve onlara kaçın demiş. Çocuklar kaçmaya başlamışlar ama kuşun nasıl konuştuğunu bilmiyorlarmış ve çok şaşkınlarmış. Kaçarken kuş suya atlayın demiş. Hepsi birer birer atlamış. En sona Ali kalmış.

Minikkedi Ali'ye çok yaklaşmışken o da suya atlamış. Ama onlar bir akıntıda olduklarının farkında değilmişler. Akıntının sonuna geldiklerinde, şelaleden aşağı düşerken, sivri kayalara çarpmak üzereyken Zeynep gözlerini kapatmış. Sonra diğerleri de kapatmış. Sonunda ölmediklerini görmüşler ve bir gaganın ağzında olduklarının farkına varmışlar.

Çok ilerledikten sonra gaganın ağzı açılmış ve hepsi aşağıya düşmüş. Ama düştükleri yer yumuşacıkmış. O yüzden hiç canları acımamış. Adınan Belli Kuşlar Köyü'ne geldiklerinde Meraklıkanat onlara bu köyden bahsetmiş. Sonra da Kuralcıkanat onlara kuralları söylemiş.

Kurallar:

1. bıdı, bıdı
2. bıdı, bıdı,
       bıdı
3.bıdı,bıdı,
   bıdı,bıdı

Kuralcıkanat kuralları söylediğinde çocuklar çok şaşırmış. Sonra, Meraklıkanat onlara yaptığı gizli geçidi göstermiş. Gizli geçit babasının evine gidiyormuş. Meraklıkanat oradan girmiş. Diğerleri de öyle yapmış. Uzun süre yürüdükten sonra, Meraklıkanat'ın babasının evine gelmişler. Orada çok kitap varmış. Çünkü babası bir yazarmış. Orda kitaplardan bazılarına bakmışlar. Çok eski olduklarını görmüşler.

Oradan çıkıp Korku Ormanı'na gitmişler. Orada uzun süre yürüdükten sonra Zeynep, bir çift göz görmüş. Sonra o gözler çoğalmış ve bir anda Korku Ormanı aydınlanmış. Zeynep'in gördüğü şey, bir kurtmuş. Bu kurtlar Korku Ormanı'nın korucularıymış. Çocukların onlarla savaşması gerekiyormuş.

Teoman, yerde bir sopa görmüş. Onu almak üzereyken bir kurt ona doğru hırlamış. Teoman sopa'dan uzaklaşınca, kurt hırlamayı kesmiş. Bir plan yapmışlar. Planda Ali'nin ağaca tırmanması gerekiyormuş ve o ağaçtan arkadaşlarına dal atması gerekiyormuş. Ağaç dallarıyla kurtlarla savaşacaklarmış. Ali bir kedi hızıyla ağaca tırmanmış ve oradan ağaçtaki bütün dalları aşağıya atmış.

Hepsi bir dal alıp sallamaya başlamış. Dalları salladıkça kurtlar uzaklaşıyormuş. Hatice, daldaki bütün kozalakları kurtlara atıyormuş. Kurtlara isabet eden kozalaklar, kurtları öldürüyormuş. Meraklıkanat ta yüksekten kurtların kafasına bombalama düşüyormuş. Selim de kurtlarla savaşıyormuş. Böyle yaparak Korku Ormanı'nı yenmişler ve Korku Ormanı yok olmuş.

Onlar artık evlerine dönebilirlermiş. İlk önce masalcı periye gideceklermiş. Masalcı periye gitmek için sarmaşıklardan aşağıya kaymaları gerekiyormuş. Kaymışlar... Kaymışlar... Kaymışlar... Sonunda yere ulaşmışlar. Bir göl varmış. Ali göldeki taşları ve şelaleyi görmüş. Göldeki taşlara zıplayarak şelanin içine girmiş.

Ali'yi bulamayan arkadaşları ağlamaya başlamışlar. Deniz ağlarken gözünden bir damla suya düşmüş ve şelale iki yana doğru açılmış. İçinden bir peri çıkıp, onları el işareti ile içeriye davet etmiş. İçeriye girdiklerinde Ali'yi bulmuşlar. Masalcı peri bir masal anlatmış. Bir tane daha masal anlatmış ve kendilerini Meraklıkanat'ın babasının evinde bulmuşlar.

