8 Mart 2015 Pazar

Kaptan Grant'ın Çocukları (Jules Verne)



Hikaye, evde, gemide, yolda ve denizde geçiyor.


Hikayenin kahramanları,



  • Lord Glenarvan
  • Binbaşı McNabbs
  • Leydi Helena
  • Kaptan Grant (Harry Grant)
  • Marry
  • Robert
  • Jacques Paganel
  • Kaptan Mangles
  • Ayrton (Gerçek adı Ben Joyce)


Günlerden bir gün, şişenin içinde bir mesaj Lord Glenarvan'ın evine ulaşmış. Lord Glenarvan bu mektubu açmış ve okumuş. İçinde, "Glasgow Lim ... üç direkli Britannia adlı .... 27 Haz.... 1862 .... Patagoni.... bat... ben K.... Grant ile ..... arkadaşım kara çık.... Yerliler bize sal ... tut.... şişeyi 37 derece enlem .... denize attık. İmdat." Lord Glenarvan bu mesajı pek iyi anlayamamış çünkü mesajın bazı yerleri silinmiş olduğu için düzgün okuyamamıştı.


Lord Glenarvan bu mektubun kimden geldiğini bilmiyormuş. Sevgilisi olan Leydi Helena ile mektubu gönderen kişiyi bulacaklarmış. Ama mektuba daha iyi bakınca bu mektubu gönderen kişinin Kaptan Grant adında birisi olduğunu anlamışlar. Yolculuk için, hizmetçilerinden gemiyi hazırlamalarını istemişler. Hizmetçiler hızlı bir şekilde, gemiyi hazırlamışlar. Gemi hazırlandıktan sonra yola çıkacaklarmış ama çıkacakları gün onların evine Kaptan Grant'ın çocukları gelmiş.


Bu yüzden yolculuğu bir gün ertelemişler. Bir gün sonra yolculuğa başlamışlar. Yolculuğa çıkmışlar ama Jacques Paganel'i  gemide bulmuşlar; ama artık geri dönemezlermiş. Kaptanlarının adı Mangles imiş. Ona hep Kaptan Mangles derlermiş. Kaptan Mangles ile yolculuğa devam ediyorlarmış. Bu arada Kaptan Grant'ın bir oğlu ve bir kızı varmış. Oğlunun adı Robert, kızının adı ise Marry imiş. Gemide bir de Binbaşı McNabbs varmış. O da gemideki işlere yardım ediyormuş.


Günlerden bir gün seyahat ederken önlerine bir ada çıkmış. Bu adada bol bol ev varmış ve bu evler göllerin kıyısında ve göllerde de tatlı su olduğu için susuzluk çekmeyeceklermiş. Bu adadaki evlerden üç tanesi terkedilmiş olduğu için üçüne de yerleşmişler. Bu ada hakkında bilgisi olan Bay Paganel onlara bilgi veriyormuş ama bu evler birbirine çok uzakmış. Bu yüzden birbirleri ile konuşmaları zor oluyormuş. Ama ara sıra ortada olan evde buluşup konuşuyorlarmış.


Fakat,  bir gün toprak kayması olmuş. Çünkü bulundukları alan çok dağlıkmış ve dik uçurumlar varmış. Herkes evin içinde bekliyormuş ama Binbaşı McNabbs bunun bir toprak kayması olduğunu düşünmüyormuş. Bunun bir kurt saldırısı olduğunu düşünüyormuş. Çünkü kapının önünde kurtların ayak izleri varmış. Bu arada Robert, Binbaşı McNabbs, Jacques Paganel ve Lord Glenarvan hep adayı geziyormuş. Hep gezen grup Ada etrafında gezerken buranın bir ada olmadığını keşfetmişler ve diğerlerini çağırıp başka bir yere gitmişler.


Şu an geldikleri yerde birisi ile karşılaşmışlar. Karşılaştıkları kişinin adı Ayrton'muş. Ayrton ile bir barda karşılaşmışlar. Beş at kiralamışlar ve onlarla ormana doğru yolculuk etmişler. Yolculukta bir nehirin kıyısında kulübe görmüşler. Bu kulübeye yerleşip yolculuklarına orada bir süre ara vermişler. Ama Ayrton ortakları ile ara sıra gizlice görüşüyormuş. Ama bir gün Lord Glenervan Ayrton'u takip onun kimlerle konuştuğunu görmüş ve artık Ayrton'un gerçek adının Ben Joyce olduğunu biliyormuş. Bunu öğrendikten sonra Ayrton'dan önce geri dönmüş ve herkesi uyarmış.


