31 Mayıs 2015 Pazar

Dağ Trolü Arkta (Adam Blade)



Hikaye, Dağlarda, kasabada ve yollarda geçiyor.

Hikayenin kahramanları,
  • Tom
  • Ellenna
  • Gümüş (Ellenna'nın kurdu)
  • Fırtına (Tom'un atı)
  • Aduro
  • Dağ Trolü Arkta
  • Jack
  • Jack'in babası
Birgün Jack, babası ve kabile yolda ilerliyordu. O anda bir sarsıntı hissettiler. Herkes durdu ve etrafa bakındı. Ama etrafta kimse yoktu. Yollarına devam ettiler. Sonra yine bir sarsıntı oldu ve o anda toprak kaymaya başladı. O sırada Jack bir ağaç kadar büyük bir canavar gördü. Toprak kayması bitince kabile yola devam edemedi çünkü yolları kapanmıştı. Artık geri dönmek zorundaydılar.

Tom ve Ellenna yola çıkmışlardı. Acaba Arkta orada ne yapıyordu. Tom ve Elenna bunu düşünüyordu. Fırtına o kadar hızlıydı ki kendilerini bir anda arktanın olduğu yerde buldular. İlerlerken önlerine bir kabile çıktı. Geri dönüyorlardı. Tom onlara sordu "Neden geri dönüyorsunuz?". Kabilenin başkanı söyledi "Çünkü, orada oğlumun söylediğine göre dev bir canavar varmış ve toprak kayması oluyor. Bu yüzden geri dönüyoruz."

Tom, Elenna'ya fısıldayarak birşey söyledi; "Bu Arkta olmalı.". Elenna da "Bence de" dedi. Sonra öne çıkan kişi; "Siz ileri mi gideceksiniz" diye bir soru sordu. Tom da "Evet" dedi. Öne çıkan kişi, "Size iyi yolcuklar, zorlu bir yolculuk olacağı için size biraz erzak vereceğiz" dedi. Elenna bu erzakları aldı ve yola devam ettiler. Yolda ilerlerken Fırtına durdu. Tom ne olduğunu anlamıştı. Toprak kayması oluyordu. Toprak kaymasına habersiz yakalanmışlardı ve şu anda aşağıya doğru iniyorlardı.

Tom bir yere tutunmaya çalıştı ama olmadı. Fırtına aşağı batmamıştı ama her an düşebilirdi. Dengesini kaybetmemek için herşeyi yapıyordu. Elenna fırtınanın üzerinden düştü. Sonra, Fırtına da düştü. Çünkü üzerindeki yük gitmişti. Elenna, Fırtına'ya tutunmaya çalışıyordu ve Gümüş'ün nerede olduğunu görmeye çalışıyordu. Tom bir kayaya tutunmayı başarmıştı ve oradan Elenna'ya bağırıyordu "Fırtınaya tutun".
4
Tom, kayaya tutunduğu için şanslıydı ama ona doğru gelen bir kaya yüzünden tuttuğu kayayı bırakmak zorunda kaldı. Elenna o sırada gümüşü görmüştü ve ona doğru gitmeye çalışıyordu. Ama o sırada Tom'un dediğini hatırladı. O sırada Gümüş'e doğru gitmeyi bırakıp Fırtınayı tutmayı başardı. Tom da tekrar kaymaya başlamıştı. Hepsinin arkasından o geliyordu ve düşen ağaçlardan biri ayağını kesti. Tom'un canı çok acımıştı ama kaymaya devam ediyordu.

En sonunda, toprak kayması bitti ve grup tekrar toplandı. Şimdi bir kamp kurmaları gerekiyordu. Kamp kurduktan sonra verilen erzaktan birazcık alıp yediler ve uyudular. Ertesi gün, bir kasabaya doğru yola çıktılar. Gümüş önlerinde, Fırtına arkasında ve Fırtına'nın üstünde Tom ile Elenna vardı. O gün kasabaya ulaşmışlardı. Kasabada bir soygun yaşandığını duymuşlardı ve hemen oraya doğru gittiler.

Hırsızlar kaçıyordu. Ama o sırada da yine toprak kayması başladı ve hırsızların o anda girdiği evin üstüne kayalar düştü. Hırsızlar o evden çıkamadılar. Bazıları orada kalıp ölsünler diyordu. Bazıları ise onları kurtaralım bir daha yapmazlar diyordu. Tom ve Elenna kurtaralım bir daha yapmazlar diyenlerin yanındaydı ve onları kurtarmaya gittiler.