Önlerinde bir kitap varmış ve o kitabı okumuşlar. Okuduklarında, kendilerini köylerinde bulmuşlar. Şimdi, sadece Meraklıkanat'ın babasını kurtarmaları gerekiyormuş. Bir plan yapmışlar. Planda Ali ve Deniz kurtamaya gideceklermiş. Şişman Rüstemin evine geldiklerinde gizlice kuşu alıp, kaçmışlar.
Kaçarken Şişman Rüstem kuşunu bulamadığı için Ali ve Deniz'in peşine düşmüş.

Şişman Rüstem Deniz'i yakalamış ama Ali jet gibi kaçmış. Meraklıkanat ve babası ile evine dönmüş, Zeynep te geri gelmiş. Deniz de Şişman Rüstem'den kurtulup yanlarına gelmiş.






...SON...









7 Mart 2014 Cuma

Canavar Peşinde 2. Kitap : Deniz Yılanı Sepron (Adam Blade)



Hikaye, Avantia Krallığında, suyun altında ve köyde geçiyor.

Hikayenin kahramanları :

Tom,
Ellena,
Calum,
Sepron (deniz yılanı),
Aduro (büyücü - iyi),
Fırtına (at)
Gümüş (kurt)
Malvel (büyücü - kötü)


Balıkçı ağını denize atmış. Ama çektiğinde balık gelmemiş. Sonra tekrar atmış. Yine balık gelmemiş ve sudan yukarıya doğru siyah bir şeyin çıktığını görmüşler. Yanında da Calum varmış. Sonra da
sudan bir karaltı yükselmeye başlamış ve sudan bir canavar çıkmış. Canavar teknenin yelkenini koparmış ve suyun altına geri dönmüş.

Tom ve Ellena Sepron'u arıyorlarmış. Sepron'u denizde bulacaklarmış. Tom Fırtına'nın üstündeki eğeri indirip, yere koymuştu. Ama Gümüş ise nefes nefese kalmıştı bir gün sonra Fırtına'ya yine eğer takıp yola koyulmuşlar. Gitmeye başladıklarında onlar önde, Gümüş arkadaymış. Gittikçe acıkıp, susuyorlarmış. Suları az kaldığında şanslarına, karşılarına bir gölcük çıkmış.

Mataralarına su doldurup, yola koyulmuşlar. Nerede olduklarına bakmak için Tom haritayı çıkarmış. Sepron'un nerede olduğuna bakmış. Sepron onlara çok uzakmış ama gidebilirlermiş. Önlerine bir yokuş çıktığında oradan yavaşça inmeye başlamışlar. İnerken çok kötü bir gelgit olmuş. Gelgit suyu öyle yükseltmiş, öyle yükseltmiş ki su onlara doğru gelmeye başlamış. Onlar da dağa doğru koşmaya başlamışlar.

Sonunda dağa varmışlar ve dağdan aşağıya bakmışlar. Birde ne görsünler? Bir köy varmış. Köye gidip karınlarını doyurabilirlermiş. Köye gitmişler. Köyde karınlarını doyurmuşlar. Orada birisi ile tanışmışlar. O kişinin adı Calum'muş.

Calum onlara bazı şeyleri anlatmış. Köylerinin yarısı su ile kaplıymış ve ellerinde sadece bir tane tekne kalmış. Tom ve Ellena sonunda aradıklarını bulmuşlar. Aradıkları eşya tekneymiş. Ama teknenin altında bir delik varmış. O deliği kapatmaları gerekiyormuş.

Deliği katranla kapatmak istemişler. Katran yapmaya başlamışlar. Katranı yapmışlar ama sonra bir yangın çıkmış. Yangın Tom'a yaklaşmış. Tom kalkanını alıp korunmuş. Ama sıcaklık çok fazlaymış. Tom sırılsıklam olmuş. Şimdi katranın erimesini bekleyeceklermiş.

Bir gün plan yapıp, erken kalkmışlar. Tekneyi izin almadan denize doğru götürmüşler. Tam o sırada Calum seslenmiş. Ne yapıyorsunuz siz? diye bağırmış. Calum onların yanına gelmiş. Tom ona olaydan bahsetmiş. Ama bir de Calum'a kimseye bunu söylememesini tembih etmişler.