Sonra Ayrton geldiğinde Binbaşı McNabbs Ayrton'a "Merhaba Ben Joyce" demiş. Ayrton da ona sert bir karşılık vermiş ve silahıyla Lord Gelnarvan'ı kolundan vurmuş ve kaçmış. Gemide de sadece bir kişi varmış. Onun adı da Kaptan Mangles imiş. Lord Gelenervan, Kaptan Mangles'e bir mektup yazmış. Mektubu saklıyormuş. Ama bir gün geri dönen Ayrton mektubu alıp kaçmış ve hemen Duncan'a (gemiye) gitmiş. Mektubu hemen Kaptan Mangles'e vermiş ve yolculuğa devam etmişler.


Lord Glenarvan ve diğerleri gemiyi bulmak için koşuyorlarmış ve son anda yetişip gemiye binmişler. Hemen harekete geçip Ayrton'u yakalamışlar ve bağlamışlar. Gemi ile birlikte yolculuğa devam ettiler. Yolculuk iyi geçmişti ama bir ada ile karşılaşmışlardı. Adada birazcık beklemek istediler. Fakat adada yamyamlar vardı. Hep birlikte gemiye doğru koşmaya başladılar. 

Gemiye bindiklerinde yamyamlar da peşlerinden kayıkla geliyorlarmış. Yamyamlar okları ile onları vurmaya çalışıyorlarmış. Fakat onlar kaçmayı başarmışlar. Yamyamlardan kurtulmayı başarmışlar. Şimdi de Kaptan Grant'ı bulmaya çalışıyorlarmış. Kaptan Grant'ı adanın etrafında dolaşırken bulmuşlar. Kaptan Grant'ı buldukları için sevinen Mary ile Robert babalarına sarılmışlar. 

Evlerine geri dönüyorlarmış ama Ayrton'u Kaptan Grant'ın olduğu adaya bırakmışlar. Ayrton orada bir geminin gelip O'nu almasını bekliyormuş. Bu arada babalarına kavuşan Mary ile Robert çok mutluymuşlar. Lord Glenarvan, Kaptan Grant ve çocuklarını evlerine bırakmış ve tekrar İskoçya'daki evlerine geri dönmüşler.   











  S   O   N   



















17 Ocak 2015 Cumartesi

Pollyanna Kitap Özeti (Eleanor H. Porter)



Hikaye, evde ve yolda geçiyor.

Hikayenin kahramanları,
  • Polly Teyze,
  • Pollyanna,
  • Hizmetçi kız Nancy,
  • Tom Amca,
  • Tom Amca'nın oğlu Tim,
  • Bayan Snow,
  • Bay Pendleton,
  • Bay Hall (Okul Müdürü),

Polly Teyze Nancy'den Pollyanna için tavan arasını toplamasını istemişti. Nancy, selam verip hemen toplamaya gitti. Tavan arasının tozunu süpürdü, camları sildi, yerleri sildi, duvarları boyadı. En sonunda tavan arasına eşya taşıyacaktı. Taşımak için, Tom Amca ve oğlu Tim'den yardım alacaktı. Hep birlikte merdivenlerden dolap, yatak, koltuk ve bir masa taşıdılar. 

Çok yorulmuşlardı. Polly Teyze ile birlikte bir öğlen yemeği yediler. Nancy birazdan Polyanna'yı almaya gidecekti. Yemek bitince hemen tabakları kaldırıp Polyanna'yı almak için tren garına gitti. Pollyanna bir bankta oturmuş merakla kendini kimin alacağını bekliyordu. O sırada Nancy, Pollyanna'yı görüp onu tanımıştı. Ona teyzesinin ismini sordu. O da Polly Teyze diye cevap verdi.