Toprak kayması bitince Tom kapıyı kırarak hırsızları o evden çıkardı ve onları kasabanın belediye başkanına teslim etti. Hırsızlardan biri Arkta'nın nerede olduğunu Tom'a söyledi. Tom da o hırsıza teşekkür etti ve yollarına devam ettiler. Tom Fırtına'yı yola göre sürüyordu. Gümüş gösterilen yönün tam tersi olan yöne gitti. Tom ve Elenna da Gümüş'ü takip etmek zorunda kaldılar. Sonra önlerinde Gümüş'ü buldular. Gümüş duruyordu.
8
Sonra yine yer sarsıldı ve toprak kayması başladı. Elenna ve Gümüş bir mağaranın içine girdiler ama kayalar mağaranın girişini kapattı. İçerideki hava gittikçe azalıyordu. Toprak kayması durunca Tom Fırtınanın toprağa saplanmış olduğunu gördü ama şimdi Fırtına'yı kurtaramazdı çünkü arkasından Arkta geliyordu. Tom, Arkta'nın gözünün bağlı olduğunu gördü. Demekki canavar bu yüzden bu kadar sinirliydi. Tom'un bu düğümü çözmesi gerekiyordu.

Tom bir anda uçurumun kenarında olduğunu gördü. Arkta, çok hızlı olduğu için orada duramadı ve düştü. Bir kayaya tutunuyordu. Tom da bunu fırsat bilerek Arkta'nın koluna atladı ve kafasına doğru inmeye başladı. Arkta Tom'dan kurtulmaya çalışıyordu ama Tom düğüme yapışmış gibiydi. O sırada Arkta düştü ve Tom düğümü çözemedi. Ama düşerken Arkta bir yere tutunmayı başardı. Tom da düğümü çözemediğinden havaya uçmuştu çünkü düğümü bırakmıştı.

Yanına baktığında Arkta'yla arasında bir metre vardı. Tom yana atladı ve Arkta'nın düğümünün olduğu yere tekrar geldi ve düğümü hemen kesti. Arkta özgür kalınca kendini yukarı çekerek Tom'u da kurtardı ve Elenna ve Gümüş'ün yanına doğru gitti. Mağaranın önünü kapatan kayaları çekince Tom ve Gümüş hemen dışarı çıktı. Fırtına da bir şekilde kurtulmuştu.

O sırada Aduro ortaya çıktı ve Tom'a Arkta'nın tüyünü kalkanına takmasını istedi. Bu tüy Tom'u yüksek yerlerden düşünce, düşüşünü yavaşlatacaktı. Tom, Aduro'ya bu bilgi için teşekkür etti ve yeni görevlerinin ne olduğunu sordu. Yeni görevleri At Adam Tagus'u yenmekti. Aduro ortadan kaybolup gitti. Tom ve Elenna yola çıktılar.


SON



Ben, bu özetten kendimizi yapacağımız işe alıştırmamız gerektiğini öğrendim. Peki siz ne öğrendiniz? Lütfen yorumlara yazınız...















































25 Mayıs 2015 Pazartesi

Ateş Ejderhası Ferno (Adam Blade)



Hikaye, yolda, sarayda, köyde ve ormanda geçiyor.

Hikayenin kahramanları:

  • Tom,
  • Elenna,
  • Edward,
  • Kral Hugo,
  • Aduro,
  • Caldor,
  • Gümüş (Elenna'nın kurdu),
  • Fıtına (Tom'un atı),
  • Ferno (Ateş Ejderhası),
  • Hızlı Taladon (Tom'un babası).


Caldor Ateş canavarını yani Ferno'yu yakalamaya çalışmıştı ama başaramamıştı. Edward onu aradı ama bulamadı. Ejderha onu alıp götürmüştü. Edward üzgünce ustasının yokoluşunu Kral Hugo'ya anlatmak için yola çıktı.

Tom düşmanına sert sert bakıyordu. "Herşeyi bırak hain" dedi Tom. Hain bırakmayınca ona sert bir darbe vurdu. Sonra Tom, tarlalara doğru gitti. Tarlalara geldiğinde tarlaların üstünden dev bir canavar geçtiğini gördü ve o anda bütün tarla yanmaya başladı. Tarladaki bütün ekinler yok olmuştu.Tom buna çok üzüldü ama bunu kimseye anlatmadı. Tom evine doğru yola çıktı. O anda köyde bir yangın çıkmıştı. Tom buna çok şaşırmıştı. bunu da o canavarın yaptığını düşündü.

Tom köyün isteğiyle Kral Hugo'ya gidecekti. Tom ertesi gün yola çıktı. Yolda, çok yavaş ilerlediğinden altı günde saraya vardı. Sarayda bir hizmetçi kılığına girerek kralın yemeğini götürdü. O sırada, oraya birisi geldi. Tom onun kim olduğunu bilmiyordu ama yırtık kıyafetler giymişti. Kral ona adının ne olduğunu sordu. Edward diye cevap verdi. Kral Hugo, Edward ile konuşmaya başladı; "Neden buraya geldin?"