Yola koyulmadan önce Calum'a Fırtına ve Gümüş'ü bırakmışlar. Sonra yola koyulmuşlar. Hava güzelmiş ama denizde açıldıkça sis çoğalıyormuş. Çok fazla açıldıklarında zar zor bir ada görmüşler. Adaya ulaştıklarında sis birazcık daha azalmış. Adayı araştırdıktan sonra Tom Sepron'un tasmasına giden bir yol bulmuş. Ellena'yı çağırıp buradan aşağıya doğru gidelim demiş. Tekneyi de yanlarına almışlar.

Tom Sepron'u görmüş ve Ellena'ya "Ben Sepron'a doğru yüzücem" demiş. Ellena'ya da kalkanını vermiş. Tom, "Bununla bana ışık tut, ben de yönümü kolayca bulayım" demiş. Ellena öyle yapmış. Tom da nefes alıp suya dalmış. Sepron'u bulana kadar derinlere inmiş. Onu gördüğünde nefesi çok azmış ve geri dönmeye karar vermiş.

Ellena Tom'a "Biraz daha yavaş hareket etmen gerekli, o zaman daha az nefes harcarsın" demiş. Tom da "Tamam" demiş. Tekrar suya dalmış. Bu sefer Ellena'nın dediğini yapmış. Cebindeki anahtarı çıkarıp Sepron'un tasmasının kilidini aramış. Kilidi açmaya çalışmış ama olmamış. Sonra anahtar elinden düşmüş. Tom da geri dönüp yine nefes almış. Ellena "Başardın mı?" diye sormuş. Tom "Hayır" diyerek içindeki hayal kırıklığını gizlemiş.

Tom tekrar suya dalıp, Sepron'u aramış. Bu sefer daha çabuk bulmuş ve kılıcıyla açmayı denemiş. Tom Sepron'un kafasını sallaması ile kilidi açmış! Serbest kalan Sepron Tom'u suyun üstüne çıkarmış. Tom kilidi açmaya çalışırken de Ellena karaya çıkmış. Tom da karaya çıkınca, Tom'un yanında büyücü Aduro'nun görünrtüsü belirmiş.

Büyücü Aduro onlar ile görüşmek için Avantia'dan buraya görüntüsünü göndermiş! Onlarla konuştuktan sonra büyücü Aduro'nun görüntüsü koybolbaya başlamış ve kasabaya dönmüşler.



SON


24 Şubat 2014 Pazartesi

Esrarlı Ada Kitap Özeti (Jules Verne)



Hikaye, adada, balonda ve bir çadırda geçiyor.

Hikayenin kahramanları :

  • Gazeteci Spillet,
  • Kaptan Nemo,
  • Gemici Bay Pencroft,
  • Mühendis Bay Cyrus Harding,
  • Top (köpek),
  • Ayrton,
  • Neb,
  • Herbert,
  • Korsanlar,
  • Jüp (maymun)
Günlerden bir gün, bir kral varmış. Kral, üç kişiye güneydeki adaya doğru gidip oradaki halka baskın yapmalarını istemiş. Ama hepsini birer birer gönderdiği için başarısız olmuşlar. Güneydeki insanlar onları bir çadıra kilitlemişler. Ama bir kaç gün sonra iki kişi gelip onları kurtarmışlar. Oradaki balona binip yola koyulmadan mühendis eline aldığı köpek ile balona binmişler. Çok ilerledikten sonra bir ada görmüşler. Adaya geldiklerinde yemekleri olmadığı için ağaçlardan yemek toplamışlar. Onları yeyip, karınlarını doyurmuşlar.  

Ertesi gün, sopa yapmışlar ve o sopalarla bir domuz öldürmüşler. Bu arada mühendis Cyrus Harding ateş yakmayı başarmış. Sonra o domuzu pişirip yemişler. O gün, bir dağa çıkmışlar. Oradan adanın her tarafına bakıp adaya bir ad vermişler. Adaya Lincoln adası adını vermişler. Sonra tekrar uyumuşlar.

Uyandıklarında daha fazla çalışmışlar ve bir merdiven yapmışlar. Onların evleri olmadığı için kendilerine bir ev yapmaya başlamışlar. Ev, dağın içindeymiş. Kendilerine odalar yapmışlar. Odalara yapraklar koymuşlar. Onların üstünde bir geceyi geçirmişler.  Birkaç gün sonra deniz kıyısında, bir sandık görmüşler. Sandığı eve taşıyıp açmışlar. İçinden çok güzel şeyler çıkmış. Tüfek, yiyecek, fotoğraf makinesi, vb. O eşyalar ile yataklarını geliştirmişler.