Nancy artık onu tanıyordu ve eve götürmeye hazırdı. Polyanna'yı elinden tutup eve doğru yola çıktılar. Uzun bir yürüyüşten sonra eve vardılar. Çok yorulmuşlardı. Pollyanna önce odasını görmek istiyordu. İlk önce teyzesine sarılıp ondan odasının nerede olduğunu öğrendi. Sonra da hemen tavan arasına koştu. Merdivenleri çıkıp odasına baktı. İlk görüşte odasını çok sevmişti. Teyzesinin onu sevdiği için manzaralı bir odayı seçmesi ne güzeldi diye düşündü Pollyanna.

Çok yorulmuşlardı. Öğlen yemeğinde Polly Teyze içeride bir sineğin uçtuğunu gördü ve Polyanna'ya sinekler hakkında neler biliyorsun diye sordu. Pollyanna da şöyle cevap verdi. Onlar kondukları yerdeki pislikleri ayakları ile her yere taşıyorlar. Polly Teyze, Polyanna'ya bir ödül verdi. Çünkü bu bilgiyi bildiğini bilmiyordu. Pollyanna yemeği bitirince hemen odasına gitti. Odasının havasız kaldığını gördü. Camı açtı. O sırada teyzesi geldi ve şöyle bağırdı:

- İçeri sinek girecek hemen camı kapat!

Pollyanna da hemen camı kapattı. Sonra da dışarıya çıktı. Tom Amca ve oğlu Tim'in yanına gitti. Birlikte sohbet ederlerken zamanın nasıl geçtiğini anlayamadılar ve konuşmaları Polly Teyze'nin yemeğe çağırması ile bitti. Akşam yemeği için Nancy tabakları getiriyordu. Sofrayı hazırladıktan sonra hemen yemeğe oturdular. Yemek çok güzel geçti. Pollyanna yemekten önce çok konuştuğu için çok uykusu gelmişti. Hemen yatağa girip uyudu.

Sabah çok erken uyandı ve kitabını okumaya başladı. Yarım saat sonra Polly Teyze ve Nancy uyanmıştı. O sırada da Pollyanna yirmi sayfa okumuştu. Kahvaltı için Tom Amca ve Tim'i beklediler. Onlar da uyanınca hemen kahvaltı ettiler. Kahvaltıdan sonra Pollyanna ile Nancy evin karşısındaki minik tepecikte gezmeye gittiler. Gezerken Pollyanna Nancy'ye 'mutluluk oyunu'nu öğretti. Nancy'de hemen bunu kullanmaya başladı.

Pollyanna artık Nancy'ye bulaşıkları yıkamasında ve sofra işlerinde yardım edecekti. Ertesi gün Pollyanna bunları uygulamaya başladı. Her gün sofrayı kurmasında yardım ediyordu, hem de bulaşıkları yıkamasına yardım ediyordu. Artık Pollyanna daha çok çalışkan bir çocuk olmuştu. Öğlen yemeği çok güzel geçmişti. Şimdi de sıra odasını toplamaya gelmişti.

Odasını topladıktan sonra da Bayan Snow'un yanına ona çorba vermek için gidecekti. Yolu biliyordu çünkü Polly Teyze ona bir çok kez yolu tarif etmişti. Artık Pollyanna yola çıkmaya hazırdı. Tariflere göre Bayan Snow'un evi Polly Teyze'nin evine çok yakın olduğu için Pollyanna çok kolay gidebildi. Kapıyı çalınca onu hizmetçi karşıladı.

Pollyanna hizmetçiye Bayan Snow'un nerede olduğunu sordu. Hizmetçi de şöyle cevap verdi:

- Koridorda düz ilerleyin ilk çıkan odanın içine girin. Orada yatan kişi Bayan Snow'dur.

Pollyanna, tarif edileni uyguladı ve Bayan Snow'u buldu. Bayan Snow'a neden karanlık bir odada yaşadığını sordu. Bayan Snow'da şöyle cevap verdi:

- Benimle hiç kimse ilgilenmediği için artık ben tek başıma bu odada yaşıyorum.

Pollyanna Bayan Snow'a çorbayı verip gitti. Eve dönerken birisi ile karşılaştı. Onunla tanışıp adının Pendleton olduğunu öğrendi. Artık Bay Pendleton'la her gün buluşuyorlardı ama bir şey onları ayırdı. Pollyanna'nın okulu başlamak üzereydi ve hazırlanmaları gerekiyordu. Pollyanna'nın yarın okulu başlaycaktı. Hemen okul eşyalarını almaya başladılar. Ertesi gün Bayan Polly Okul Müdürü Bay Hall ile karşılaştı ve Pollyanna'yı o okula kayıt yaptırdı.