Edward cevapladı; "Çünkü, ustamı bir canavar alıp götürdü. Nerede olduğunu bilmiyorum." O sırada muhafızlar, Tom'u gördü ve onu yakaladılar. Kral yüzünün aynı Tom'un babası olan Hızlı Taladon'a benzediğini gördü. O sırada Aduro araya girdi; "Sen kimsin, senin adın ne?" dedi. Tom hemen yanıtladı; "Benim adım Tom" dedi. Sonra Edward Kral Hugo'ya bir altın anahtar verip gitti.

Sonra kral bu anahtarı Adura'ya verdi. Aduro bu anahtarın sihirli olduğunu söyledi ve bu anahtarı Tom'a verdi. Aduro ona Avantia'da ne olduğunu anlattı. Tom da bunu öğrenince bir zorlu göreve gideceğini de duydu. Bu görevler çok önemliydi ve gizliydi. Tom'un bunu kimseye söylememesi gerekiyordu. Tom'a gerekli kıyafet, sihirli harita, bir kılıç ve bir kalkan verildi. Hızlı gitmesi için de bir at!.. Tom'a bu atın isminin Fırtına olduğunu söylediler.

Tom ertesi gün yola çıktı ve bir ormana ulaştı. Ormanda ilerlerken önüne düşmanlar çıktı. Bu Tom'un ilk mücadelesi olacaktı. Tom hemen kılıcını çıkartıp, onlara gösterdi. Düşmanlar birazcık korkmuşlardı ama saldırmaya devam ettiler. O anda bir kurt ortaya çıktı ve Tom'u kurtardı. Tom bu kurta hayatını borçluydu. Şimdi bütün düşmanları geri püskürtmek için Tom ve Kurt düşmanlara doğru gitti.

Düşmanlar çok korkup kaçtılar. O sırada bir kız ortaya çıktı. Tom, kurta hayatını borçlu olduğu için o kıza görevini anlattı ve ona adını sordu. Kızın adı Elenna idi. Elenna kurdunun ismini Tom'a söyledi. Kurdun ismi Gümüş'tü. Artık Elenna, Tom, Fırtına ve Gümüş iyi bir takım olmuşlardı. Tom Elenna'ya neden burada olduğunu sordu. Elenna; "Çok kötü bir dönemdeyiz, hiç yemeğimiz kalmadı." dedi. "Avlanmaya gelmiştik." diye ekledi.

Tom da "biz de Ferno'yu özgürlüğüne kavuşturmak için gelmiştik." dedi. Tom, Elenna'ya "Şimdi yola çıkmam gerek, istersen sen de gel." dedi. Elenna, "Tabiki de gelilirim" dedi. Birlikte yola çıktılar.

Tom, cebinden sihirli haritayı çıkardı ve daha ne kadar yolları kaldığına baktı. Az yolları kalmıştı. Fırtına o kadar hızlıydı ki, uzun yolları birkaç saatte gidebiliyorlardı. Çok yolları olmadığı için Fırtına yavaş gidiyordu. Gidecekleri yere varmışlardı. Tom Fırtına'nın sırtından indi ve Ferno'nun yaşadığı bölgeye gitti. Arkasında kalkanı, cebinde bir sihirli haritası ve diğer cebinde bir altın anahtarı vardı.

O sırada Ferno ortaya çıktı. Tom gerekli anı bekliyordu ve bir anda Ferno'nun kuyruğuna atlayıp yukarıya doğru tırmanmaya başladı. Çünkü altın tasma boynundaydı. Ferno, bir anda sallanmaya başladı. Tom'u üzerinden atmak istiyordu. Ama Tom tasmaya öyle sıkı tutunmuştu ki oradan düşmüyordu. Ama bir anda altın anahtar elinden kaydı ve yere düştü. Elenna onu yerden alıp okuna taktı ve Tom'a fırlattı.

Tom gerekli anı yakalayıp altın anahtarı Ferno'nun tasmasına taktı ve çevirdi. Artık Ferno özgürdü. Ama Tom'un tutunacak bir yeri kalmadığı için yere düştü. Fakat Tom mutluydu. Çünkü Ferno'yu özgür bırakmıştı. Bir anda bir ağacın üzerinde bir pul belirdi ve ağacın yanında birisinin yüzü vardı. Tom ağaca doğru yaklaşıp bu yüzün Adura'ya ait olduğunu gördü. Aduroyla uzun uzun konuştular. Aduro bir sonraki görevinin Deniz Yılanı Sepron'u yenmek olduğunu açıkladı.


SON

Ben bu kitaptan hiç pes etmediğimiz zaman herşeyi başarabileceğimizi öğrendim.

13 Nisan 2015 Pazartesi

Arı Maya (Waldemar Bonsels)



Hikaye, kovanda ve dışarıda geçiyor.