Birazcık ağaç kesip bir sandal yapmışlar. İki tane de kürek yapmışlar. Onlarla denize açılmışlar. Giderken bir şişe bulmuşlar. O şişenin içinden bir haber çıkmış. Yakınlardaki bir adada kalan bir adamı kurtarmaları istenmiş. Onu kurtarıp, adaya getirmişler. O adamın adı Ayrton'muş. 

Ayrton onlara o adaya nasıl geldiğini anlatmış. Ayrton'a bir kulübe yapmışlar, Ayrton, bir çiftliğe bakıyormuş. Çiftlikte inekler ve tavuklar varmış. Ayrton ile görüşemedikleri için aralarında bir telgraf hattı yapmışlar. Artık Ayrton'la birlikte uzaktan görüşebiliyorlarmış. Yarın adaya korsanlar gelmiş ama onlar korsanları yenmişler. Korsanlardan üç tanesi hala hayattaymış. Onları aramaya başlamışlar. Fakat korsanlar onlardan daha önce davranıp Herbert'ı vurmuşlar. Bir de Ayrton'u kaçırmışlar. 

Herbert'i alıp eve götürmüşler. Herbert hasta olduğu için, Herbert'a bir ilaç yapıyorlar ve Herbert'a içiriyorlar. Ama Herbert daha da hastalanıyor ve üçüncü krize giriyor. Bu arada mühendis aşağıya inip karşısındaki kutuyu görüyor ve üstündeki yazıyı okuyor. Kutunun üstünde "kinin" yazıyormuş.

Mühendis o kutuyu alıp eve götürmüş. Kinini Herbert'a içirmişler. Herbert birkaç gün sonra iyileşmiş ve Ayrton geri dönmüş. Ayrton nasıl kaçtığını onlara anlatmış. Top ve Jüp onu kurtarmışlar ve sahile gittiklerinde yerde ölü olarak duran üç korsanı görmüşler. Ama onları hiçbiri öldürmemişti. Acaba kim öldürmüş olabilirdi? Bunun cevabı birkaç gün sonra belli olmuş. Evlerinden çok uzak bir yerde kuyu bulmuşlar. Kuyunun içine girdiklerinde bir denizaltı görmüşler. Denizaltının içine girdiklerinde bir adam görmüşler. 

Mühendis, o kişinin kim olduğunu biliyormuş. O kişi, Kaptan Nemo'ymuş. Kaptan Nemo ile konuştuktan sonra, kuyudan yukarı çıkıp dağa bakmışlar, çünkü dağdan buharlar çıkıyormuş. Yani o dağ, patlamak üzere olan bir yanardağmış! Yanardağ patladığında, onlar karşıdaki bir kayalığa doğru yüzmüşler. Kayalık çok minikmiş ama, onlar sığabiliyormuş. Aç ve susuz oldukları için, konuşmakta zorlanıyorlarmış. 

Dördüncü günün sonunda hala aç ve suzuzlarmış. Ama bir gemi görmüşler. Hemen toparlanıp el sallamaya başlamışlar. Gemi onları görüp kurtarmış. Kaptanla konuşup eve dönmüşler. 








                                                                       SON


21 Şubat 2014 Cuma

Ay'a Yolculuk Kitap Özeti (Jules Vene)



Hikaye Florida, ABD, Uzayda ve denizde geçmektedir.

Hikayenin karakterleri : Bay Maston, Bay Tom, Bay Bilsby, Başkan Barbicane, Kaptan Nicholl, Binbaşı Elphinstone, Michael Ardan,

Bir gün silah kulübünde, Bay Tom, Bay Maston ve Bay Bilsby sohbet ediyorlarmış. Sohbet ederken bazı şeyler anlatıyorlarmış. Onlardan bir tanesi silah kulübüne bu aralar çok az kişinin geldiğiymiş. Başka bir sohbet konusu da aya gitmekmiş. Aya nasıl gideceklerini planlıyorlarmış ve buna bütün ülkeye duyurmuşlar. Sonra çalışmalara başlamışlar.