Ertesi sabah Pollyanna yürüyerek okuluna gidiyordu. Okuluna giderken bir sınıf arkadaşı ile karşılaştı. Onunla birlikte okula gittiler. Okula gidince sınıfını gören Pollyanna çok sevindi. Hemen kendine bir sıra buldu ve oraya yerleşti. Ama okulun ilk günü olduğu için bir şenlik vardı. Herkes bahçede yarım saat oyun oynadı. Bundan sonra derslere başladılar.

Pollyanna okuldan dönerken karşıdan karşıya geçiyordu. Tam yolun ortasına gelmişti ki bir araba ona çok hızlı yaklaşıyordu. Pollyanna ne yapacağını bilemeyip bayıldı ve araba sağ bacağının üstünden geçti. Polly Teyze buna çok üzüldü. Doktorlar çağırdı. En sonunda üçüncü çağırdığı doktor Pollyanna'yı hastaneye yatırdı.

Pollyanna hastanede özel bakımdaydı. Hastanede bacağı alçıya alınmıştı. Pollyanna bir kaç ay sonra yürüme dersi alıyordu ve Polly Teyze'ye bir mektup yazmıştı. Mektupta Pollyanna'nın Polly Teyze'yi sevdiği yazıyordu. Bu arada Polly Teyze de eskisi gibi mutluydu.



{Son_____Son_____Son_____Son_____Son_____Son_____Son_____Son_____Son_____Sonnnn}






11 Ocak 2015 Pazar

Pollyanna'nın Mutluluk Oyunu (Kitaptan Bir Örnek)



Kitapta, Nancy Harrington Konağında çalıştığı için üzülüyordu. Polly Teyze her zaman kızıyordu ve Nancy buna çok üzülüyordu. Ama orada çalışmasaydı evin işleri tamamlanmayacaktı ve Polly Teyze çok zorlanacaktı. Artık Nancy burada çalıştığı için mutluydu. (nedeni üstte yazıyor, "ama" ile başlayan cümle)


Mutluluk Oyunu Nasıl Oynanır ?


  1. Sorununuzu belirleyin.
  2. 'Bu sorun olmasaydı ne olacaktı?' diye düşünün.
  3. Yüzde altmış (% 60) olarak mutlu olacaksınız.
Kendimden örnek :

Ben özet çıkarmasaydım, yüzden az kişi beni görecekti. Şimdi yirmi binden fazla (20.279) görüntüleme sayım var.

3 Ocak 2015 Cumartesi

Mutlu Prens Oscar Wilde




Hikaye hep dışarıda geçiyor.

Hikayenin kahramanları,

  • Kırlangıç 
  • Bir Prens Heykeli

Son baharın son günlerden bir gün, bir kırlangıç bir kırlangıç bir saza aşık olmuş her zaman gelip onunla konuşuyormuş fakat saz hiç onunla konuşmuyormuş. Arkadaşları onun artık göç etmesini istiyor, ama kırlangıç bu isteği hep reddediyormuş. Bir gün arkadaşları soğuğa dayanamamış ve Mısır'a göç etmiş. Kırlangıç artık çok soğuk ve akşam olduğu için sazı bırakıp bir heykelin ayaklarının arasına sığınmış.

Sabah olunca güvercin heykele bakmak için uçuyormuş, o sırada heykelin göz kırptığını görmüş bu yüzden heykelin omuzuna konmuş. Heykel onunla konuşmaya başlamış ve şöyle demiş:

Senden istediğim görevleri yapar mısın? demiş.

Güvercin de:

Tabii ki yaparım demiş.

Kırlangıç artık heykelin tüm isteklerini yerine getiriyormuş. İlk önce vücudundaki yakutları dağıtmış; sonra da gözlerini. Artık göremeyen heykel kırlangıçtan yoksul olan insanları bulup ellerindeki zümrütleri onlara vermesini istemiş kırlangıç bu görevi yapmış ama artık soğuğa dayanamıyormuş. en sonunda o kadar soğuk olmuş ki kırlangıç dayanamayıp ölmüş.