Hikayenin kahramanları,

  • Arı Maya,
  • Rehber,
  • Eşek Arısı,
  • Yusufçuk,
  • Ağaçkakan,
  • Kabukdelen böcekleri,

Bir gün kovanda bir arı doğumuş adı Arı Maya imiş. Arı Maya bir gün bir rehber ile dışarıya çıkmış. Dışarıda önden uçtuğu için rehber ona yetişememiş. Arı Maya, dışarıda kaybolmuş. Bir çiçeğin üstüne konmuş. Karını doyurmuş. Sonra, havada uçarken bir Eşek Arısı ile karşılaşmış. Onunla birazcık konuşmuş. Eşek Arısı insanlardan söz etmiş. Arı Maya da insanların kim olduğunu sormuş.

Konuşmaları böyle devam ederken, bir Yusufçuk Böceği oraya gelmiş ve Eşek Arısını hapur hupur yemiş. Arı Maya, Yusufçuk Böceğine sormuş; "Neden Eşek Arısını yedin?". Yusufçuk böceği Arı Maya'nın sorusunu şöyle yanıtlamış; "Sen nasıl polen yiyorsan ben de eşek arısını yiyorum". Arı Maya ona da insanları sormuş; "İnsanları biliyor musun?". Yusufçuk böceği; "Tabi ki biliyorum" demiş. 

Arı Maya; "Anlatır mısın?" demiş. Yusufçuk Böceği anlatmaya başlamış; "Onların hem iyileri hem de kötüleri vardır. Bazı insanlar iyidir, bazı insanlar da kötüdür." Arı Maya insanlar hakkında daha çok bilgi edinmek istiyormuş. Oradan ayrılmış ama belki de onunla tekrar görüşürmüş. Oradan gidince, bir ağacın kovuğuna yerleşmiş. Burada bir ağaçkakan ile karşılaşmış. 

Arı Maya ilk günlerde Ağaçkakan'dan rahatsız oluyormuş. Ama sonra Ağaçkakan'a alışmış. Artık her akşam konuşmadan uyumuyorlarmış. Arı Maya ara sıra geziniyormuş. Bir gün eve döndüğünde Ağaçkakan'a "İnsanları tanıyor musun?" diye sormuş. Ağaçkakan; "Hayır" demiş, şöyle de eklemiş. "Sen tanıyor musun?". Arı Maya "Evet" demiş, "Ama hiç görmedim" demiş. 

Ertesi gün Arı Maya, her zamanki gibi dışarı çıkmış. Dışarıda gezmiş. Evinden birazcık uzaklara gitmiş ve insanların yaşadığı evlere gelmiş. Evlerden çok ses çıkıyormuş. Arı Maya bir evin içerisine girmiş ve bir insan görmeyi başarmış. Sonra hemen o evi terk etmiş. Çünkü insanların ona zarar vermesini istemiyormuş. Akşamın karanlığı iyice bastırmış. Hava gökyüzünün tepesindeki ay ile aydınlanıyormuş. 

Arı Maya bir gününü orada geçirmiş. Ertesi gün evine geri dönmüş. Evi delik deşikmiş. Bunu kimin yaptığını araştırmaya başlamış. Akşam hiç uyumamış beklemiş. Ama malesef gözleri kapanmış ve uyumaya başlamış. Ertesi gün evini delen kişiyi yakalamış. O kişinin adı Kabukdelen Böceğiymiş. Kabukdelen Böceği, Arı Maya'ya evini göstermiş. Evinde yaklaşık kırk kişi varmış. 

Arı Maya, Kabukdelen Böceklerine sormuş; "Siz neden bu kadar fazla kişisiniz?". Kabukdelen Böceklerinden en büyük olan kişi, yani baba cevabı vermiş; "Biz bu kadar fazla olmazsak, ağaçları delemeyiz". Arı Maya, onları Ağaçkakan'dan korumuş. Sonra da tekrar gezmeye çıkmış. Gezerken, Eşek Arılarının kovanına girdiğini farketmemiş ve orada yakalanmış. 

Orada Eşek Arılarının Kraliçesi toplantı yapıyormuş. Arı Maya bu konuşmaların hepsini duymuş. Sonra da bir şekilde oradan kaçmış. Hemen kendi kovanına gitmiş ve bunu duyurmuş. Kovan kendilerini koruma altına almış. Kovanın kapısını kapatmışlar. Bir sonraki gün Eşek Arıları onların kovanlarına saldırmışlar. İçeriye dörder dörder gruplar sokmuşlar. ama arılar içeri giren her grubu öldürüyormuş.

En sonunda Kraliçe de girmiş ve içeride bütün herkes ölmüş. Bal arıları saldırıdan kurtuldukları için çok mutlularmış. Bunun için Arı Maya'ya bir ödül vermişler. 


SON


Ali Toprak Dalkıran bu kitaptan arıştarmanın nasıl bir şey olduğunu öğrendi. Siz bu kitaptan ne öğrendiniz? Lütfen yorumlarınızı benimle paylaşır mısınız?