Bir mermi yapacaklarmış. İçine insanlar girecekmiş. Mermi 3,5 metre boyunda olacakmış. Namlu ise 300 metre olacakmış.

İlk önce Demir Dağı'na gidip oradan aşağıya doğru 300 metre kazmışlar. Sonra, merminin yapımına başlamışlar. Ama ilk önce Demir Dağı'ndan dümdüz bir alana doğru tren yolu yapmışlar. Bu yol mermiyi Demir Dağı'na taşıyan yolmuş. Demir Dağı'nın içine ateşlemek için biraz bomba koymuşlar. Ama bu bombalar namluyu ateşlemek için kullanılacakmış.

Aya gidecek kişiler, Bay Maston, Kaptan Nicholl ve Başkan Barbicane'miş. Onlarla birlikte bir de Bay Ardan yolculuğa katılacakmış. Sonra namlunun içine girmişler ve ateşleme yapılmış. Bir patlama yaşanmış. Florida'daki güzellikler simsiyah olmuş. Patlamadan sonra, yeryüzündeki insanlar, ay yolcularının durumunu merak etmişler ve onları görmek için dürbünle nerede olduklarına bakmışlar.

Bütün dünyaya da bir haber vermişler. Haber şöyleymiş:

"Mermi 5 Şubat'ta Ay'ın yanında geçmiştir."

Bunu bütün dünyaya yayınca, herkes ne zaman onların geri döneceklerini merak etmiş.13 Şubat'ta suda dolaşan bir geminin önüne bir mermi düşmüş. O mermi suya düşerken gemi kaptanı merminin içindekileri görmüş. Sonra onları kurtarmak için karaya giderek aletler almış. Onların bulunduğu yere geldiğinde, suyun altında aramış. Ama bulamamış. Birkaç gün sonra suyun altından bir şeyin yukarı doğru çıktığını görmüşler.

Gemidekilere yaklaşınca bunun bir mermi olduğunu görmüşler. Ay yolcularının geri döndüğünü yine bütün dünyaya duyurmuşlar. Ay yolcularını mermiden çıkarıp onları geri götürmüşler ve ne yaptıklarını arkadaşlarına anlatmışlar. Herkes birbirine anlatarak bütün dünya bu hikayeyi öğrenmişler.




                                                                         Son






3 Şubat 2014 Pazartesi

Dünyanın Merkezine Yolculuk Kitabının Özeti (Jules Verne)



Kitap evde yanardağda ve yanardağın içinde dünyada görünmeyen yerlerde geçmektedir. 

Romanda bulunan karakterler aşağıdaki gibidir. :

- Axel,
- Axel’ın amcası Profesör Liedenbrock,
- Hans ,
- Martha,
- Köylüler,
- Bay Fridrikssen

İlk önce, Axel’a amcası bir şifre vermişti. Amcası şifreyi çözmesini istiyor. Sonra Axel şifreyi çözüyor, şifrede şöyle yazmaktadır :

“Ey cesur yolcu! Sneffel Jokulu’nu bul. Temmuz ayından önce Haziran ayının sonlarında; Sneffell’in gölgesi, Scartaris kraterinin ağzına vurunca sana dünyanın merkezinin yolunu gösterecek. Kraterden kokmadan inişini sürdürürsen dünyanın merkezine ulaşacaksın. Arne Sanussemm yani ben bu yolculuğu başardım. “

Sonra Axel ve amcası yolculuk üzerinde tartışıyorlar. Sonunda dünyanın merkezine gitmeye karar veriyorlar. dünyanın merkezine yolculuk etmek için İzlanda’nın başkentine geliyorlar. Sonra Bay Fridrikssen’in evine gidiyorlar. Orada kitaplardan bilgi alarak yolculuğa hazırlanıyorlar. Bay Fridrikssen onlara yardımcı olsun diye yanlarında güçlü bir kişiyi görevlendiriyor.

Daha sonra, yürüyüp bir köye geliyorlar. Yükleri çok fazla olduğundan yollarının geri kalanına köyden aldıkları develerle devam ediyorlar; ama yükleri çok fazla olduğu için köylüler de onlara yardım ediyor. Sneffel dağına vardıklarında develer çıkamayacak kadar dik bir yokuş olduğu için develeri orada bırakıp yollarına devam ediyorlar. Sneffel dağının zirvesine geldiklerinde dağın zirvesinde geceyi geçiriyorlar. Uyandıklarında yağmur yağdığı için dağın içine girmiyorlar. İki gün daha geçtikten sonra, bulutlar açılmaya başlıyor. Profesör Liedenbrock kararını değiştirip 1 Temmuz tarihinde dağın içine giriyor.