Birkaç gün sonra belediye başkanı parkta gezerken heykelin üzerindeki değerli taşların yok olduğunu görmüş. Değerli taşları tekrar yerlerine koydurmuş ve bu masal da burada bitmiş. :)



SoN..........................SoN...........................SoN.............................SoN......................SoN...............SoN.

1 Ocak 2015 Perşembe

Kralın Yoksul Çocukları (Yazar bilinmiyor)



Hikaye bir şatoda, kalede ve bir kulübede geçiyor.

Hikayenin kahramanları,
  • Kral,
  • En büyük kız kardeş,
  • Ortanca kız kardeş,
  • En küçük kız kardeş,
  • Dev,
  • Yaşlı bir nine,
  • Yoksul Kraliçe,
  • ikizler (Bir ağabey ve kız kardeşi)
  • Bir hemşire
Bir gün çok yoksul olan üç kardeş varmış ve kral oralardan geçerken o üç kardeşin konuşmalarını duymuş. En büyük kız kardeş şöyle demiş:

-Ben kral için çok uzun bir halı örebilirim demiş.

Ortanca kız kardeş ise:

-Ben senden daha da uzun bir halı örebilirim demiş.

En küçük kız kardeş de hepsinden farklı bir şey söylemiş:

-Ben kral için ikiz çocuk doğurabilirim demiş.

Bunları duyan kral yarın hepsini sırayla yanına çağırmış. İlk önce en büyük kız kardeş gelmiş. Kral:

-Üçünüzün de ne dediğinizi biliyorum demiş. Sen çok uzun bir halı örecektin sana tam üç gün veriyorum.

En büyük kardeş hemen halıyı örmeye başlamış.Şimdi de kral ortanca kız kardeşi çağırmış ve şöyle demiş ve cümleye yine aynı şekilde başlamış. (Aslında üçünde de cümleye aynı şekilde başlar.)

-Üçünüzün de ne dediğinizi biliyorum demiş. Sen ablandan daha da uzun bir halı örecektin. Sana da tam üç gün veriyorum.

Ortanca kardeş de hemen halıyı örmeye başlamış. Üç gün geçmiş şimdi kral ilk önce en büyük kardeşin yanına gitmiş. Onun halıyı öremediğini görünce onu şatodan kovmuş. Şimdi de ortanca kız kardeşin yanına gitmiş. O da halıyı örememiş. Bu yüzden kral onu da şatodan kovmuş. Şimdi de sıra en küçük kardeşe gelmiş. Kral ona da aynı şeyleri söylemiş. Kral:

-Üçünüzün de ne dediğini biliyorum demiş. Sen benim için ikiz bebek doğuracaktın demiş. Bunun için evlenmemiz gerek demiş.

Sonra da evlenmişler. Üç yıl sonra en küçük kardeşin ikiz bebeği olmuş ama bunlar olmadan önce en küçük kardeşin ablaları hemşire ile anlaşarak bebekler doğduğu anda onları bir sepete koyup onları bir dereye bırakmasını istemişler. Aslında bebekler ikiz doğmuş ama hemşire bebekleri bir sepete koyup dereye bırakınca krala:

- Aslında bebekler ikiz doğdu ama ikiz doğdular demiş.

Kral da:

- En küçük kız kardeşe şöyle demiş. Yapacağının yarısını yaptın ama bebekler ölü doğdu demiş.

Bu yüzden kral onu da şato'dan kovmuş. Deredeki bebekler en sonunda bir yaşlı ninenin kulübesinin önünde durmuş. Yaşlı nine sepetteki çocukları görünce onlarla hemen ilgilenmeye başlamış. Onları büyütmüş ve ikisi de on yaşına gelmiş. Bir gün annelerine evden daha uzaklarda dolaşmak istediklerini söylemişler. Çünkü her gün hep aynı yerlerde yani kulübenin etrafında dönüp duruyorlarmış.

En sonunda hemşire bir fırsatını bulup şatodan çıkmış ve ikizlerin yaşadıkları kulübenin yakınlarına gelmiş. İkizlerin annesi dışarı çıktığı zaman hemşire hemen içeri girmiş ve çocuklara gerçek babanızı öğrenmek istiyorsanız dediklerimi yapmalısınız demiş. En yakındaki dağın üstündeki kuleyi göstererek o kulenin içindeki dev'in büyülü saatini bana getirmeniz gerek demiş.