12 Nisan 2015 Pazar

Güliver Küçük İnsanlar Ülkesinde (Jonatan Swift)



Hikaye Lilliput adasında, Blefusku adasında, gemide geçiyor.

Hikayenin kahramanları;


  • Güliver,
  • Lilliput Kralı,
  • Blefusku Kralı,

Güliver bir gün gemiyle denize açılmış ama bu gemi bir arkadaşının gemisiymiş. Güliver de burada doktorluk yapıyormuş. Gemiyle ilerlerken bir sıkıntı olmuş ve bir kayaya çarpmışlar. Güliver şans eseri kurtulmuş.

Sabah olduğunda, Güliver kendini bir adanın kumsalında bulmuş ama hiçbir yerini hareket ettiremiyormuş. Birazcık daha kalkmaya çalışyormuş ama olmuyormuş. Birazcık beklemiş. Bütün gücünü topladıktan sonra tekrar denemiş ama yine olmamış. Şimdi bunu tekrar denemek için güç toplamaya başlamış. 

O sırada gövdesinde bir gıdıklanma hissetmiş. Kafasını kaldırıp baktığında mini minnacık insanların üzerinde olduğunu görmüş. Sonra bu insanların çok küçük mızrakları kendisine attıklarını görmüş. Gözüne gelmesin diye gözünü kapatmış. Birkaç kişi onun burnunun üzerine çıkmış. Bir tanesinin üzerinde bir taç varmış. Güliver o kişinin kral olduğunu anlamış.

Bu arada neden yeden kalkamadığını da artık biliyormuş. İncecik sağlam iplerle onu yere bağladıkları için hiçbir yere kıpırdayamıyormuş. Kral bir şey demiş. "Dakihah degul!" Güliver de aynısını tekrarlamış, "Dakikah degul!". Sonra Güliver'i bin bir güçlükle tekerlekli bir arabaya bindirmişler ve üç günde Lilliput şehrine ulaşmayı başarmışlar. Güliver'i, bir büyük evin içine zorla sokmuşlar. Bu ev Güliver için küçük ama mini minnacık insanlar için büyük bir evmiş. 

Güliver'i nasıl besleyeceklerini bilmiyorlarmış. Güliver'e Lilliput adasında yetişen çok küçük meyveler vermişler ama Güliver bu meyvelerden birkaç tanesiyle doymuyormuş. bu meyvelerden binlerce gerekiyormuş. 

Güliver'i bir ayağından bir yere zincirle bağlamışlar. Güliver, özgür kalmak istiyormuş. Bir gün, Güliver'i görmek isteyen çok insan gelmiş. Güliver'i görmek için çok uzaklardaki köylerden gelen insanlar bile oluyormuş. Artık Güliver'i görmek için para vermeleri gerekiyormuş. 

Bir gün para verip Güliver'i görmek isteyen üç insan onu ok yağmuruna tutmuşlar. Bu oklardan biri Güliver'in kaşının birazcık altına saplanmış. Bu ok Güliver'in canını çok yakmış. Oraya hemen Kral gelmiş ve Güliver'e ok atanları bağlanmış halde Güliver'in yanına getirmiş. Güliver onları eline almış. Cebinden çıkardığı minik bıçağı minicik üç insanın önüne götürmüş. Bu bıçak Güliver için küçük ama minik insanlar için dev gibi bir kılıçmış.

Güliver, elindeki bıçakla ona ok atan kişilerin iplerini kesmiş ve onları geri bırakmış. Bunu gören Lilliput Halkı Güliver'i alkışlamaya başlamışlar. Kral bu davranışından ötürü Güliver'i serbest bırakmış. Güliver, yanındaki rehberler ile şehri dolaşmaya başlamış. Herkes Güliver'i izliyormuş. Güliver şehri tanıyınca, Lilliput dilini öğrenmek için her dili bilen dil uzmanlarının yanına gitmiş. 

Lilliput dilini öğrendikten sonra Blefusku adasını görmeye gidecekmiş ama halk ona izin vermemiş ve Güliver'i zehirleme kararı alınmış. Yemeklerine zehir koyup onu zehirleyeceklermiş. Bunları Güliver'e onu kötü görmeyen bir rehber anlatmış. Güliver kendisine teşekkür etmiş ve bütün eşyalarını toplayıp Blefusku adasına gitmiş.

Blefusku adasındaki insanlar Güliver'i sevinçle karşılamış ve onun adına büyük bir şölen yapılmış. Blefusku adasındaki insanlar Lilliput adasındakilerle aynı dili konuşuyorlarmış. Aslında bu onların ortak diliymiş. Çok yakında, Lilliput adasından Blefusku adasına birkaç kişi gönderilmiş. Onlar, Güliver'i almaya gelmişler, ama Güliver ortada yokmuş. Çünkü o karada bulduğu bir filika ile oradan kaçmayı başarmış. Evine dönünce başından geçenleri herkese anlatmış. 