Dağın içinde gezerken sularını tasarruflu kullanmadıkları için suları bitiyor. Axel’da susuzluktan yürüyemeyecek kadar yorgun düşüyor. Ve iki gün iki kez bayılıyor. Sonra gezerken yanlarındaki arkadaşı Hans su buluyor ve mataralarını suyla dolduruyorlar. Ama Axel gezerken önde gittiği için giderken amcasını ve Hans’ı bulamıyor. Yanında ışığı olduğu için onunla geziyor. Amcası ve Hans’ı arıyor. Gezerken lambası kırılıyor ve ışıksız kalıyor. Zifiri karanlıkta bir şey göremediği için gezerken başını çarpıp bir daha bayılıyor. Amcası ve Hans onu bulup başka bir mağaraya götürüyor.

Axel uyandığında nerede olduğunu soruyor. Buraya nasıl geldim? diyor. Hans onlara yemek hazırlıyor ve yiyorlar. Axel gücünü toplayarak amcasıyla o mağaradan çıkıp baktıklarında dünyadaki gibi deniz, bulut, mantar ağaçları ve kumsalı görüyorlar. Axel denize elini soktuğunda amcasına “Bu su ne olabilir?” diye soruyor. Sonra Axel şöyle diyor : “Şu ilerideki kemik olabilir mi?” Amcası bu bir mamutun kemikleri diyor. Sonra mantar ağaçlarından bir sal yapıyorlar ve denize açılıyorlar.

Denize açıldıklarında rüzgar çok fazla olduğundan çok hızlı ilerliyorlardı. Giderken büyük deniz canavarlarıyla karşılaştılar. Bazıları birbiri ile savaşıyor bazıları ise yavaş yavaş oradan uzaklaşıyorlardı. Giderken bütün canavarlar birbirlerine girdi bazıları öldü, bazıları da suyun altına batıp öldü. Ve yolumuz açıldı.

20 Ağustos’ta sıcaklık biraz artmıştı ama yolumuza devam ederken fırtına çıktı. Hans’ın varlığı ve ustalığı bizim için çok büyük bir şanstı. 24 Ağustos sabahında fırtına hâlâ devam ediyordu. Yelken direğine bir yıldırım düşünce direğin yarısı ve yelken bezinin tamamı yandı. Karaya vardığımızda yeni bir mağara gördük. Bir günümüzü orada geçirdik ama orada fark ettiğimiz ilk şey, denize açıldıktan sonra yaptığımız yolculuk yaptığımız zaman dönüp dolaşıp aynı adaya gelmişiz. Bunun nasıl olduğunu tartıştık.

Araştırırken bir insan kemiği bulduk ama bu insan kemiğinin kimin kemiği olduğunu bilmiyorduk. Sonra mağaranın içinde Arne Saknussemm yazısını bulduk. O yazının altında bir şey olduğunu düşündük ve çantamızdaki bombayla Arne Saknussemm yazısını patlattık. Patlatır patlatmaz da salımıza atladık. Patlattığımız kayanın diğer yanında büyük bir uçurum bulunuyor olmalıydı. Uçurumun önü açılmıştı. Deniz suyu bu uçuruma doğru akarak bizi de sürüklemesin mi? Geçide girdiğimizde koyu bir karanlıkla karşılaştık. Karanlık geçitlerde ilerlerken Hans üstün yeteneklerini burada da göstermiş ve kendini sala bağlamıştı. Su bizi yukarıya doğru çıkarıyordu ama ben arkama baktığımda arkamızdan bir şeyin geldiğini gördüm. O da lâvdı.

Sıcaklık gittikçe yükseliyordu ve çok terliyorduk. Sanırım hepimiz bayılmışız; çünkü uyandığımızda yanardağın üzerindeydik. Sanırım su bizi yukarıya atmıştı ve buraya düşmüştük. Ancak arkamızdan lâv geliyordu. Dikkatlice hızlı bir şekilde dağdan aşağıya inmeye başladık ve evimize ulaştık. Hans’ı da evine yolladık.



                                                               …Son…