İkizler hemen yola çıkmış ama anneleri bunu bilmiyormuş. En sonunda kuleye varan ikizler hemen içeri girmişler. Dev onları görmüş ve büyülü saati almaya çalıştıkları için:

- Ya canınızı ya da malınızı verin demiş.

İkizler, dev ile nazikçe konuşarak devi ikna etmişler. Dev de onlara büyülü saati vermiş. Ertesi gün, hemşire tekrar onların yanına gelmiş ve bu sefer de şöyle demiş:

- Tekrar o kuleye gidip büyülü çubuğu almanız gerekiyor.

İkizler tekrar yola çıkıp tekrar aynı kuleye gitmişler. Bu sefer de dev'den büyülü çubuğu istemişler. Dev de ikizlere şöyle demiş:

- Sanırım, bu hemşire sizi öldürmek istiyor. Yarın tekrar sizden bir şey isterse ben onun haddini bildireceğim.

Öbür gün hemşire tekrar ikizlerin kulübesinin yanına gelmiş ve şöyle demiş:

- Bu sefer de, sizden tekrar oraya gidip büyülü balonu almanızı istiyorum.

Bunu duyan dev ağaçların arasından hemen ortaya çıkıp şöyle demiş :

- Sen onları öldürmeye kalkışıyorsan, kendin öl.

O sırada kral gelmiş. İkizler, krala:

- Korkmayın dev bizim dostumuz demiş.

Hemşireyi gören kral:

- Sen burada ne arıyorsun demiş.

Dev onu korkuttuğu için hemşire her şeyi anlatmış ve bu çocukların kendi oğlu ve kızı olduğunu öğrenen kral, yoksul kraliçeyi de çağırıp büyük bir kutlama yapmış.




..... .... ... .. . S   O   N . .. ... .... ..... 






8 Kasım 2014 Cumartesi

Atatürk'üm (10 Kasım için bir ödev)




Atatürk bizi kurtaran, bizim özgür olmamızı sağlayan kişidir. O olmasaydı biz bir köle, hizmetçi ya da zindanda çürüyen birisi olurduk. O olmasaydı Türkiye paylaşılacaktı. İyi ki Atatürk vardı ki bizi kutardı. Artık hep kalbimizde yaşayacaksın  Atatürk'üm. 1881 - 1938




2 Kasım 2014 Pazar

İki Sene Okul Tatili Kitap Özeti (Jules Verne)



Hikaye, denizde, adada, mağarada ve gemide geçiyor.

Hikayenin kahramanları :


  • Gordon,
  • Doniphan,
  • Wilcox,
  • Cross,
  • Briand,
  • Miço Moko,
  • Jacques, (Briand'ın kardeşi)
  • Webb


Günlerden bir gün Sloughi gemisine gezmek için aynı okulda okuyan sayıları 15'ten fazla olan öğrenciler binmiş. Geminin sahibi ve geminin hizmetçileri dışarı çıkmış. İçeride sadece Miço Moko kalmış. Ama bir anda gemi denizlere açılıvermiş. Bunu kimse fark etmemiş. Yaklaşık yarım saat sonra Briand, Gordon ve Doniphan yukarı çıkmış ve dışarı baktıkları anda şok olmuşlar.

Gördüklerini çocuklara söylememişler. Çünkü denize açılmışlar ve çocuklar bunu duyarlarsa çok korkacaklarını biliyorlarmış. Çocuklara sadece geziye çıktık demişler. Ama çocuklar karadan çok uzaklaştıklarını görünce, yine de çok korkmuşlar. Birkaç gün sonra çocuklardan biri kaptanın olduğu yere girmiş ve kimseyi görmeyince çok korkmuş.

Bunun üzerine, Briand ve Gordon teker teker gemiyi sürüyor ve geri döndürmeye çalışıyorlarmış. Ama gemi bir türlü geri dönmüyormuş ve en sonunda bir adaya ulaşmışlar. Adaya geldiklerinde çocuklardan bazıları çok sevinmiş ama bazıları daha da çok korkmuş. Çünkü bu adada yerlilerin olduğundan şüpheleniyorlarmış.