SON


Ali Toprak Dalkıran bu kitaptan tutsak kalmanın çok sıkıcı olduğunu öğrendi. Siz bu kitaptan ne öğrendiniz? Lütfen yorumlarınızı benimle paylaşın...

8 Mart 2015 Pazar

Kaptan Grant'ın Çocukları (Jules Verne)



Hikaye, evde, gemide, yolda ve denizde geçiyor.


Hikayenin kahramanları,



  • Lord Glenarvan
  • Binbaşı McNabbs
  • Leydi Helena
  • Kaptan Grant (Harry Grant)
  • Marry
  • Robert
  • Jacques Paganel
  • Kaptan Mangles
  • Ayrton (Gerçek adı Ben Joyce)


Günlerden bir gün, şişenin içinde bir mesaj Lord Glenarvan'ın evine ulaşmış. Lord Glenarvan bu mektubu açmış ve okumuş. İçinde, "Glasgow Lim ... üç direkli Britannia adlı .... 27 Haz.... 1862 .... Patagoni.... bat... ben K.... Grant ile ..... arkadaşım kara çık.... Yerliler bize sal ... tut.... şişeyi 37 derece enlem .... denize attık. İmdat." Lord Glenarvan bu mesajı pek iyi anlayamamış çünkü mesajın bazı yerleri silinmiş olduğu için düzgün okuyamamıştı.


Lord Glenarvan bu mektubun kimden geldiğini bilmiyormuş. Sevgilisi olan Leydi Helena ile mektubu gönderen kişiyi bulacaklarmış. Ama mektuba daha iyi bakınca bu mektubu gönderen kişinin Kaptan Grant adında birisi olduğunu anlamışlar. Yolculuk için, hizmetçilerinden gemiyi hazırlamalarını istemişler. Hizmetçiler hızlı bir şekilde, gemiyi hazırlamışlar. Gemi hazırlandıktan sonra yola çıkacaklarmış ama çıkacakları gün onların evine Kaptan Grant'ın çocukları gelmiş.


Bu yüzden yolculuğu bir gün ertelemişler. Bir gün sonra yolculuğa başlamışlar. Yolculuğa çıkmışlar ama Jacques Paganel'i  gemide bulmuşlar; ama artık geri dönemezlermiş. Kaptanlarının adı Mangles imiş. Ona hep Kaptan Mangles derlermiş. Kaptan Mangles ile yolculuğa devam ediyorlarmış. Bu arada Kaptan Grant'ın bir oğlu ve bir kızı varmış. Oğlunun adı Robert, kızının adı ise Marry imiş. Gemide bir de Binbaşı McNabbs varmış. O da gemideki işlere yardım ediyormuş.


Günlerden bir gün seyahat ederken önlerine bir ada çıkmış. Bu adada bol bol ev varmış ve bu evler göllerin kıyısında ve göllerde de tatlı su olduğu için susuzluk çekmeyeceklermiş. Bu adadaki evlerden üç tanesi terkedilmiş olduğu için üçüne de yerleşmişler. Bu ada hakkında bilgisi olan Bay Paganel onlara bilgi veriyormuş ama bu evler birbirine çok uzakmış. Bu yüzden birbirleri ile konuşmaları zor oluyormuş. Ama ara sıra ortada olan evde buluşup konuşuyorlarmış.


Fakat,  bir gün toprak kayması olmuş. Çünkü bulundukları alan çok dağlıkmış ve dik uçurumlar varmış. Herkes evin içinde bekliyormuş ama Binbaşı McNabbs bunun bir toprak kayması olduğunu düşünmüyormuş. Bunun bir kurt saldırısı olduğunu düşünüyormuş. Çünkü kapının önünde kurtların ayak izleri varmış. Bu arada Robert, Binbaşı McNabbs, Jacques Paganel ve Lord Glenarvan hep adayı geziyormuş. Hep gezen grup Ada etrafında gezerken buranın bir ada olmadığını keşfetmişler ve diğerlerini çağırıp başka bir yere gitmişler.


Şu an geldikleri yerde birisi ile karşılaşmışlar. Karşılaştıkları kişinin adı Ayrton'muş. Ayrton ile bir barda karşılaşmışlar. Beş at kiralamışlar ve onlarla ormana doğru yolculuk etmişler. Yolculukta bir nehirin kıyısında kulübe görmüşler. Bu kulübeye yerleşip yolculuklarına orada bir süre ara vermişler. Ama Ayrton ortakları ile ara sıra gizlice görüşüyormuş. Ama bir gün Lord Glenervan Ayrton'u takip onun kimlerle konuştuğunu görmüş ve artık Ayrton'un gerçek adının Ben Joyce olduğunu biliyormuş. Bunu öğrendikten sonra Ayrton'dan önce geri dönmüş ve herkesi uyarmış.


Sonra Ayrton geldiğinde Binbaşı McNabbs Ayrton'a "Merhaba Ben Joyce" demiş. Ayrton da ona sert bir karşılık vermiş ve silahıyla Lord Gelnarvan'ı kolundan vurmuş ve kaçmış. Gemide de sadece bir kişi varmış. Onun adı da Kaptan Mangles imiş. Lord Gelenervan, Kaptan Mangles'e bir mektup yazmış. Mektubu saklıyormuş. Ama bir gün geri dönen Ayrton mektubu alıp kaçmış ve hemen Duncan'a (gemiye) gitmiş. Mektubu hemen Kaptan Mangles'e vermiş ve yolculuğa devam etmişler.


Lord Glenarvan ve diğerleri gemiyi bulmak için koşuyorlarmış ve son anda yetişip gemiye binmişler. Hemen harekete geçip Ayrton'u yakalamışlar ve bağlamışlar. Gemi ile birlikte yolculuğa devam ettiler. Yolculuk iyi geçmişti ama bir ada ile karşılaşmışlardı. Adada birazcık beklemek istediler. Fakat adada yamyamlar vardı. Hep birlikte gemiye doğru koşmaya başladılar. 

Gemiye bindiklerinde yamyamlar da peşlerinden kayıkla geliyorlarmış. Yamyamlar okları ile onları vurmaya çalışıyorlarmış. Fakat onlar kaçmayı başarmışlar. Yamyamlardan kurtulmayı başarmışlar. Şimdi de Kaptan Grant'ı bulmaya çalışıyorlarmış. Kaptan Grant'ı adanın etrafında dolaşırken bulmuşlar. Kaptan Grant'ı buldukları için sevinen Mary ile Robert babalarına sarılmışlar. 

Evlerine geri dönüyorlarmış ama Ayrton'u Kaptan Grant'ın olduğu adaya bırakmışlar. Ayrton orada bir geminin gelip O'nu almasını bekliyormuş. Bu arada babalarına kavuşan Mary ile Robert çok mutluymuşlar. Lord Glenarvan, Kaptan Grant ve çocuklarını evlerine bırakmış ve tekrar İskoçya'daki evlerine geri dönmüşler.   











  S   O   N   



















17 Ocak 2015 Cumartesi

Pollyanna Kitap Özeti (Eleanor H. Porter)



Hikaye, evde ve yolda geçiyor.

Hikayenin kahramanları,
  • Polly Teyze,
  • Pollyanna,
  • Hizmetçi kız Nancy,
  • Tom Amca,
  • Tom Amca'nın oğlu Tim,
  • Bayan Snow,
  • Bay Pendleton,
  • Bay Hall (Okul Müdürü),

Polly Teyze Nancy'den Pollyanna için tavan arasını toplamasını istemişti. Nancy, selam verip hemen toplamaya gitti. Tavan arasının tozunu süpürdü, camları sildi, yerleri sildi, duvarları boyadı. En sonunda tavan arasına eşya taşıyacaktı. Taşımak için, Tom Amca ve oğlu Tim'den yardım alacaktı. Hep birlikte merdivenlerden dolap, yatak, koltuk ve bir masa taşıdılar. 

Çok yorulmuşlardı. Polly Teyze ile birlikte bir öğlen yemeği yediler. Nancy birazdan Polyanna'yı almaya gidecekti. Yemek bitince hemen tabakları kaldırıp Polyanna'yı almak için tren garına gitti. Pollyanna bir bankta oturmuş merakla kendini kimin alacağını bekliyordu. O sırada Nancy, Pollyanna'yı görüp onu tanımıştı. Ona teyzesinin ismini sordu. O da Polly Teyze diye cevap verdi.

Nancy artık onu tanıyordu ve eve götürmeye hazırdı. Polyanna'yı elinden tutup eve doğru yola çıktılar. Uzun bir yürüyüşten sonra eve vardılar. Çok yorulmuşlardı. Pollyanna önce odasını görmek istiyordu. İlk önce teyzesine sarılıp ondan odasının nerede olduğunu öğrendi. Sonra da hemen tavan arasına koştu. Merdivenleri çıkıp odasına baktı. İlk görüşte odasını çok sevmişti. Teyzesinin onu sevdiği için manzaralı bir odayı seçmesi ne güzeldi diye düşündü Pollyanna.

Çok yorulmuşlardı. Öğlen yemeğinde Polly Teyze içeride bir sineğin uçtuğunu gördü ve Polyanna'ya sinekler hakkında neler biliyorsun diye sordu. Pollyanna da şöyle cevap verdi. Onlar kondukları yerdeki pislikleri ayakları ile her yere taşıyorlar. Polly Teyze, Polyanna'ya bir ödül verdi. Çünkü bu bilgiyi bildiğini bilmiyordu. Pollyanna yemeği bitirince hemen odasına gitti. Odasının havasız kaldığını gördü. Camı açtı. O sırada teyzesi geldi ve şöyle bağırdı:

- İçeri sinek girecek hemen camı kapat!