Herkes hemen barınacakları başka bir alan aramaya başlamış. Çünkü bu gemide çok fazla kalamazlarmış. Kuzey, güney, doğu ve batıya gruplar olarak keşfe çıkmışlar ve güneye giden grup derenin kenarından yol alıyormuş. En sonunda bir mağara bulmuşlar. Yanına aldığı düdüğü grubun başkanı olan Gordon bütün gücüyle çalmış. Bu düdüğü duyan gruplar hemen buluşma alanına koşmuşlar ve güneye giden grupta buluşma alanına koşmuş.

Herkes buluşma alanındaymış ve hep birlikte güneye doğru yol almaya başlamışlar. Mağaranın yanına gelince mağaraya ev yapmayı düşünmüşler ve dereyi kullanarak ilk buluştukları yere geri dönmüşler. Buluştukları yer gemiye çok yakınmış. Gemiden bir sandal alıp dereye koymuşlar ve dere yoluyla gemideki eşyaları ve yiyecekleri rahatlıkla mağaraya taşımışlar.

Mağaraya uygun dekorasyonlar yapmışlar. Artık mağara onların eviymiş. Bazen tekrar gemiye gidip gemide kalan eşyaları getiriyorlarmış. Gemide artık eşya kalmamış ve yiyecek bulmak için ormanın derinliklerine gitmeye başlamışlar. Ama mağaradan çok uzaklaşmıyorlarmış. Çünkü kaybolma riskleri fazlaymış.

Ormanda meyve topluyorlarmış. Ancak etleri bitmek üzereymiş ve mağarada dengeli beslenmek istiyorlarmış. Ertesi gün silahlarını alıp et bulmak için hayvan öldüreceklermiş. Gün doğmaya başladığında et bulmak için Gordon ve Briand akıllı davranarak erkenden hayvanları öldürmeyi başlarmışlar ve çocuklar uyanmadan geri dönmüşler. Çünkü çocuklar onları merak edebilirlermiş.

Çocuklar etleri görünce çok sevinmişler. O zamanlar akıllarında büyük bir proje varmış. Proje; büyük bir uçurtma yapıp, adanın ne kadar büyük olduğunu görmekmiş. O gün bu projeyi yapmaya başlamışlar. Uçurtma için bolca ip ve on tane sopa kullanmışlar. Uçurtmaları iki metre boyundaymış ve ilk denemeleri için içine tam elli kilo koymuşlar.

Uçurtmayı uçurmuşlar ve bu arada uçurtmanın altına birisini taşıyabilmesi için bir sepet bağlamışlar. Uçurtma elli kiloyu kaldırınca uçurtmayı aşağıya indirmişler ve içine Briand binmiş. Briand, görebildiği kadar uzağa bakmış ve adanın çok büyük olduğunu anlamış. Maalesef adaya korsanlar çıkmış ve korsanlardan biri onları görmüş.
10
Artık, çok kötü şeyler olmaya başlayacakmış. Mağaranın düzenli olması için bir başkanlık seçimi yapmaya karar vermişler. Seçimleri kazanan Gordon olmuş. Bunun üzerine Doniphan, Wilcox, Cross ve Webb onlardan ayrılmaya karar vermişler. Diğerleri de üzülmüşler. Şimdi de Doniphan'ın yaptığı grup korsanların yanına gidiyorlarmış.

Başlarına neredeyse bir bela gelmek üzerymiş. Çünkü bir korsan tarafından izleniyorlarmış. Kendilerine bir mağara bulmuşlar ve oraya sığınmışlar ama bu sadece bir günlük bir barınakmış. Çünkü sabah olunca korsanlar onlara saldırma planı yapmışlar. Sabah olduğunda korsanlar onların kapısına gelmiş ve kapıyı yakmışlar. Bunu gören Doniphan, Wilcox, Cross ve Webb yanlarına aldıkları yardım düdüğünü çalmışlar.

Bunu duyan diğer mağaradakiler hemen onları aramaya başlamış. Onları bulduklarında korsanları onları yakalamış. Fakat korsanların elinde silah yokmuş. O yüzden yanlarına aldıkları silahla korsanları vurmuşlar. Serbest kalanlar artık tekrar onların yanına dönmüşler. Korsanların geldiği gemiyi bulmuşlar. Kendi gemileri hasar aldığı için, Korsanların gemisi ile o adadan ayrılmışlar.



╔══╩╝ S   O   N  ╚╩══╗