Pollyanna da hemen camı kapattı. Sonra da dışarıya çıktı. Tom Amca ve oğlu Tim'in yanına gitti. Birlikte sohbet ederlerken zamanın nasıl geçtiğini anlayamadılar ve konuşmaları Polly Teyze'nin yemeğe çağırması ile bitti. Akşam yemeği için Nancy tabakları getiriyordu. Sofrayı hazırladıktan sonra hemen yemeğe oturdular. Yemek çok güzel geçti. Pollyanna yemekten önce çok konuştuğu için çok uykusu gelmişti. Hemen yatağa girip uyudu.

Sabah çok erken uyandı ve kitabını okumaya başladı. Yarım saat sonra Polly Teyze ve Nancy uyanmıştı. O sırada da Pollyanna yirmi sayfa okumuştu. Kahvaltı için Tom Amca ve Tim'i beklediler. Onlar da uyanınca hemen kahvaltı ettiler. Kahvaltıdan sonra Pollyanna ile Nancy evin karşısındaki minik tepecikte gezmeye gittiler. Gezerken Pollyanna Nancy'ye 'mutluluk oyunu'nu öğretti. Nancy'de hemen bunu kullanmaya başladı.

Pollyanna artık Nancy'ye bulaşıkları yıkamasında ve sofra işlerinde yardım edecekti. Ertesi gün Pollyanna bunları uygulamaya başladı. Her gün sofrayı kurmasında yardım ediyordu, hem de bulaşıkları yıkamasına yardım ediyordu. Artık Pollyanna daha çok çalışkan bir çocuk olmuştu. Öğlen yemeği çok güzel geçmişti. Şimdi de sıra odasını toplamaya gelmişti.

Odasını topladıktan sonra da Bayan Snow'un yanına ona çorba vermek için gidecekti. Yolu biliyordu çünkü Polly Teyze ona bir çok kez yolu tarif etmişti. Artık Pollyanna yola çıkmaya hazırdı. Tariflere göre Bayan Snow'un evi Polly Teyze'nin evine çok yakın olduğu için Pollyanna çok kolay gidebildi. Kapıyı çalınca onu hizmetçi karşıladı.

Pollyanna hizmetçiye Bayan Snow'un nerede olduğunu sordu. Hizmetçi de şöyle cevap verdi:

- Koridorda düz ilerleyin ilk çıkan odanın içine girin. Orada yatan kişi Bayan Snow'dur.

Pollyanna, tarif edileni uyguladı ve Bayan Snow'u buldu. Bayan Snow'a neden karanlık bir odada yaşadığını sordu. Bayan Snow'da şöyle cevap verdi:

- Benimle hiç kimse ilgilenmediği için artık ben tek başıma bu odada yaşıyorum.

Pollyanna Bayan Snow'a çorbayı verip gitti. Eve dönerken birisi ile karşılaştı. Onunla tanışıp adının Pendleton olduğunu öğrendi. Artık Bay Pendleton'la her gün buluşuyorlardı ama bir şey onları ayırdı. Pollyanna'nın okulu başlamak üzereydi ve hazırlanmaları gerekiyordu. Pollyanna'nın yarın okulu başlaycaktı. Hemen okul eşyalarını almaya başladılar. Ertesi gün Bayan Polly Okul Müdürü Bay Hall ile karşılaştı ve Pollyanna'yı o okula kayıt yaptırdı.

Ertesi sabah Pollyanna yürüyerek okuluna gidiyordu. Okuluna giderken bir sınıf arkadaşı ile karşılaştı. Onunla birlikte okula gittiler. Okula gidince sınıfını gören Pollyanna çok sevindi. Hemen kendine bir sıra buldu ve oraya yerleşti. Ama okulun ilk günü olduğu için bir şenlik vardı. Herkes bahçede yarım saat oyun oynadı. Bundan sonra derslere başladılar.

Pollyanna okuldan dönerken karşıdan karşıya geçiyordu. Tam yolun ortasına gelmişti ki bir araba ona çok hızlı yaklaşıyordu. Pollyanna ne yapacağını bilemeyip bayıldı ve araba sağ bacağının üstünden geçti. Polly Teyze buna çok üzüldü. Doktorlar çağırdı. En sonunda üçüncü çağırdığı doktor Pollyanna'yı hastaneye yatırdı.

Pollyanna hastanede özel bakımdaydı. Hastanede bacağı alçıya alınmıştı. Pollyanna bir kaç ay sonra yürüme dersi alıyordu ve Polly Teyze'ye bir mektup yazmıştı. Mektupta Pollyanna'nın Polly Teyze'yi sevdiği yazıyordu. Bu arada Polly Teyze de eskisi gibi mutluydu.



{Son_____Son_____Son_____Son_____Son_____Son_____Son_____Son_____Son_____Sonnnn}